ÇİVİ VE TELLE YARATICI BİR DOKUNUŞ FİLOGRAFİ

YARATICILIĞIYLA FİLOGRAFİNİN SINIRLARINI AŞARAK BU SANATA BAMBAŞKA BİR BOYUT KAZANDIRAN MERYEM MERAL OKUR İLE MARMARA LIFE OKUYUCULARI İÇİN BURSA ELMAS SANAT EVİ’NDE BİR ARAYA GELDİK.

Çivi ve telin ahengi tuvale yansır, filografi işte böyle hayat bulur…

Hollandalı bir matematik hocasının öğrencilerine toplama, çıkarma işlemlerini öğretebilmek için geliştirdiği bir sistem olarak ortaya çıktı filografi. Zamanla sinir hastalarının tedavisi için kullanılan bir yöntem oldu derken Osmanlı topraklarında can buldu, maharetli ellerde sanat oldu. Bu sanatı daha yakından tanımak, nasıl yapılır öğrenmek için düştük Bursa’nın yollarına. Filografi sanatçısı Meryem Meral Okur’la görüşünceye dek aklımdan geçen hep şu soruydu: bu sanatı farklı kılan neydi de; bizi Bursa’ya, her köşesinde ebrudan çiniye birçok sanat çalışmasının yer aldığı sokağa, bu şirin sanat evine getirdi? Yaptığımız söyleşide, sevgili Meral Okur’un eserlerini incelediğimde gördüm ki filografi onunla gelenekselliğin duvarlarını aşmış, yeni bir biçim almıştı. İnternette küçük bir araştırmayla filografi sanatındaki örneklere baktığınızda genellikle birbirinin benzeri çalışmalara rastlarsınız. Hat üzerine işlenmiş geleneksel filografi sanatında Elif, Vav sık çalışılan figürler arasındadır. Fakat bugün filografi sanatının geleneksellikten ayrılışına tanık oluyoruz Meral Okur ile. Okur, boş zamanlarını değerlendirecek bir uğraş olarak filografiyle tanışsa da zamanla bu sanatın ona öğretilen kısmıyla yetinmemiş, kişiliğindeki renkliliği (kendisiyle tanışınca ne demek istediğimi anlayacaksınızdır) çalışmalarına yansıtmak istemiş. Hayal gücünü kullanarak her çalışmasında daha farklı nasıl yapabilirimin peşinden gitmiş. Kafasında tasarladığı gibi nasıl tuvale yansıtabilirdi sanatını? Yeri geldi temel tekniklerin dışına çıktı, farklı sarma teknikleri yarattı kendine, yeri geldi yansıtmak istediği rengi yakalamak için kullandığı telle yetinmedi, ojeyi kattı, spreyi kullandı.

DEĞİŞİMİN ADI “BEŞİKTAŞ”                                                                                                         Ama asıl Meryem Okur’u filografide farklı kılan neydi biliyor musunuz? Bu zamana kadar hat üzerine yapılan filografiyi gerçek obje üzerine denemesiydi. Buna teşvik ise, tesadüfi bir şekilde Beşiktaş Kulübü ile aynı otelde yapmış oldukları tatilde kendisinden bir fotoğraf üzerine istenilen filografi çalışması oldu. “Filografi bu zamana kadar hep hat üzerine yapıldı. Geçen sene Balıkesir’de Beşiktaş Kulübü ile bir tatil yapma şansım oldu. Otel için de benim bir hediyem vardı; Vav yapılı bir filografiydi. Bu yaptığım tablo onların çok ilgisini çekti ve “Gerçek fotoğrafa yapabilir misiniz?” diye sordular. Daha öncesinde hiç yapmamıştım. Filografide çok yeniydim, daha 4. tablomu yapmıştım. Sonrasında ben bunu yaparım dedim. Veli Kavlak ile Olcay Şahan’ın objesini yaptım. Filografide normalde tek teknik 2’ye 2 mm’lik çiviler ile çalışılıyor. Ben o tabloda altı çeşit çivi kullandım. Bazı yerlerini kendi tasarladığım alt sarım tekniği ile yaptım. Bazı şeylerin üzerine çıkamıyorsunuz tellerin kullanımında. O yüzden kimi yerde oje kullandım. Bunu yaptıktan sonra filografi camiasındaki ustalar bunu yağlı boya tablosu zannettiler. Bu çalışmamı bitirdikten sonra filografiyi farklı bir boyuta geçirebileceğimi düşündüm.” Çıktığı yolda filografiye farklılık katabileceğinin ilk izine ulaşan Okur, sonrasında Bursa’da Osmanlı mimarisine bezeyen bir restoranı gözüne kestirir ve bir nevi adını ve sanatını duyurmak adına bu restorana özel bir kaftan yapar. Kaftan filografiyi bilenler için de, bu sanatla daha önce karşılaşmamışlar için de göz kamaştırıcı, merak uyandırıcıdır, ilgi çekici ve eşi benzeri bu zamana kadar görülmemiş bir çalışmadır. Güzel tepkiler aldıkça cesaret artar, ilham katlanarak çoğalır. Ve gün gelir, bizim topraklarımızda şekillenen, Osmanlı’dan beri süregelen bu sanat çoğumuzun kayıtsızlığına karşın Kanada’dan Türkiye’ye gelen Profesör Şeyh Kamil’in ilgisini çeker. Profesör Kamil, o kadar etkilenir ki Okur’a çalıştığı üniversitede bu sanatın eğitimini vermesi için teklifte bulunur. Meral Okur, geçtiğimiz sene Bursa Yedi Renkli Çınar Koleji’nde verdiği eğitim ile gençlere de filografiyi tanıttı. “Öğrencilerim 5-6-7. Sınıflardan oluşuyor. Okuldaki atölyelerde birçok unutulmaya yüz tutmuş Osmanlı sanatı öğretiliyor. Benden de atölye hocalığı yapmamı istediler ve öğrencilerden çok güzel ilgi gördü. Çok yetenekli öğrenciler var. Çocukların hayal güçleriyle tasarladıkları çalışmalar ortaya çıktı. Ayrıca yaptığımız çalışmalar diğer derslerinde de yardımcı oldu. Okulun yoruculuğundan uzaklaştırarak, zihinlerini etkin kıldı.” Meryem Okur’la beraber bizim de küçük bir denememiz oldu. Filografi sabır isteyen bir işmiş doğrusu. Kesinlikle tüm dikkatinizi vermeniz gerekiyor. Çivinin çakımından, telin gerilerek hangi çividen sarılmasına kadar her aşaması büyük bir yoğunlaşma istiyor. Filografiyle uğraşırken kendi dünyanızdan, çevrenizden uzaklaşıp tüm düşüncelerden arınarak sadece yaptığınız iş ile mutlu oluyorsunuz. Çaktığınız her çivi de stresinizi atmanızda büyük etken tabii. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş birçok Osmanlı sanatına filografide olduğu gibi farklı bir elin değmesinin belli ki artık zamanı gelmiştir. Figürlerin gelenekselliğine modern dokunuşlarla hayat vermek, kültürümüzün parçası olan bu sanatları gün yüzüne çıkarmak ne güzeldir ki Meral Okur gibi sanatçıların ellerinde daha da kıymetli hale gelmiştir. Yaratıcılığın geleneksellik ile bütünleştiği, yeni üretimlerin ortaya çıktığı bu alan artık el işi olmaktan öte sanat dalı olarak duvarlarda, tablolarda ve pek çok objede kendini gösterecektir.

NOTLAR

İYİ BİR ÇALIŞMAYI ESAS YAPAN NEDİR?                                                                                 Meral Okur bir filografiyi güzel yapan noktaları anlatıyor: “Çivinin çok düzgün çakılması, telin haricinde kullanılacak malzemenin iyi olması çok önemli. Vereceğin renk ve çivinin rengini çok iyi yansıtmalısın. Çünkü yaptığın işte renklerle göz yansımasını değiştirebiliyorsun. Bunu bir yemek gibi düşünün, yaptığın iş damağında kalacak lezzettir. Bakıp olmuş demen lazım. Bu her sanat için geçerlidir.”

MERAL OKUR YAPTIĞI ÇALIŞMALARDAKİ TASARIM SÜRECİNİ ANLATIYOR:       “Yaptığın işler kaliteli ve farklı oldukça insanlar daha çok ilgilenmeye başlıyor. Farklılıkta bir sonraki objede nasıl bir şey ortaya çıkaracağımı onlar da ben de kestiremiyorum. Çünkü her objeye baktığımda farklı bir şekilde tasarlıyorum. Son çalışmamda teli de geçtim kurdele ile çalışıyorum. İlla çivide veya telde bağlı kalmıyorum. O an bende o fotoğraf ne uyandırıyorsa onu yansıtıyorum çalışmama.”

ÇİVİ, ÇEKİÇ, TEL, PENSE…                                                                                                       Şiddetin unsurları gözüken tüm bu nesneler 8 Mart’ta Kadına Şiddete karşı filografi sanatında buluşuyor. Her bir çekicin çiviye vuruşu şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan, ölen, öldürülen kadınlar için akıllara kazınsın, her çiviye sarılan tel artık bu cinayetler bitsin, tükensin, son bulsun diye…

TÜRKİYE’DE BU SANATI BÖYLE İCRA EDEN YOK!                                                       Filografide gerçek fotoğrafa çalışan tek kişi olan Meral Okur: “Kendimi usta olarak görmüyorum. Kimseyi de örnek alarak çalışmadım. Ustalar hep hat üzerine çalışıyor. Ben tamamen kendi fikrim ve gerçekçi tasarımlarımla çalıştım. Farklı bir alt sarım tekniği geliştirdim. Astar üzerine teknik yapıyorum.” Diyerek çalışmalarına özgünlüğü ile imza atıyor.

Yazı: Cansu  Meşedilci/Fotoğraf: M. Salih Kalaman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s