“İstanbul’da, Boğaziçi’nde, Bir Fakir Orhan Veli’yim”

“SERİN SERİN KAPALIÇARŞI, CIVIL CIVIL MAHMUTPAŞA, GÜVERCİN DOLU AVLULAR” AKLIMIZA DÜŞER OLDU HAFİFTEN BİR RÜZGÂR ESTİKÇE; İSTANBUL’U DİNLİYORUZ, GÖZLERİMİZ KAPALI…

36 yaşında erken ölümüyle dinleyene huzur veren bir şarkının en güzel yerinde kesilmesi gibi bir his bırakarak ayrıldı aramızdan Orhan Veli… Türk şiirinin kaderini baştan yazan şiirlerini hepimizin kalbine satır satır, ilmek ilmek işledi. “Serin serin Kapalıçarşı, cıvıl cıvıl Mahmutpaşa, güvercin dolu avlular” aklımıza düşer oldu hafiften bir rüzgâr estikçe; İstanbul’u dinliyoruz, gözlerimiz kapalı… “Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda” desem çoğunuz “Dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma, ellerinizle?” diye devam edecektir muhtemelen. “Urumelihisarı’na oturmuşum; oturmuş da bir türkü tutturmuşum” diyerek söyler İstanbul Türküsü’nü tarifsiz kederler içindeki Veli’nin oğlu… 1914 yılında dünyaya gelen Orhan Veli, kısa yaşamında bir akımın öncülüğünü yaparak adını yanında şiirlerinden mısralarla beraber ölümünün ardından yıllar sonra hala hatırlanır kıldı. Nurullah Ataç’ın deyişiyle ‘Türk şiirini sivilleştiren’, modern Türk şiirinin köşe taşlarından biridir Orhan Veli. Türk şiirinin yaşadığı değişim onsuz anlaşılmaz, onsuz yapılan tüm değerlendirmeler eksik kalır. İstanbul için yazdığı şiirinde de dediği gibi imkansız şeydi şiir yazmak onun için, ve aşıksa eğer yazmamak aylardan Nisansa…

Edebiyatseverlerin hafızalarından silinmeyen şiirler kaleme alan Veli, Ankara PTT Genel Müdürlüğü’ndeki memuriyetinin ardından askere gider. Ardından 1945’te girdiği MEB Tercüme Bürosu’ndan “anti-demokratik bir hava esmeye başladığı için” ayrılır. Orhan Veli’nin istifa dilekçesinde tek bir cümle yer alır: “İşimden affımı saygılarımla rica ederim.” Veli’nin memuriyet yıllarını anarken Güzel Havalar şiirinden bahsetmeden olmaz: “Beni bu güzel havalar mahvetti Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden… Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti…”

“MESELE FALAN DEĞİLDİ ÖYLE, TO BE OR NOT TO BE KENDİSİ İÇİN”                              Sait Faik, Veli için “Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair” diye bahseder. Orhan Veli, Garip akımıyla Ankara Erkek Lisesi’nden arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte tüm basmakalıp deyişlere başkaldırdı, şiire girmez denilen kelimeleri şiirinde kullandı. Şiire girmez diye düşünülen Süleyman Efendi’yi nasırıyla beraber şiire taşıdı: Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar Hatta çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi. Şiirin adını da Kitabe-i Sengi Mezar koydu, yani mezar taşı kitabesi… Varoluşsal kaygıları olmayan Süleyman Efendi için Veli’nin deyişiyle “Mesele falan değildi öyle To be or not to be kendisi için/ Bir akşam uyudu, Uyanmayıverdi.”

Veli’nin “Nasır” ve “Süleyman Efendi” kelimelerinin şiire sokulmasını hazmedemeyenlere bir açıklama niteliğinde sözleri ise şöyle: “Yüz kelimelik bir şiirde yüz tane güzellik arayan insan vardır. Halbuki bin kelimelik bir şiir bile bir tek güzellik için yazılır. Tuğla güzel değildir. Sıva güzel değildir. Fakat bunlardan terekküp eden bir mimari eseri güzeldir. Buna mukabil agat, helyotrop, gümüş gibi maddelerden bir bina yapılabileceğini farzedelim. Eğer bu bina, elemanlarının taşıdığı güzellik dışında bir güzelliğe malik değilse sanat eseri sayılmaz. Görülüyor ki haddizatında güzel olan kelimenin şiire malzemelik etmesi şiir için bir kazanç değil.” Bu şiir aynı zamanda şiirin hep müreffeh sınıfların zevkine hitap etmiş olmasına da bir başkaldırıştır. Veli “Şiir, büyük sanayi devriminden önce dinin ve feodal zümrenin köleliğini yapmaktan başka hiçbir işe yaramamış ardından da burjuvazinin mali olmuş- tur” diyerek artık yeni şiir ile bu refah içinde yüzen azınlık sınıfın değil, “yaşamak hakkını mütemadi bir didişmenin sonunda” elde eden insanların da hakkı olduğunu ilan eder. Ancak Veli bu durumun bir sınıfın ihtiyaçlarının müdafaasını yapmak değil sadece zevkini aramak, bulmak sanata onu hakim kılmak gayreti olduğunu ifade eder.

KURALSIZLIĞI KURAL EDİNEN “GARİP”İN ADINI KİM KOYDU?                                            Mehmed Kemal Acılı, Kuşak’ta Garip adının ortaya çıkışıyla ilgili bir anekdot aktarır, hikâyeyi Cavit Yamaç anlatıyor: “Bilir misin”, dedi. “Orhan Veli’nin Garip kitabının adını ben koydum. Bir gün Nisuvaz’da oturuyordum. Orhan geldi, bir şiir kitabı çıkaracağını söyledi. Bir türlü kitabına bir ad bulamıyordu. Koymak istediği ad ‘Tahattur’ du. Bilirsin, Orhan Veli’nin ‘Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden… Tabakam senin yadigârın… Seni nasıl unuturum ben… Vesikalı yarim…’ diye bir şiiri vardır. Onun adı ‘Tahattur’dur. Kitabına bunu vermek istiyordu. Bana sordu, ne dersin diye… Ben de bu adın çok eskimiş olduğunu, daha yeni ve ilgi çekici bir ad bulmasını söyledim. Bu yeni adın ne olabileceğini sordu. Ben de senin şiirlerin yadırganıyor, acaip, garip bulunuyor, öyle bir ad vermelisin dedim. Öyleyse bir ad bul, dedi. Yaban, acayip, garip derken… Garip sözü üzerinde durduk. Orhan Veli’nin kitabının adı ortaya çıkmıştı. Garip, sadece şaşırtıcı, acayip anlamına gelmiyor, gurbette kalmışa da yakışıyordu. Zaten o dönemde Orhan Veli ve arkadaşları da biraz kural dışı, biraz gurbette kalmış gibiydiler.”

NOTLAR                                                                                                                                        

*Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914’te Beykoz’a bağlı Yalıköy’de bulunan İshak Ağa Yokuşu’ndaki Çayır Sokağı’nda 9 numaralı konakta dünyaya geldi.

*Çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçti.

*Nüfus tezkeresi suretine göre asıl ismi Ahmet Orhan olan şairin babasının adı Veli olduğu için, Soyadı Kanunu’ndan önce Orhan Veli olarak tanındı.

*36 yaşında ölen şairin cenazesi 17 Kasım 1950’de, Beyazıt Camisi’nden kaldırıldı. Cenaze, akademisyenler, yazar ve sanatçılardan oluşan kalabalık tarafından Sirkeci’ye kadar taşındı, oradan bir otomobil ile Aşiyan Mezarlığı’na götürülerek toprağa verildi.

“BEN ORHAN VELİ”                                                                                                                

Dizesiyle başlayan şiiri şöyle devam eder:

“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-i meşhurunun mübdii…
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.

Yazı: Hatice Erkan 

 

Marmara Life sayı 99- Kasım/Aralık 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s