Bir Hayatta Kalma Hikayesi

İstanbul’da bir kelebek çiftliği… Neden? Çünkü, bir güve olduğu zamanlardan itibaren tüm hayatı, kendini var etme serüvenidir.

Ömrünün 24 saatten mürekkep olduğunu sandığımız kelebek, hayatının çok uzun bir dönemini tırtıl olarak geçiriyor. Güzel, süslü, zarif kanatlarla uçmaya başladığı, artık bir kelebek olduğu zamanlar ise, ömrünün son demlerinde olduğu zamanlar. Bunlar Beykoz’daki Kelebek Çiftliği’nde yaşatılan bir hikaye.

Burası, doğal ortamından koparılan hayvanların depresif halleriyle sergilendiği bir hayvanat bahçesi değil. Tükenmek üzere olan türlerin koruma altına alarak yetiştirildiği bir çiftlik. Girer girmez Sofie ve Atlas isimli köpeklerle karşılaşıyoruz. İlk iş, Kelebeğin Hikâyesi adlı, yarım saatlik belgesel filmi izlemek oluyor. Bize bir kelebeğin ömründen, tüm kelebeklerin doğal döngü için gerekliliğine kadar her şey incelikle anlatılıyor. Bir kelebeğin bir güve olduğu, boyunun bir kurşun kalemin ucunu anca bulduğu ilk dönemlerini anlatırken “fakat” diyor belgeseldeki ses, “güvemiz bir ay içerisinde yüz katı büyür; siz aynı hızla büyüseydiniz, bir aylık bebekken bir otobüs kadar olurdunuz.”

k

Aynı odada, kelebek pupalarının bulunduğu cam bir dolap da var. İçeride güzel kanatlarını giyerek süslenen ve dışarı çıkmaya hazırlanan kelebeğin pupası da parlak taşları ya da şekerlemeleri andırıyor.

Filmi izledikten sonra, kelebeklerin yetiştiği seraya giriyoruz. Yetiştirilen türler tropikal iklimlere alışık olduğu için serada ısı sistemine çok dikkat ediliyor. Kelebekler dallarda, yuvalarda, çiçeklerin üstünde ve havada aniden karşımıza çıkıyor, omuzlarımıza, çantalarımıza, şapkalarımıza konuyorlar. İçerisi sürekli nemli ve biz kendimizi tropikal bir ormanda hissetmemize neden olan ağaçların, bitkilerin arasında beslenen, yumurta bırakan, uçan, uçmaya hazırlanan kelebekler görüyoruz. Pek çoğu da, kozasından henüz kurtulduğu için hareketsiz. “Bekliyorlar, uçacaklar” diyor çiftliğin görevlisi. Birer resim gibi kıpırtısız, kanatları açık duruyor bu kelebekler. Onlara çok sevdikleri portakal ve muz gibi meyveler veriliyor. Meyvelerin üstü güvelerle dolu.

Küçücük yapay bir şelale var, döküldüğü havuzda kırmızı balıklar yüzüyor. İçeride kelebekler dışında bu kırmızı balıklar, bıldırcın kuşları ve bir de iguana var. Kuşlar, kelebeklere zarar veren böcekleri yemeleri için buradalar. Onlar “görevli kuşlar.”

Birer aksesuar gibi ağaçların yapraklarını, dallarını süslemeleriyle bile eşsiz bir estetiğe sahipler.

İçeride istediğimiz kadar kalabileceğimizi söyleyen görevli çıkıp gidiyor ve bu minyatür ormanda kelebeklerle baş başa kalıyoruz.

Bu altı tür kelebek, Malezya, Filipinler, Asya ve Güney Amerika ülkelerinden getirilmiş. Yasalar, en fazla altı türün yetiştirilmesine izin veriyor. Çiftliğin sahibesi kimya öğretmeni Çiğdem Hanım, amacının gelecek nesillere kelebeklerin doğadaki önemini anlatabilmek olduğunu söylüyor.

Çiftliğin bulunduğu arazide kır düğünleri için hazırlanmış bir alan ve bir de ziyaret sonrası oturup atıştırmalık ve içmelik bir kafe var: Obur Tırtıl. Arazi, içindeki çiftlikle beraber oldukça hoş ve temiz bir rekreasyon alanı aslında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s