Tevfik Fikret’in Penceresinden ‘Aşiyan’

Kendi duygularına çok bağlı, dünyayı onların ardından, Aşiyan’daki penceresinden gören, fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâir; Tevfik Fikret…

Fikret, “Kuş Yuvası” adını verdiği Aşiyan’ın penceresinden öyle şeyler görür ki; bazen kendine pek yabancı hisleri bile söyleyecek, sanatına pek muğâyir hatları bile çizecek, hatta kalemine pek menfur kelimeleri bile yazacaktır. Tevfik Fikret, kişilik olarak “Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin” mısrasını yaşamında ilke edindiği gibi edebiyat üzerine kanaatlerinde de bu sözü düstur edinmiş bir şairdir. Başkalarını kırma adına doğruyu söylemekten sakınmaz. Açık sözlü olmayı kendi şairliği ve şiiri için de tercih eder. Bu nedenle zaman zaman kendini ve şiirinin bazı yönlerini eleştirir. Örneğin; ‘Resim Yaparken’ şiirinde bir şair olarak okuyucusuna içini döker: “Lakin zaman olur / Pek ruhsuz bulurum da beğenmem tabiati / Mutlak o gün beğenmek için hasta münfail / Bir başka çehre, giryeli bir çehre isterim / Bundandır işte şi’r olacak yere sözlerim / Ba’zan figan olur!” der… Şiir yazmanın ilhamını resim sanatıyla bağdaştırarak anlatmak istemiş, şiir olacak yere figan olan sözlerine dem vurmuştur. Bunu da okuyucusu ile paylaşmaktan çekinmeyerek figan etmiştir. Dil ve edebiyat yazılarında genellikle edebî metinlerden veya mevzulardan hareketle teorik düzlemde çoğu zaman Servet-i Fünûn edebiyatının edebî ve estetik algısına dayalı yazılar kaleme alan sanatçı, bunların dışında kalanlarda ise yazar ve şairleri konu edinerek onların sanatını değerlendirmiştir. Tevfik Fikret sanatın toplumsal olaylardan bağımsız olmayacağını savunmuş ve Aşiyan’da inzivaya çekildiği dönemde bile toplumsal konularda kaleme aldığı şiirleri elden ele dolaşmıştır. Özünde yeni Türk şiirinin savunuculuğunu yapan Fikret, şiirinden hareketle, naif biçimde, Servet-i Fünûn şiirini savunur. Hasta Çocuk hakkında yapılan eleştirilere polemik edasından uzak biçimde cevap vererek manzumeyi Edebiyât-ı Cedide şiiri bağlamında değerlendirir: “Affedersiniz, ey muhterem kari’ler!.. Sadedi büsbütün zâtî ve samîmî bir hissin zebunu eden şu kalem size bugün daha eğlenceli bir musâhabe yazabilirdi; fakat kusura bakmayın; müdâfa’a etmek istediği eser kendi mahsul-i hüneri olmaktan ziyâde tarz-ı cedidede bin bir semere-i nâ-reste-i feyzidir. Onu kendi nâmına kaydetmesi bir cür’et sayılır amma müdâfa’ası kabahat sayılamaz!”

Tıpkı Tevfik Fikret gibi dönemin edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir. Abdülhamit’in baskıları veuyguladığı sansür, Fikret’in inandıklarından ödün vermesine izin vermez ve o, inandıklarının peşinden giderken toplumla arasındaki açı giderek genişler. Dönemin çalkantılı havası ve “Servet-i Fünun” dergisinin Sultan II. Abdülhamit tarafından kapatılması üzerine Tevfik Fikret oğlu Haluk’u büyütebileceği uzak bir yerde ev yapma arzusuna bürünür. Ne çok uzak, ne çok yakın, mesleğine devam ederken, ülkesindeki gidişatı izleyebileceği ve üretebileceği Aşiyan’da, projesini kendi çizdiği bir yuva kurmak için harekete geçer. Elindeki mal varlıklarını satarak elde ettiği para yetmeyince Robert Kolej’in idaresinden aldığı bir miktar avansla evi tamamlar ve 1906 yılında hayalindeki yuvaya kavuşur. Aşiyan Farsça’da “yuva” demektir. Fikret, evinin adını Aşiyan koysa da, o evde yazdığı pek çok şiirinin altına ‘Kayalar’ diye not düşmeyi ihmal etmez…

ZiNCiR                                                                                                                                                  İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra arkadaşlarıyla birlikte Tanin gazetesini çıkaran Fikret, gazetenin İttihat ve Terakki’nin resmi yayını durumuna gelmesi üzerine hayal kırıklığına uğrar. Kendisine Maarif Nazırlığı(Milli Eğitim Bakanlığı) önerilmesine rağmen gazeteden ayrılır. Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla Galatasaray Lisesi müdürü olur ancak o günlerde 31 Mart Olayı yaşanır. Tevfik Fikret, Galatasaray Lisesi’ne saldırmak isteyenlere karşı kendini okulun kapısına zincirle bağlar, “Cesedimi çiğnemeden okula giremezsiniz” diyerek saldırıya izin vermez. Ertesi gün ise istifa eder. Öğrencilerin ısrarlarıyla görevine döndüyse de yeni gelen Maarif Nazırıyla anlaşamaz. Galatasaray’dan ayrılır ve tamamen Aşiyan’a çekilir. Artık, İttihat ve Terakki iktidarına da muhaliftir. Sadece Robert Kolej’inde çalışan şair, aşırı üzüntüler sonucunda ağır bir şeker hastalığına yakalandığında yıl 1914’ü gösterir. Tevfik Fikret 19 Ağustos 1915 sabahı şeker komasına girerek çok sevdiği Aşiyan’da hayata gözlerini yumar. Cenazesinin başında kimsenin konuşmamasını ve evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet eder ancak cenazesi o dönem Eyüp’te toprağa verilir. Taa ki Aşiyan müze olana kadar bu vasiyet gerçekleştirilemez. Evin müze oluşunun hikâyesi de bir o kadar ilginçtir. 1940’ta maddi sıkıntılar içerisinde olan Tevfik Fikret’in eşi Nazime Hanım önce evin eşyalarını satarak bir süre geçimini sağlar. Daha sonraları ise odaları Robert Kolej öğrencilerine kiralamaya başlar. İlerleyen zamanlarda Robert Kolej’in Aşiyan’ı satın almak istemesi üzerine gazeteler bir kampanya başlatır. Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ise İstanbul Belediyesi’ne, Aşiyan’ı satın alıp Edebiyat-ı Cedide Müzesi’ne dönüştürmesini teklif eder. Belediye binayı satın alır, Tevfik Fikret’in dağılan eşyaları tek tek toplanır, kaybolanların ise bire bir benzerleri yaptırılır. Uzun ve meşakkatli bir çalışmanın sonunda müze 1945 yılında Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak törenle açılır. Yıllar geçer, 1961 Aralık ayında Tevfik Fikret’in mezarı, yine törenle, Aşiyan’daki evinin bahçesine nakledilir. Kayalıklar mevkii işte o tarihten itibaren Aşiyan olarak anılmaya başlanır… Bugün ‘Aşiyan Müzesi’ adını alan müzede Tevfik Fikret’e ait mektup ve fotoğraflar, çalışma masası, yatak odasında şairin vefat ettiği yatak ve öldüğü gün yüzünden alınan maskın bir kopyası ve daha nice değerli eşyaları sergileniyor. Dokusu, yaşanmışlığı ve sunumu ile ziyaretçilerini adeta tarihi bir yolculuğa çıkaran müzede, şair Nigar Hanım’a ve Abdülhak Hamit’e ait bazı özel eşyalar ve fotoğraflar da mevcut… Sadece barındırdığı değerlerle değil manzarası ile de insanı büyüleyen Aşiyan Müzesi, Pazartesi günleri hariç her gün 09:00 – 16:00 arası edebiyat ve müze severlere, geçmiş zamanın izlerini Tevfik Fikret’in penceresinden sunuyor…

NOTLAR                                                                                                                                                  1901 yılına kadar Servet-i Fünun dergisi etrafında gelişim gösteren Edebiyat-ı Cedide akımı Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızca’dan çevirdiği “Hukuk ve Edebiyat” makalesi II. Abdülhamit tarafından kışkırtıcı bulunmuş ardından Servet-i Fünun dergisinin kapatılması ile Edebiyat-ı Cedide akımı sona ermiştir. Edebiyat-ı Cedide akımının başlıca temsilcileri; Tevfik Fikret, Halit Ziya, Cenab Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Hüseyin Siyret, Hüseyin Suad, Ali Ekrem, Süleyman Nazif, Süleyman Nesib, Faik Ali, Celal Sahir…

MUALLİM FİKRET                                                                                                                         Ticaret Mekteb-i Âlisi’nde, Galatasaray Lisesi’nde, Daru’l-Fünun’da ve Robert Kolej’de öğretmenlik yapmıştır. Galatasaray Lisesi’nde birçok kere müdürlük yapmışlığı da vardır ancak Maarif Nezaretinden müdahale olduğu için yine birçok kere istifa etmiştir. Robert Kolej’deki öğretmenliği ise ölümüne dek sürer…

“İNAN HALÛK, EZELİ BİR ŞİFADIR ALDANMAK!”                                                              Haluk; Tevfik Fikret’in, şahsında yarının gençliğini sembolleştirdiği oğludur. Fikret, fikirlerini bir uygulama sahası olarak gördüğü oğlu için şiirler yazar, kitaplarına onun adını koyar. Haluk; Fikret için ülkenin kalkınma sembolü, “karanlıkları boğacak ışık, gökten deha-yı nârı çalacak olan kahraman’dır. Fikret, 1909 Eylül’ünde henüz on dört yaşındayken Haluk’u elektrik mühendisliği öğrenimi için büyük ümitlerle İskoçya’nın Glasgow şehrine gönderdi. Robert Kolej’den ayrılıp İskoçya’da elektrik mühendisliği tahsiline başladığında Hristiyan bir ailenin yanına yerleştirilen ve henüz 16 yaşında olan Haluk, bu ailenin telkinleriyle Hristiyanlığı seçer.

İZLER                                                                                                                                                   Okula giderken oluşturduğu ayak izlerine bakarak yazdığı İzler adlı alegorik sonenin son üçlüğü manidardır: “…geçerdim basıp bir takım izlere; / eğildim biraz dikkat ettim yere! / O izler benim, hep benim izlerimdi.”

 

Yazı: Dilara Gülşah Azaplar / Fotoğraf: Sadık Mustafa Kalaman

 

Marmara Life sayı 97- Temmuz/Ağustos 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s