“BİZİM YORGANCI” FATİH

SİZİN YORGANCINIZ VAR MI BİLMEM AMA BİZİM VAR. TAMI TAMINA 2 YILDIR “BİZİM YORGANCI” FATİH ABİ’NİN EL EMEĞİ, GÖZ NURU DÖKÜP DİKTİĞİ YORGAN İLE UYUYORUM BEN. SADECE YORGAN SATIN ALMAKLA OLMAZ DİYEREK; İŞİNİ ORTAYA KOYARKEN GÖZÜNÜN NURUNU DÖKEN BU ADAMIN HALİNDEN ANLAMAK İÇİN ÇALDIM KAPISINI. ALDIM ELİNDEN İĞNEYİ İPLİĞİ, HEM DİKTİM HEM SOHBET ETTİM…

Geçmişe değer verenler bilir, yorgan başlı başına bir kültür objesidir. Yorganı sadece uyurken ısınmaya yarayan örtü olarak tarif etmek bu kültürü yaşatmak için çaba sarf edenlere ve zanaatkârlara haksızlık olur. “Yorgan gitti, kavga bitti” olmasın diye naftalinleyip dolaba kaldırdığınız ne varsa dökün ortaya. Annenizin veya anneannelerinizin, rengârenk kumaşlardan hevesle yaptığı yorganlar teknolojinin ve fabrikalaşmanın kurbanı olmak üzere. Yorgancılığın meşhur olduğu şehirlerden Kilis ve Trabzon’da bazı yorgancılar hala ayakta kalmayı başarsalar da büyük şehirlerde izine rastlamak artık neredeyse imkânsız… Şehirleşmenin ve modernleşmenin bu denli artmadığı zamanlarda kötü hava koşullarından korunmak için hayvan derilerinden elde edilen örtüleri kullanmış insanoğlu. Zamanla sırayı bitkisel elyaflar ve ipliklerden dokunan bezler almış; pamuğun, ipliğin ve rengârenk kumaşların bir araya gelişi sanata dönüşmüş. Yorgan; genç kızların çeyizlerinde baş tacı olurken, yeni doğum yapmış annelerin lohusalık yorgunluklarını alırmış eskiden. Çok uzun yıllar önce kadınların, evlerinde içleri pamuk ya da yün saten kumaşlara şekil vermesiyle başlayan bu kültür daha sonraları erkekler tarafından bir meslek olarak benimsenerek dükkânlarda yapılır hale gelmiş. Fatih Pala da dayısından miras aldığı yorgancılık mesleğini 18 senedir icra ederek ayakta tutmaya çalışanlardan… 17 yaşında başladığı bu işin tüm ayrıntılarını öğrendikten sonra askerliğin yolunu tutmuş. Askerden döndüğünde ise ilk iş olarak kendisine bir dükkân açmış. Ben de, Bağcılar’daki dükkânında kendisini ziyaret edip, yorgancılığa dair ne varsa sordum, soruşturdum. 10 yıl öncesine kadar daha yoğun bir şekilde çalışırken artık yeni nesil yorganlar ve uyku setleri yüzünden mesleğin değer kaybettiğinden yakınıyor. Bu yüzden de mesleğini çocuklarının sürdürmesinden yana değil. Okusunlar, meslek sahibi olsunlar diyor…

YORGANIN ÖZÜ ‘PAMUK’                                                                                                         Pamuğu buluyor bulmasına ama küçük esnafa sıranın zor geldiğinden dem vuruyor Fatih Abi. Koza pamuğu denilen, yağmur görmemiş, ham, çekirdekli, yumuşak pamuktan yapılırmış yorgan. Sert pamuklardan iğne geçmezmiş, Sire saten kumaşların yerini polyester ağırlıklı saten kumaşların almasından ve doğadan elde edilen pamuğun yerini kimyasal bir ürün olan elyafın almasından pek de hoşnut değil. “Kendim kullanmadığım ürünü müşteriye nasıl satarım” diye, soruyor bana. Ve ekliyor, “TV reklamlarında 3 adet yorgan kılıfını 90 liraya satıyorlar, düşünmek lazım biraz ne kadar sağlıklı o ürünler…” Pamukları Adana’dan temin ediyormuş. Açık tonların motif ve desenleri güzel gösterdiğini, kadife kumaşın toz tuttuğunu, ipek kumaştan yorgan dikilmesinin zor olduğunu, yün yorganların kışın sıcak, yazın serin tuttuğunu anlatıyor Fatih Abi. Yatak üzerine serilen pamuk şiltelerin vücut sağlığımız için ne kadar önemli olduğunun da tekrar tekrar altını çiziyor

YORGANA GİDEN YOL DAYAKTAN GEÇER!                                                                           Yorgan dikilmeye başlamadan önce pamuk meşakkatli bir yolculuğa çıkar. Önce çırçır denilen makinalarda çekirdeği ayıklanır. Hallaç yayı adı verilen yaylı bir aletle dövülüp, kabartılarak hazır hale getirilir. Daha sonra ise keten astarın içindeki pamuğun sabitleme dikişleri yapılır. “Düğmeleme, teyelleme” de denilen bu dikiş torbada bulunan pamuğun ya da yünün daha sonradan torba içinde hareket etmesini engellemek içindir ve yorganın bükülüp katlanması sırasında içindekilerin bir tarafa yığılmasını önler. Dikim işlemi bittikten sonra üzerine göz alıcı renklerden oluşan kumaşlarla desen verilir ve taksimat denilen bir işlemle dilimlere ayrılır. Yorgan ya ustanın yaratıcılığıyla ya da yıllardır uygulanan; çift baklava, kabak çiçeği, dört kemer gibi motiflerle süslenir. Bitirdiği yorganı duvarına asan yorgancı, hem sipariş verene yorganın hazır olduğu mesajını verir hem de eserini sergiler…

YORGAN, YASTIK, İKİ DE BOHÇA                                                                                     Yorgancılık eskiden oldukça itibarlı meslekler arasındaymış hatta şehzadelerin sünnet törenlerinde kullanılmak üzere dikilen yorganların güzelliğinden dolayı, işin erbapları merasimlerde padişahın önünden hünerlerini göstererek geçer, yerlerini alırlarmış. Öyle ki Anadolu kadınının ilmek ilmek diktiği, genç kızların hayallerini nakşettiği yorgan, kurulan hayallerin her daim başköşesinde olurmuş. Çeyizlik yorganlar dikilmeye başlanıyorsa o evin genç kızı büyümüş sayılırmış. Mahalle aralarında yünlerini ve pamuklarını döküp havalandıran, bir yorganın etrafında toplanıp hem sohbet edip hem de genç kızlara çeyiz hazırlarmış anneler… “İnsanlar kolaya kaçtığı için yorgancılık ölüyor. Teknoloji çok gelişti, temizlik yapmak da kolaylaştı. Ama yine de kimse yorganın astarını, kılıfını söküp, pamuğunu yıkamak istemiyor. Hanımlar eskiden uzun uğraşlarla çeşitli motiflerle süslenen yorganları evlerdeki yüklük yerlerine katlayıp koyarlardı. Eski taş yapılı evlerin kalın duvarları arasında yüklük dediğimiz bölümler bulunurdu. Buralara yorgan, yer yatakları ve yastıklar konurdu. Şimdilerde kimse bu kültürü bilmiyor, tanımıyor” diyor Fatih Abi… Haklı, teknoloji ile birlikte değişen hayat şartları alışkanlıklarımızı ve kültürümüzü de alıp götürüyor bizden… Ne yazık ki yorgan da artık teknolojinin çaldıkları arasında yerini almaya başladı. Fatih Abi, mesleğini aşkla ve inatla yapmaya devam ediyor ancak sanayinin gelişmesi, nüfusun çoğalması gibi pek çok etken sosyal hayatı ve siyaseti belirlerken bazı mesleklerin doğmasına bazı mesleklerin de yok olmasına sebep oluyor. Sanırım biraz soluklanmak ve zaman ilerledikçe geride neler bırakıyoruz diye arkamıza bakmakta fayda var. Evet, yorgancılık hala ölmedi ama sürünüyor… Umarım bu kültürü sandıklara kaldırıp, arkamızda bırakmaz, ileride sadece internetten ve kitaplardan öğrendiğimiz meslekler kervanına katmayız…

NOTLAR                                                                                                                                            Bilinen en eski yorgan modeli Mitil’dir. Yaban Gülü, Papyon, Yelpaze, Söğüt Yaprağı, Üçlü Baklava, Asma Lale, Fildişi, Akasya Çiçeği, Bülbül ve Gül, Üç yapraklı Yonca, Üç dikişli Kare, Tütün Yaprağı, Yapraklı Menekşe, Yelken, Tavan Nakışı, Sade Muz, Çerçeveli Gül, Göbekli Orkide, Ayçiçeği, Kare Çark, Asma, Zincir, Batırmalı Mekik, Top, Göçmen Kuşlar, Tavus Motifi, Serpme Lale ve Karadeniz motifleri yorgancılıkta kullanılan yaklaşık 200 motiften en çok bilinenleri arasındadır.

YORGANCI YÜKSÜĞÜ                                                                                                           Yorgancının dikiş yüksüğü terzi yüksüklerinden farklıdır. Yaklaşık 1,5 cm eninde iki tarafı da açık halka gibidir. Halkanın iki tarafında çıkıntısı vardır. Dikiş sırasında iğnenin kaymasını önlemek ve kumaşa kolay saplanmasını sağlamak için yüzeyi de pütürlüdür. Ancak, bu pütürlü yüzey iğnenin dibiyle teması sırasında dikiş ipliğini çürütüp koparabilir. Bunun için de yorgancılar yüksüğün üzerine pamuk ipliği sararlar.

PAMUK                                                                                                                             Ebegümecigiller familyasından, lif ve yağ elde etmek maksadıyla ekilen otsu veya odunsu bir bitkidir. Gövdesi dik, dallanmış ve çok tüylüdür. Yaprakları uzun saplıdır. Meyvesi 3-5 gözlü bir kapsüldür. Her gözün içinde siyahımsı renkli, oval ve üzeri uzun, sık ve beyaz tüylerle örtülü 5-10 tane tohum vardır. Yurdumuzda koza veya yerli türü yetiştirilir. Yerli pamuk 75-80 santimetre boyunda, yan dalları kısa, gövde ve yaprak sapları siyah benekli bir türdür. Haziran-Temmuz aylarında sarı çiçekler açar. Kozalar olgunlaştıktan sonra hasat yapılır. Tohumlarının çevresinde meydana gelen ince, yumuşak teller işlenerek hidrofil pamuk yapılır.

 

Yazı: Dilara Gülşah Azaplar / Fotoğraf: Sadık Mustafa Kalaman

 

Marmara Life sayı 97- Temmuz/Ağustos 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s