BAŞKAN PİŞİRDİ BİZ YEDİK

DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ, SOKAKLARININ TOZUNU YUTTUĞU UZUNKÖPRÜ’YE İKİ DÖNEMDİR BAŞKANLIK YAPAN; MEMLEKETİNİN TAŞINA, SUYUNA KISACASI HER DEĞERİNE AŞKLA SAHİP ÇIKAN ENİS İŞBİLEN, MARMARA LIFE EKİBİ İÇİN DEĞİRMENCİ GÖLETİ’NDE BALIK TUTTU…

Havanın soğuk olmasına hiç aldırmadı. Geçirdi ayağına botları, aldı eline oltayı. Değirmenci Göleti’nde her hafta sonu balık tutan eşrafla birlikte beklemeye başladı kısmetinin oltaya takılmasını. O kısmetini beklerken ateşin altı yakıldı, salatalar hazırlandı, tabir caizse Halil İbrahim Sofrası kuruldu… Sadece nasibindeki balığı değil, sohbetini de paylaştı bizimle İşbilen. Çocukluğunun Uzunköprü’sünü, ailesini, okul yıllarını ve bir gün orada da balık tutabilmek için yanıp tutuştuğu Ergene’sini anlattı…

Uzunköprü denilince artık akıllara siz gelir oldunuz. Tarihi eserleri koruma savaşınız dillere destan…
Evet, bu bizim görevimiz. Yaptığımız projeler desteklendikçe mutlu oluyoruz. Tel Çeşme Meydanı, Tekel binası, Aziz loannis Kilisesi, 1890 yılında Fransızlar tarafından yapılan tarihi tren istasyonumuz gibi geçmişten günümüze miras kalan değerleri restore edip turizme kazandırdık. Hatta Tekel binasını müze haline getirirken halkı da dahil ettik. Evinizde, sandığınızda ne varsa getirin bu müzeyi kuralım dedik. Sağ olsun herkes katkıda bulundu. Turizmin canlanması; konaklama, yeme, içme vb. ihtiyaçları da doğurdu. Sadece tarihi değerler korunmakla kalmadı bu sayede Uzunköprü halkına gelir kapıları açılmaya başlandı. Aslında kent de böylelikle kent haline gelir yoksa binalardan ibaret bir yerleşke olur. Savaş verdiğim şeylerden bir diğeri ise herkesin bildiği üzere “Ergene”… Çabalarımız sonuçsuz kalmaz ve orayı fabrika sularından arındırmayı başarırsak umarım bir gün orada da balık tutarız…

Uzunköprü’deki ekonomik gelişmeler göç vermeye engel oldu mu?
O sıkıntı maalesef hala devam etmekte. Uzunköprü’de üniversiteyi kazanma oranı son derece yüksek. Üniversiteyi kazanan evlatlarımız ise tekrar buraya dönmüyor. Tabii ki birtakım şeyler değişiyor ancak genç insanları Uzunköprü’de tutacak ivme henüz yok.

Sanırım buraya olan sevginiz çocukluk yıllarınızdan geliyor…
Memleketimin her yeri benim için kıymetli. Ama söylediğinizde elbette haklılık payı var. Babamın annesi Sofya kökenli, dedemi Uzunköprü’nün yerlisi olarak biliyoruz. İlkokul, ortaokul ve liseyi burada okudum. Yani anlayacağınız ben top oynadığım, tozunu aldığım, kırlarında yuvarlandığım bu yere aitim.

Nasıldı çocukken burası?
Önceki yıllar kendini aratıyor elbette. Maalesef teknoloji ne kadar ilerlerse insanlar doğadan o denli uzak oluyor. Daha rahat büyüdük, sporla daha iç içeydik. Basketbol hastasıydım, hala da takip ederim. İyi ki zamanımızda cep telefonu ve internet yokmuş diyorum.

 

“HAYALLERİM İÇİN BOŞ KAĞIT VERDİM”

Üniversite okumak için Uzunköprü’den ayrılıp İstanbul’a gittiniz, zor olmadı mı?
Üniversiteye gittiğimde ihtilal dönemi yeni bitmişti. Haliyle biraz zordu. Üstelik aileden ilk kez uzaktaydım ama okuma idealiyle yanıp kavruluyordum. Fizik matematik bölümünü kazandığım ilk yıl Abdi İpekçi Öğrenci Yurdu’nda kaldım. Derslere çok fazla asılmasam da, kafamın arkasında hep hukuk olsa da 70 civarı notlarla ilerledim. İkinci dönem trigonometri başladı, yapacak kapasitedeydim ancak eğer çalışırsam bir sonraki yıl gireceğim üniversite imtihanından yani hukuk fakültesi hayalinden vazgeçmek zorundaydım. Cesaretimi topladım, okulda fiilen gözüküp önümüzdeki yıl imtihan için çalışmaya karar verdim. Ve hayatımda ilk defa bir sınavda boş kağıt verip çıktım, çok üzüldüm. Ahmet hocam “Hayırdır Enis?” dedi. Hocam çok üzgünüm, özür dilerim hayatımda ilk defa böyle bir kâğıt vererek sınavdan çıkıyorum dedim. Arkamdan seslenip durdurdu. Eğildi, ben de bu yıl hukuk fakültesine girmek için sınava çalışıyorum diyerek sırtımı sıvazladı. Seneler sonra biz Ahmet hocayla İstanbul’da karşılaştık. İstanbul hukuk fakültesini bitirmişti ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün avukatlığını yapıyordu. Ben de Marmara Üniversitesi hukuk mezunu, Edirne Barosu avukatı olarak bir duruşmaya gelmiştim. Yıllar evvel verdiğim o boş kâğıdı anımsıyorum ara sıra…

Öğrencilik hayatınız nasıl geçti?
Marmara Üniversitesi’ne hukuk fakültesinin kurulduğu ilk yıl girdim; yani ilk mezunlarındanım. İlk 2 yılımızı Fikirtepe’de eğitim fakültesinin içinde bulunduğu kampüste bir yurt binasında geçirdik. Üçüncü yıl Haydarpaşa’daki binada öğretime başladık. Okul kütüphanesinin kitaplarını bile bizler taşıdık. Binaya geldiğimizde camlar kırıktı, güvercinler içeride takla atıyordu. Bir sandalyenin üzerinde yanımızda kitaplarımızla titreyerek derslerimizi görüyorduk. İlk yıl yurtta kaldım, sonra eve çıktım. Daha rahat ettim, kalabalıkla yaşamak hakikaten büyük sorumluluklar istiyor. Öğrencilik hayatım boyunca hafta sonu haricinde belki bir gece sinemaya gitmişimdir. Genelde arkadaşlarımı eve davet ederdim. Alırdık nevalemizi, gazetemizi, kitabımızı muhabbetimizi ederdik. Akşam 8’de belki Aksaray Fındıkzade’de Pehlivan lokantasında, Beşiktaş’ta olduğumuz zaman ise Hünkar lokantasında yemeğimizi yer ve evimize dönerdik. Öğrencinin dışarı ile ne işi var derdik. Lise hayatım da çok iyi geçti. Uslu ve çalışkandım. Ama üniversite hayatımda bunun çok zararını gördüm. Kanunu bilirsiniz ve pratik çalışmasını yaparken uygulamanız gerekir. İşte o uygulamalarda bildiğim halde parmak kaldırmazdım. Konuşma cesaretinin eksikliğini hissettiğim zamanlar olurdu.

Öğrenciyken konuşma konusunda cesaret eksikliği çekmenize rağmen sonrasında siyasete atılmışsınız…
Evet, siyaset konuşma kabiliyeti gerektiren bir iş. Avukatlık değil de başka bir mesleği seçmiş olsaydım belki bu çekimserlik benim hayatım boyunca devam edecekti. Tabii avukat olduktan sonra bu sıkıntının devam edip etmeyeceğine karar verdim. Esasında ben bu çekimserliği devam ettirmemek için avukat oldum. Avukatlık, özellikle küçük yerlerde hukuk anlamında bilginizi insanlara anlatmak demek değil, insanların psikoloğu olmak demektir. Eğer o şahsın davası 3 sene devam ediyorsa 1 senede 12, 3 senede 36 kere gelir yanınıza. Aynı olayı aynı heyecanla anlatır her seferinde…

Eşiniz ile nasıl tanıştınız?
Ebru hanımla tanışmamız Saroz’daki bir yaza dayanıyor. Ebru hanım bir arkadaşıyla birlikte bir tanıdığının evine misafir olarak gelmişti. Orada tanıştık daha sonra İstanbul’da da görüşmeye devam ettik. Ebru ile ilk görüşmemiz öncesinde “Annemle tanıştırmak istiyorum seni” dedi. Tabii haliyle ben bir fren yaptım ama hak verdim çünkü babası vefat etmişti. Bu yüzden temkinli olmak en doğal hakkıydı. Gidip annesinin elini öptüm, tanıştım. Kısmette varmış İstanbul’dan gelin aldık Uzunköprü’ye. İkimiz de misafir olarak gitmiştik Saroz’a, şimdi de tatillerimizi orada yapıyoruz. Bir de kızımız var, İstanbul’da mimarlık okuyor…

Bu koşuşturmaca arasında ailenize ve kendinize ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz?
Hafta sonları elimden geldiği kadar aileme ve kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Programımızı kızımız İstanbul’da okuduğu için eşimle birlikte yapıyoruz. Yürüyüş yapıyoruz, ya da yakın yerlere gidip bir yemek yiyip aile ziyaretlerini gerçekleştiriyoruz. Bazen alışveriş yaparak kafa dağıtıyoruz.

Müzik ve tiyatro ile aranız nasıl?
Türk Sanat Müziğini çok severim. En sevdiğim sanatçı ise Zeki Müren’dir. Ama eşimin ağzından Türk Sanat Müziği dinlemek benim için ayrı bir keyif. Uzunköprü’de bir Türk Sanat Müziği grubumuz var, orada solist olarak Ebru Hanım çok güzel eserler seslendirir. Eğitimi yok ancak çok iyi bir kulağı var. Tiyatroya ilgim var, inşallah yeni yaptığımız kültür sitemizle de birçok tiyatro grubunu getirerek Uzunköprü’nün tiyatro anlamındaki eksikliğini gidereceğiz.

NOTLAR

OSMANLI KANUNNAMELERİ
“Hepsini okuma fırsatı bulamadım ama her fırsatta inceliyorum. Bu kaynakta hukuki analizler, tahliller mevcut. Unutmamak gerek; kanunlar sadece kuralları söylemezler, dönemi anlatır ve o zamanın ihtiyaçlarını ortaya koyar. Bu anlamda kanunların hayat ile bağlantısının önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor.’’

 KADIKÖY ÇOCUĞU
Ben Kadıköy çocuğuyum, sanırım okulum orada olduğu için kendimi öyle adlandırıyorum. İstanbul’a her gittiğimde sahile inip Pazariçi’nde dolaşıp Kadıköy’ün kokusunu almak isterim. O keyif apayrı gelir bana…

“MAKAMI DEĞİL, MEMLEKETİ SEVMEKTİR MÜHİM OLAN’’
1992 yılında CHP Uzunköprü ilçe sekreteri olarak görev yaptım. Siyasete girişim bu şekilde başladı. Daha sonraları belediye başkanı olma fikri aklıma düştü. Bu işi daha iyi yapabileceğimi, Uzunköprü’ye birtakım şeyler verebileceğimi düşündüm. Tabii belediye başkanı olacak birisinin hizmet edeceği yere büyük bir aşkla bağlı olması, savunması, orada yaşaması lazım. Yani anlayacağınız belediye başkanlığı makam odasından ibaret değildir.

UZUNKÖPRÜ OSMANLI İÇİN NE İFADE EDİYOR?
“1485 ile 1930 arasındaki Osmanlı arşivindeki Uzunköprü ile ilgili tüm belgeleri topladık. 10.000 belgeden 400’ünü bir kitaba sığdırdık. Osmanlı’nın son dönemlerinde “Uzunköprü” adını alacak bu kasabanın o zamanlarda kayıtlarda Cisr-i Ergene kasabası olarak geçtiğini öğrendik. Uzunköprü, Osmanlıların Rumeli’de kurdukları ilk yerleşim yeridir. Daha önce var olan bir kasaba değil, tamamen Türklerce oluşturulmuş bir şehirdir.”

“BU ÇOCUK AVUKAT OLACAK!’’
1971 yılında babaannem ile mısır çarşısında sosisli sandviç yiyip ayran içerdik. Yaşlılığın ve gün boyu torunlarla uğraşmanın verdiği yorgunlukla akşam eve döndüğümüzde ayaklarını uzatır ve “Bu çocuklar beni öldürecek yoruldum” diye hayıflanırdı. Sanırım ben çok soru sorduğum için onu yorardım. “Bıktırdı bu çocuk beni, ayy dilimde tüy bırakmadı, hep soru soruyor avukat olacak bu çocuk herhalde” derdi.

Yazı: Dilara Gülşah AZAPLAR/Fotoğraf: Oğuz Fırat ŞENKAL-İlyas YILDIZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s