Yardımlaşmanın İnceliği “SADAKA TAŞI”

YARDIMLAŞMA KADAR, YARDIM EDİLİRKEN TAKINILAN TAVIR VE ÜSLÛP DA SON DERECE ÖNEMLİDİR. ZÎRÂ YANLIŞ BİR DAVRANIŞ, KARŞI TARAFIN HİSLERİNİ RENCİDE EDEBİLİR. SADAKA TAŞLARI İSE OSMANLI’NIN RENCİDE ETMEDEN YARDIMLAŞMA ŞEKLİDİR. PARAYI VEREN DE BELLİ DEĞİL ALAN DA. AMAÇ İHTİYAÇ SAHİPLERİNE ULAŞMAK, VARLIĞI VE YOKLUĞU PAYLAŞMAK…

Artık birçok yardım da, iyilik de reklam aracına dönmüş durumda. Maalesef yardımlaşmanın maneviyatına erişemeyenler bu durumu kendileri adına PR çalışması haline getirdi… Oysaki bizim dedelerimiz, nenelerimiz daha doğrusu eski toprak dediğimiz nesil, Peygamberimizin “Bir elin verdiğini diğer el duymasın” felsefesini şiar edinmişti. Ki o nesil geçmişte bunu çok iyi göstermiş, “milli dayanışmanın” nasıl olması gerektiği konusunda önemli örnekler vermiştir. Mesela bırakın uygulamayı, artık yeni nesil tarafından varlığından bile bihaber olduğumuz bir sadaka taşımız vardı. Tarihi çok eski olan sadaka taşları Bizans ve antik dönemden kalma porfir sütunlardır. Osmanlı döneminde toplumsal ahlak kuralları çerçevesinde oluşturulan sadaka taşları yardımlaşma felsefesinin en güzel ürünü olarak tarihe geçmiştir. Eskiden İstanbul’da 173 tane vardı ancak sadece 1 tanesi ayakta kaldı. O da Üsküdar Doğancılar’da…

 

SİMGESİ, ASALET VE MERHAMET…                                                                                        Amaç; Osmanlı devrinde derdini kimseye anlatamayan ihtiyaç sahibi insanları rencide etmeden yardımda bulunmak, onların dualarını almak. Toplum olarak bir arada huzur içinde nasıl yaşanabileceğini göstermek. Cami, çeşme yanı ve hastane gibi yoğunluğu olan bölgelerde silindir şeklinde 2 metre uzunluğundaki taşların içine bırakılan parayı, bırakan da alan da bilinmez… Bunun için genellikle akşam saatleri seçilir. İhtiyaç sahipleri geceleri taşa gelir ve ne kadar para lazımsa alır, fazlasını ise bırakır… Parayı alıp ihtiyacını gören parayı bırakanlara kalben dua eder. Kesinlikle karşılık beklenmez ve Allah rızası için imece usulü yapılan bir yardımlaşmadır. Eski dönemlerde Konya, İzmir, Ankara, Kayseri, Çorum, Yozgat, Sivas, Kastamonu, Diyarbakır, Erzurum ve İstanbul’da vardı… Hele de İstanbul’da bir dönemde 173 tane olduğu belirtilir. Son zamanlarda ise sadece 4 tanesi hatırlanır ki bunlardan sadece Üsküdar Doğancılar’da olanı kalmıştır ve onun da yarısı toprağa gömülüdür… İzmir’de ise 4 camide varlığını devam ettirir. Namazgâh semtindeki Kurşunlu, Pazaryeri ve Şeyh Camileri ile İkiçeşmelik’teki Natürzade Camisi’nde. Zengin ve fakirlerin birbirini ezmeden ortak paylaşım duygusunu geliştirebildiği önemli bir görev görür sadaka taşı… Aynı zamanda duygudaşlık kurabilme gücünü de göster. Günümüz dünyasının çok konuşulan ve dillendirilen olayı geçmiş tarihimizde uygulamalı olarak hayata geçirilir, insan onuru ve gururunun ne kadar önemli ve değerli olduğu bizzat gösterilir. Nasıl mı? Birine yardım edilecekse o karşıdaki insanı mahcup etmemek adına para eline verilmez. Taşlara konulur. Muhtaç insanların psikolojisi düşünülerek çok anlamlı bir tasavvur gerçekleştirilir. Ve yardımlar yapılırken “ne oldum değil ne olacağım” düşüncesi ön plandadır. Varlıklı insanlar bulundukları durumu hazmeden “düşmez kalkmaz bir Allah” mantığındadır. sadaka taşının amacını belki de çok iyi anlatan bir örnek de cellatların mezarlarının başına konulmuş olması… Cellat Mezarları’na toplumun tepkisini çekmemesi ve beddua yememesi adına isimleri yazılmazken yanlarına sadaka taşı konur. Peki neden? Toplum cellatlara nefretle bakabilir ama onların da bir ailesi, çocukları vardır. Ve onlar da yardıma ihtiyaç duyabilirler düşüncesi mevcuttur. Bir diğer örnek ise cüzzam (lepra) hastalarıdır. Toplum tarafından dışlanan ve fiziki görüntülerinin itici görülmesi nedeniyle gözlerden uzak yaşayan bu insanların, o dönem İstanbul’da bakımını üstlenen miskinler tekkesiolarak isimlendirilen bir kurum vardır. Ve cüzzamlıların olduğu yere Sadaka Taşları konulur. Delikten bir para düştüğünde içeriden birisi diğerlerine haber verir ve hep birlikte “Amin”e başlanır. Toplanan paralar bir sandıkta biriktirilir ve haftadan haftaya açılarak miskinler arasında pay edilir… Eski zamanlarda sadaka taşının işleyişi konusunda müstakil vakıflar kurulur ve taşların muhafazasıyla ilgili de görevli kişiler olurdu. Günümüz dünyasında da internet ortamında aynı adı taşıyan yardım kuruluşunun olduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca tarihimizde pek çok misâlleri olan bu konuya günümüzde “Askıda Ekmek” uygulaması oldukça güzel bir örnektir. Dileriz paylaşmayı esas almış bir ecdadın nesli alanla vereni karşı karşıya getirmeden yardımlaşmayı öğrenir ve öğretir.

ZİMEN DEFTERİ GELENEĞİ                                                                                                     Osmanlı döneminde sadaka taşı kadar etkili ve takdir gören, hayranlık uyandıran bir diğer uygulama ise Ramazan aylarında hayata geçen “Zimen Defteri”dir. Bu gelenek de sadaka taşı ile benzerlik gösterir, ortak noktası çoktur… Durumu iyi olanlar tanınmamak için kılık kıyafet değiştirir ve hiç bilmedikleri bir semte giderler. Bakkal ve esnafın sakin olduğu bir zamanı seçip -Zimen defteriniz var mı? diye sorarlar. Ki zimen defteri mahalle sakinlerinin borçlarının yazılı olduğu defterdir. Esnaf, zimen defteri varsa çıkarır ve zengin kişi “Lütfen baştan, sondan ve ortadan şu kadar sayfanın yekûnunu yapınız” der. Esnaf da hesaplar ve gelen kişi bu borçları kapatır. Yardım sonrası “Allah kabul etsin” denir ve borçlar silinir. Borcu ödeyen de borcu silinenin de kim olduğunu taraflar bilmez. Ve bu da sadaka taşında olduğu gibi Allah rızası için yapılır…

NOTLAR

FRANSIZ’IN ANISI                                                                                                                  17.yüzyılda İstanbul’u anlatan bir araştırma yapan Fransız gezgin, Sadaka Taşı konusunda gözlemde bulunur. Bir hafta boyunca bir taşı takip eder. Ancak o süre zarfında içinde para bulunan taşa kimsenin gelmediğini not düşer.

“Sadaka Taşları”, farklı çap, ebat, şekil ve türde olmakla beraber genellikle beyaz renkli, silindirik, çoğu antik mermer sütunlardır. Yere, dikine gömülmüşlerdir.

Yazı: Burçak Öksüzdoğan

 

Marmara Life sayı 97- Temmuz/Ağustos 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s