Ramazanda Bir Başkan

“İNSANIN DA KAİNATIN DA ÖNEMLİ ANLARI VE MEKANLARI VARDIR. İNSANIN MEKANI OLAN BEDENİN GÜZEL YERLERİ OLDUĞU GİBİ, İNSANIN ZAMANI OLAN MANEVİYATIN DA EŞREF VAKİTLERİ OLURMUŞ. BANA KALIRSA RAMAZAN AYI İNSANIN EŞREF VAKTİDİR.”

Bir sokak iftarında bir araya geldiğimiz Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’in ağzından dökülen bu sözler belki de Ramazanın maneviyatını başka bir açıdan değerlendirmemiz için bir kapı aralıyor bizlere… Ramazan boyunca Sarıyer’in her gün başka bir mahallesine kurulan bu iftar sofrasına; trafiğe yakalananlar, yaşlılar, kalabalığın maneviyatını özleyenler, ihtiyacı olanlar ve daha niceleri konuk oluyor. Şükrü Genç ise vesilesi ne olursa olsun aynı amaç için aynı sofrada buluşan bu kalabalığa neredeyse her gün eşlik ediyor. Röportaj yapabilmek için o sofraya biz de konuk oluyor, hem ezanı hem Şükrü Genç’i beklemeye başlıyoruz. Genç, iftar alanına gelir gelmez insanlarla selamlaşıyor, fotoğraf çektiriyor, hal hatır soruyor. Sonra kendisine bir köşe bulup ezanı beklemeye koyuluyor. Ezan okunuyor, oruç açılıyor, aynı telaş yine başlıyor. Başkanın etrafını meraklı bir kalabalık sarıyor. Kalabalıkla edilen sohbetin bittiğini görür görmez bu kez ben giriyorum devreye. Röportajı yapmak için yanına gidiyorum ve bu koşuşturmacanın sadece birkaç saatine tanıklık etmeme rağmen merak edip sorduğum ilk soru “Her gün bu tempoya nasıl dayanıyorsunuz?” oluyor… “İnanın ben de bilmiyorum. Sahura kadar ayakta kalıyorum, eve gidip birkaç saat uyuyup sabah erkenden tekrar bu tempoya ayak uydurmaya çalışıyorum.”

Peki, Ramazanda bir gününüz nasıl geçiyor?                                                                          Sabah 6 gibi kalkıyorum eğer bir toplantı ya da program varsa öncelikle onu hallediyorum. Sonra tekrar rutin işlere dönüyorum. İftar saatine kadar yetişmesi, yapılması gereken işleri halletmeye çalışıyorum. Ramazanda başkan olmanın manevi yükü daha da artıyor aslına bakarsanız. Çünkü insanlar daha hassas oluyorlar. Bize çok küçük gelen meseleler karşıdaki insan için hayati önem taşıyabiliyor. O yüzden yanıma kim gelirse dinlemeye çalışıyorum. Ki iftar meydanlarında bu daha sık yaşadığım bir durum. İftardan sonra da Sarıyerlileri eğlendirmek için İstinye Tersanesinde Ramazan etkinlikleri yapıyoruz, oraya gidiyorum. Daha sonra Artvinli bir kardeşimizin sahur programına davetliyim. Ee artık oradan da evime geçerim…

Bu bol tempolu yaşama aileniz nasıl yaklaşıyor?                                                                       İşin açıkçası sitem ederek, yanlış anlaşılmasın bu sitem özledikleri için. Yoksa aileme özellikle eşime desteklerinden ötürü her daim teşekkür ederim. Tempo ne kadar yoğun olursa olsun beni desteklemekten vazgeçmiyorlar. Ama haklı olarak özlüyorlar, özellikle de 5 yaşındaki torunum bana bu yüzden küsüyor. Sanırım bana çekmiş, fazla duygusal bir çocuk…

“PORTAKAL YESEM ORUCUM BOZULUR MU?”                                              Çocukluğunuzdaki Ramazanlara dair neler var aklınızda?                                                  Neler yok ki? Yanlış hatırlamıyorsam ilkokul 2. sınıftaydım, oruç tutacağım diye annem ve babamla sahura kalkmıştım. Sabah okula gidince de beslenme saatinde öğretmenimin yanına gidip “Portakal yesem orucum bozulur mu?” diye sormuştum. Öğretmen annemi çağırıp “Bu çocuğa oruç tutturmayın” demiş. Tabii güzel anılar bunlar. Mesela bayram sabahlarını dört gözle beklerdim. Önce babam ve kardeşim ile bayram namazına gider sonra el öpüp harçlık toplardım. Baya da iyi harçlık toplardım bu arada. Bir de akide şekeri, en çok kırmızı çizgili olanı severdim. O zamanlar şimdiki gibi çikolata da yok tabii, Alamancılar getirirdi çikolatayı. Hep onlar bozdu piyasayı.

“Nerede o eski Ramazanlar…” diye hayıflananlardan mısınız?                                    Sayılır. İnsan ister istemez geçmişle mukayese ediyor. Bizim zamanımızda eğlence kültürü daha güzeldi. Feshaneler, meddahlar, akide şekerleri, hoş sohbetler… Kısacası insan ilişkileri daha yoğundu, daha sıcaktı. Şimdilerde teknoloji bunları bizden çalıyor. Elbette teknolojinin nimetleri inkar edilemez ama gelenekselliği öldürdüğü de acı bir gerçek…

Belediye başkanı olarak bu kültürü yaşatmak adına siz neler yapıyorsunuz?                 Her yıl Ramazanda İstinye tersanesinde etkinlikler düzenliyoruz. Geçmişle geleceği harmanlıyoruz, Hacivat- Karagöz’den, tiyatroya, atlıkarıncadan, konsere birçok aktivite mevcut.

Belediye başkanı olmaya nasıl karar verdiniz?                                                                            Bu soruyu ben de kendime sordum. Ve fark ettim ki ben çocukken de böyleydim. Hep sınıf başkanı olurdum. Kabataş Lisesi’ndeyken de, daha sonra işçi temsilciliği yaptığım dönemde de toplumsal olayların başında olurdum. Yakından takip ederdim. Sanırım bu bir hedef ya da plan değil fıtrat meselesi…

SEPETÇİ BAŞKAN

Okul hayatınıza dair başka neler kaldı aklınızda?                                                              Kabataş Lisesi denilince aklıma hep Hababam Sınıfı ve Rıfat Ilgaz gelir. Kendisi bir dönem orada edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Zaten bana kalırsa Kabataş Lisesinin esintileri Hababam Sınıfı’nda hissediliyor… Lisedeyken folklor ekibindeydim, zeybek hariç bütün oyunları oynamışlığım vardır. Hatta 74 Kıbrıs Çıkarması’nın olduğu dönem, Fransa’da kılıç kalkan oynadık. Ee haliyle o dönem pek sıcak karşılanmadı. Bir dönem de harçlığımı kazanabilmek için Beşiktaş pazarında sepet satardım. Tabii o zamanlar bu kadar çok Pazar kurulmazdı. Kadıköy, Beşiktaş gibi birkaç semtte pazar kurulurdu. Okuldan çıktıktan sonra 6 arkadaş pazara gider sepet satardık. Önceleri herkes sattığının parasını alırdı ancak ilerleyen zamanlarda baktık ki kimisi çok az kazanıyor, kimisi çok fazla. Biz de kazandığımızı ortaya koyup altıya bölmeye başladık. Bir dönem de üniversitedeyken duvar boyacılığı yaptım. Mühendis olduktan sonra da hep şantiyelerdeydim zaten.

İş hayatına atıldıktan sonra neler yaptınız?                                                                               Yurt dışında şantiyelerdeydim hep. Irak, Libya, Rusya bir dönem Ukrayna daha bir sürü ülkede bulundum. Ve ülkemin kıymetini daha iyi anladım. Yazı da, kışı da bir başka güzel geliyor gurbette. Hele ki çay… Buğusu, kokusu, çayı birlikte yudumladığınız insanların sohbeti bir başka oluyor. O dönem yeni çıkan teyplerden almıştım ama kaset bulmak zordu haliyle. Elime Sezen Aksu’nun bir kaseti geçmişti. 3-4 ay onu dinledik bıkmadan. Tabi ki yurtdışında kendi toprağından insanlarla bir araya gelip sohbet edip, çay kahve yudumluyorsun ama vatan toprağındaki gibi olmuyor hiçbir şey…

Sarıyer’e olan bağlılığınızın sebebi nedir?                                                                 Çocukluğum. Giresun Şebinkarahisar’da doğdum ama 50 yıllık Sarıyerliyim ben, ailemle beraber 7-8 yaşında İstanbul’a geldim. Babam askerden sonra İstanbul’a geliyor ve İstanbul’un köyümüzden farklı olduğunu fark ediyor. Tabi o zaman köyde okul falan da yok, tutup bizi de İstanbul’a getiriyor. Yanlış hatırlamıyorsam yıl 1960’tı. İstanbul’a geldiğimden beri de buralardayım. Gecekondu bölgesi olan Hisarüstü’nde yaşıyorum. Oradan taşınmayı da düşünmüyorum. Çünkü beraber büyüdüğüm herkes hala orada.

Spor ve müzikle aranız nasıl?                                                                                                      İkisini de çok severim. Bir ara seçim hazırlıkları yüzünden 1 ay türkü dinleyemediğimi fark ettim ve sabah 5’e kadar türkü dinledim. Hatta ben de çok güzel uzun hava söylerim. Kaval ve bağlama çalarım. Bu kültürü bana dayım aşıladı diyebilirim. Yanık yanık uzun havalar söylerdi. Gençliğimde basketbol oynardım ancak şimdilerde hiçbir şeye fırsatım olmuyor. Spor yapabilmek için zinde bir vücut gerek, ben uykuyu bile kimi zaman es geçiyorum. Bu yoğun tempoda spor benim için biraz zor…

NOTLAR

KARADENİZ ESİNTİLERİ                                                                                                                    Bir gün Trabzon’dayken sohbet esnasında Sarıyer lafı geçti. Bunu duyan bir vatandaş yanıma gelip “ Ula ha o sen misun?’’ dedi. Şaşırıp ne olduğunu sorunca “Sen Chp’lu değil misun? Bağa ne mesaj atayisun. Ben başka partiye oy veriyrum’’ dedi. Konuşunca anladım ki benden önceki dönemlerde başkanlık yapan arkadaş adına kendisine mesaj atılıyormuş meğerse…

SARIYER AKADEMİ                                                                                                                  “Eğitimde fırsat eşitliği adına çok önemli bir projeyi hayata geçirdik. Sınavlarına hazırlanan öğrenciler ile mezun durumda bulunan kişilere akademik destek, sınıf düzeyinde desteklerinin tamamlanması ve bir üst eğitim kurumuna hazırlık sürecinde destek olmak amacıyla Sarıyer Akademi’yi kurduk. Ücretsiz hizmet verecek merkez, eğitim alanında çok deneyimli hocaların eşliğinde gerçekleşecek. Yaşar Kemal Kültür Merkezimizin alt katında 12 derslikten oluşan 600’e yakın öğrenci kapasiteli bir akademi kuruyoruz. Akıllı tahtaları, kütüphanesi ile modern ve teknolojik bir merkez.”

YAZ OKULLARI                                                                                                                                      Her yıl yaz ayları boyunca çocuklara yaz spor okulları açıyoruz. Birbirinden farklı 10’dan fazla branş açıyoruz. 2009 yılında 900 öğrenciyle başlayan eğitimlerimiz 2015 yılında üç binin üzerine çıktı. Eğitimler için gerekli olan spor malzemelerini ve kıyafetleri belediyemiz sağlıyor ve evden servisle ulaşım hizmeti sunuyoruz. Çocukları spor yapmaya teşvik eden güzel bir proje. Böylece zararlı alışkanlıklardan uzak duruyorlar.

SARIYER EDEBİYAT GÜNLERİ                                                                                                      İlkini 2012 yılında gerçekleştirdiğimiz Sarıyer Edebiyat Günleri sadece Sarıyerlilerin değil tüm İstanbulluların ilgi odağı oldu. Edebiyatçılar, yazarlar, çizerler ve sanatçıları okurlarıyla buluşturuyoruz. Şiir teknesi ile İstanbul Boğazı’nı bir baştan bir başa geziyoruz, şairler şiirlerini seslendiriyorlar. Söyleşiler, paneller, imza günleri, kitap stantları, sergiler mevcut.

GERİ DÖNÜŞÜMLÜ BURS                                                                                                               5 bin öğrenciye ayda 80 liralık burs veriyorum ve bu bursun bir miktarını geri dönüşümden elde ettiğimiz gelirle yapıyoruz. Geri dönüşümün sürdürülebilir kalkınmaya nasıl fayda sağladığının bizzat şahidiyim. O yüzden her evde geri dönüşüm kutusu bulundurmaya özen gösteriyoruz. Başta çocuklar ve anneler olmak üzere Sarıyer halkına bu konuda gerekli eğitimleri vermeye başladık.

Yazı: Dilara Gülşah Azaplar

 

Marmara Life sayı 97- Temmuz/Ağustos 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s