Bir Ekmek Bir Kitap

Havanın poyraz estiği bir günde Beyoğlu’ndaki ofisimden çıkıp adım adım arşınlıyorum yolları. Üsküdar Dibekçi Ahmet Sokak’ın dik yokuşunu tırmanıp Uysal Bakkal’ın sahibi Kanber Amca’nın kapısını çalıyorum. Evet, onca yolu bir bakkal için geldim. Çünkü dinlemeye ve duyurmaya değer bir hikâyesi daha doğrusu gayesi var.

‘Bir bakkal dillere destan olacak kadar ne yapmış olabilir ki?’ diye düşünenleriniz varsa eğer sıkı durun. Bakkalı küçük, hizmeti büyük bu adam kitap okuması karşılığında çocuklara istediği kadar alışveriş yapma imkânı veriyor. Bakkal dükkânına kütüphane açan bu adam kimdir, neyin nesidir diye öğrenebilmek için kolları sıvıyorum. Akşamdan sözleşiyoruz ve bir sonraki gün sabah saat 10’da bakkaldan içeri giriyorum. İki çay koyuyor Kanber Amca, tabureleri çekip oturuyoruz. Gelen giden, sual eden, fatura isteyen derken sıra bana geliyor. Kristof Kolomb’u anlatsana Kanber Amca diyorum, gülmeye başlıyor ve anlatıyor…

Bakkalı Kanber amca işletiyor ancak kitap okuyarak alışveriş yapma fikriyse geçtiğimiz yaz oğlu Fırat Bozan tarafından uygulanmaya başlamış. Oğlu vesile olmuş, o ise bu işin neferi bellemiş kendini. Çünkü farkında; dünyadaki her çocuk, gelecek için bir umut. Yıllar geçtikçe, içinde yaşadığımız dünya ne kadar değişirse değişsin, umut etmek için sebepler ne kadar azalırsa azalsın tek bir çocuk bile bir gün her şeyin daha iyi olacağını umut etmeye yeter de artar bile…

“ÇOCUKLAR KURTARACAK BU DÜNYAYI”

“Ben Adıyamanlıyım. 12 yaşında tek başıma İstanbul’a gelmiş bir adamım. Doya doya yaşayamadık belki çocukluğumuzu ama biz de çocuk olduk. Hem okula gidip hem tarlalarda çalıştık. Yorulduk, yoğrulduk. Ben de madem öyle diyerek atladım otobüse, geldim İstanbul’a. Harem otogarında tanıdıklar vardı, beni karşıladılar. Teyzemler buradaydı, kısa bir süre onlarla yaşadım. Sonra elim ekmek tutuyor çok şükür diyerek çalışmaya başladım. Ama her ne olursa olsun ben çocuktum. İnsanlığı da o yaşlarda öğrendim. Hiç unutmam, çalıştığım tekstil atölyesinde bir öğretmen vardı. Yağmurda sırılsıklam olduğum bir gün aldı beni elyafa sardı sarmaladı. Birinin benimle ilgilenmesi çok mutlu etmişti. İşte o zaman öğrendim ki; insanca davrandığımız çocuklar kurtaracak
bu dünyayı. Vermezsek ne farkımız kalır diğerlerinden? Bilirim çok sonra verecek aldıklarını ya da hiç vermeyecek ama veririm. İnsansak insanlığımızı yapmak zorundayız. Ben bunu on dört yaşımdayken öğrendim. İşte bu yüzden çocuklar okusun istiyorum. Bu kütüphaneyi de çocuklar okusun diye kurduk. İsteyen istediği kitabı alsın okusun. Fırat bana durumu izah ettiğinde olur oğlum dedim. Okumaktan zarar gelmez.”

SANA KRİSTOF KOLOMB’U ANLATACAĞIM

“Nasıl oldu nerden aklına geldi bu fikir?” diye soruyorum, başlıyor anlatmaya. “Oğlum Fırat başlattı bu projeyi. Küçüklüğünden beri dükkânda bana yardım eder. Tabii mahallenin çocukları da alışverişe geliyor. Kimi istediğini satın alabiliyor kimisi alamıyor, kimisi nin parası tam çıkışmıyor. Sonuçta gelir düzeyleri farklı. Fırat da dükkâna mal geldiğinde dümenden çocukları çağırıp yardım ettiriyor, istediğiniz bir şey varsa alın diyor. Bu yaz bir çocuğa kitap hediye etmiş. Oku gel anlat, sonra ne istersen al demiş. Haliyle diğer çocuklar da öğrenmiş durumu; Uysal Bakkal kitap okuyana hediye veriyor diye bütün mahalleye yayılmış. Hatta bir defasında dükkânı Fırat’a emanet ettim daha önce hiç görmediği bir çocuk gelip: ‘Fırat abi sen misin?’ demiş. Evet, cevabını alınca; ‘Fırat abi sana Kristof Kolomb’u anlatacağım. Bir şeyler veriyormuşsun’ demiş.” İşte o gün bugündür ailecek kendimizi bu işe adadık…

‘BİZ YUKARI MAHALLEDEN DAHA ÇOK KİTAP OKUYACAĞIZ’

“Kristof Kolomb olayından sonra çocuklar Fırat’a, bize kitap alırsan okuruz dediler. Yüz sayfa al, beş yüz sayfa al diye birbirleriyle yarış yapar hale geldiler. Gidip çocuk kitapları aldık. Okuma yazma bilmeyen küçükler var onlara da okuma yazma bilenler sesli olarak okuyor ki bir şeyler alabilsin diye. İşin içinde kurnazlıklar da var: Mesela Turgay, Küçük Kara Balık’ı okumamış. Okuyan birine anlattırmış. Yanıma gelip “Ben Küçük Kara Balık’ı okudum, anlatacağım” dedi. Başladı anlatmaya fakat kime anlattırdıysa artık hikâye karman çorman olmuş, bir de kendi cümlelerini ekleyerek anlattı. Anladım tabii, yukarı mahallenin çocukları sizden daha çok kitap okuyor haberin olsun Turgay dedim. “Bizden daha fazla kitap mı okuyorlar?” dedi. Evet dedim. Beş dakika sonra bizim sokağın bütün çocuklarını toplayıp geldi. Hepsine birer kitap verdi, ‘Biz yukarı mahalleden daha fazla kitap okuyacağız’ diye hırs yapmış. Önceden mahalle maçı rekabetleri olurdu bizim sokakta, artık kim daha fazla kitap okuyacak rekabeti var. Gece yatağa yattığımda böyle bir şeye vesile olduğum için mutlu oluyorum. Çocukların anne babaları da gelip teşekkür ediyor. Eskiden televizyon başından kalkmayan çocuklarının şimdi kitap okuduğunu görmek onları mutlu, bizi ise daha hevesli kılıyor. Bu arada çocukların dükkândan aldıkları ürünler de öyle çok pahalı falan değil, daha çok ailelerinin almadığı ama canlarının çektiği ürünler. İki çikolata bir şeker vermek kimseyi fakir yapmaz. Çünkü biz sadece bakkal amcası değiliz bu çocukların. Semt esnafıyız ve bunun sorumluluğu vardır”diyor Kanber Amca. “Biz burada sokağın gözü kulağı gibiyiz. Mahalledeki bütün çocuklar bana emanettir. Biri koşarken düştü mü, ilk ben giderim yanına. Karınları mı acıktı, ekmek arası yaparım. Çünkü size şu dükkânı versem, 1 ayda yer bitirir, beni unutursunuz. Ama bir çocuğa verdiğim küçücük bir sakız beni ömür boyu hatırlaması için yeter de artar bile…

Olan biteni anlatırken gözleri parlıyor Kanber Bozan’ın. Amacına ulaşmış olmanın verdiği haklı gurur var yüzünde. Sadece çocuk kitaplığı değil, mahallede yaşayan çok sayıdaki üniversite öğrencisinin de faydalanabileceği bir kitaplık yapmak istiyor. “Dükkânın önüne raflar yapacağım. Onlar öyle orada duracak. Akşam içeri almayacağız. İsteyen alsın,” diyor Bozan. Oğlu Fırat Bozan da “İkinci yenicileri, yerli romanları getirmek istiyorum. Bir ‘Uysal Bakkal Kütüphanesi’ olacak burası. Bakkallarda ürünleri satılan büyük firmalar bu dükkânların bir köşesine ‘İşte kitaplar burada, ödüller de yanında’ diye kendi ürünlerini de koydukları bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürseler bunu keşke. Sadece bizimle sınırlı kalmasa,” diyor… İyi ki de diyorlar. Çünkü bir insanı sevmekle başlayacak her şey. Bu dünyayı bir sakız için gözlerinin içi gülen çocuklar kurtaracak. Bu dünyayı o sakıza para değil, sevgi biçen Kanber Amcalar kurtaracak…

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne / Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar / Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında / Dünyayı çocuklara verelim / Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi / Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar / Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı / Çocuklar dünyayı alacak elimizden / Ölümsüz ağaçlar dikecekler” *Nazım Hikmet

Not:  Yeter Bozan/ Kanber Bozan’ın eşi

“Ben eskiden çok kitap okurdum çocuklarıma. Tabii artık göz damarlarım kuruduğu için zorlanıyorum. Bugünlerde bu vesile ile zorlansam da kitap okumaya yeniden başladım. Mutlu edici haberler almaya başladım, telefonum çaldı ve Bitlis’teki genç kızlarımız onlara kitap göndermemi istedi. Köyde canları sıkılan ve kitap okumak isteyen çocuklarımıza bile faydamız olacak ne mutlu bize…”

Yazı: Dilara Gülşah AZAPLAR /Fotoğraf: Yağız KARAHAN

*Marmara Life sayı 100

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s