“Paylaşmayı Atalarımızdan Öğrendik”

Sultangazi Belediye Başkanı Cahit Altunay; çocukluk anılarını, hayatını ve 40 yıldır sokaklarını arşınladığı, İstanbul’un çiçeği burnunda ilçesi olan Sultangazi’yi
Marmara Life ekibine anlattı…

Edirne Keşanlısınız ama gençlik yıllarınız Sultangazi’de geçmiş…

Evet, iki memleketim var benim. Ortaokulu bitirdikten sonra Keşan’dan Sultangazi’ye geldim. Annem babam oralı, evimiz, yurdumuz, toprağımızdır Keşan. Fırsat buldukça gider gelirim. Ancak şimdilerde pek fırsat bulamıyorum. Bir buçuk yıl evvel babamı dört yıl evvel de annemi kaybettim. Büyükler terk-i diyar edince ziyaretler de azalıyor haliyle…

Ziyaretler azalsa da anılar hala hafızalarda yerini koruyordur sanırım…

Tabii ki insanın doğup büyüdüğü yer hiçbir zaman unutulmaz. Nedense çocukluk anıları insanın hafızasında derin izler bırakıyor ya da bu nostalji denilen şey insanın hayatında çok büyük önem arz ediyor. Geçmişe dönük bir özlem hep olur ki bu da bir daha o yıllara dönülemeyeceğinden kaynaklanıyor.

Peki, çocukluğunuza dair neler kaldı hafızanızda?

En net hatırladığım; çocukluk yıllarında evimize sürekli misafir gelir giderdi. Annem ve kız kardeşim komşulara gider veya komşular bize gelirdi ama özel olarak bir temizlik, hazırlık yapma kaygısı yoktu. Herkes kendi evine girer gibi misafirliğe giderdi. Önceden büyük bir hazırlık gerekmediğinden bu gidiş gelişler daha fazla olurdu. Günümüze baktığımızda bir misafir gelecekse evin hanımı bir hafta önceden temizliğini yapıyor, o gün ne ikram edeceğini düşünmeye başlıyor ve onları gönderdikten sonra oh çekiyor. Oysa bu bir dert değil tam tersi büyük bir mutluluk ama bunu biz zorlaştırıyoruz gibi geliyor. Yorucu olunca da seyrekleşiyor. Önceden biz komşu çocuklarıyla, arkadaşlarımızla evin önünde oynardık, susadığımız zaman kendi evimiz gibi komşulardan su isterdik. Yine onların bahçesinden meyve toplardık, yerdik. Kimse “neden benim ağacıma çıktın?” demezdi. Şimdi bütün bunlar belki de hiç yaşanmıyor.

Panayırları sevdiğinizi duydum…

Kim sevmez ki? En güzel çocukluk anılarım o panayırlardan kalmadır. Çeşit çeşit oyuncaklar, her zaman yeme fırsatı bulamadığımız yiyecekler gelirdi. 1 sene boyunca bunun hayali ile yaşardık. Salıncaklara biner, motosiklet yarışlarını izlemek için kıyasıya yarışırdık. Akşam olunca da bütün kasaba halkı oraya gelir, birbiriyle görüşür, çay içer, konuşur, muhabbet kurardı. Panayır buydu bizim için. Belki çok fazla oyuncak ya da imkân yoktu ama lezzetli ve çok keyifliydi. Klişedir ama ramazan ayları da ayrı bir keyifli ve samimiydi. Çalar saat yoktu, biz davulcu manileri ile uyanırdık. Davul sesini duyan annelerimiz yemek yapmaya koyulurdu. Çocuklar ise cama koşar davulcu gidene kadar ardından bakar, mutlu olurdu. Eğer evin ışığı yanmaz ise davulcu maniye başlar ev sahibinin uyanmasını beklerdi.

Var mı aklınızda kalan bir mani?

Olmaz mı? Bilirsiniz Trakya’da ‘aga’ kelimesi çok kullanılır. Babamın ismi de Recep’ti. “Recep aga ne uyursun? Bu uykuda ne bulursun? Davulumun ipi koptu. Bana burada pide koktu” diye maniler dizerdi davulcu… Ee bu maniyi duyunca rızkımızdan paylaşmak farz olurdu. İşte biz paylaşmayı atalarımızdan böyle böyle öğrendik… Herkes işini hassasiyetle yapardı. Bir ay boyunca davul çalacak kişi manilerini, yedek davulunu hazırlardı. Hatta kış şartlarında nerede ateş yakıp davulunu ısıtacağının da tedbirini alırdı.

Liseye kadar Edirne’de kalmışsınız, rotanızı daha sonra İstanbul’a çevirmişsiniz.

Evet, ben İstanbul’a 1977 yılında geldim. Liseyi burada okudum. Öncesinde Keşan Atatürk ortaokulundaydım. Hiç unutmuyorum yabancı dil seçimi olurdu okulda. İki dil vardı; İngilizce ve Fransızca. Bana kurada İngilizce çıkmıştı, sevinçle döndüm eve. Ortaokulu bitirebilmek için 3 yıl kasabada, dayımların yanında kaldım. Harçlığımı çıkarabilmek için pazarda su satardım. Daha sonrasında yolumuz İstanbul’a düştü. Liseyi ve iktisat fakültesini burada okudum. Yaz aylarında köye döner babama tarlada yardım ederdim… Sonra temelli İstanbullu olduk. Hatırlıyorum da taşınırken öyle çok eşya ile gelmedik birkaç kilim birkaç divanı arabaya yükledik geldik… Neredeyse 40 yıldır da bu çevrede yaşıyorum. Bu göreve gelene kadar da çeşitli işler yaptım. Kimi
zaman avize işine girdim kimi zaman inşaat. Hayatım boyunca hep çalıştım. Şimdilerde ise vatandaşa hizmet etmek için kolları sıvadım.

Neredeyse 40 yıldır buradasınız, neler değişti o günden bugüne?

Fatih Sultan Mehmet der ki; “Hüner bir şehr bünyâd etmektir; reâyâ kalbin âbâd etmektir” Ben hep bu bölgedeydim ve halkı memnun etmek için kurucu başkanı olduğum bu yere hizmet etmeye çalışıyorum. Tabii ki ilk 5 yıl burada çok kolay geçmedi. Bölündüğümüzde birkaç muhtarlık binasından başka bir şey olmayan Sultangazi’de daha önceki belediyeden bir araç otopark yeri vardı, başkanlığa orda başladık. O zamanlar televizyoncular geldiğinde “koltuğu olmayan başkanmışsınız” dediler, biz de kendilerine şu cevabı verdik: “koltuk kapmaya değil koltuk yapmaya geldik” demiştik ve 5 sene sonra İstanbul’un enbüyük belediye binasını hizmete açtık.
İlerleyen zamanlarda kablo kirliliğinden kurtulmak için çalışmalar yaptık. Sokaklarımız caddelerimiz komple elden geçirildi. Çok şükür yüzde 70 oranında bitti. Kapalı Pazar alanları kurduk, insanlar doğa ile buluşsun diye hobi bahçeleri yaptık. Mesela Sultançiftliği pazarında 14 hizmet birimi var, buraya girdiğinizde İsmek’inden PTT’sine; etüt merkezlerinden kadın ve gençlik merkezlerine; çok amaçlı salonlardan, pazar ve otopark ihtiyaçlarına kadar 14 dalda hizmet veriliyor. Yaptığımız çalışmalar halk nezdinde de itibar görüyor. Bu bir ekip çalışmasıdır ve en büyük başarı ise halkımıza aittir…

Hobi bahçesi kurduğunuzdan bahsettiniz. Belediye olarak doğa için başka neler yapıyorsunuz?

Geri dönüşüm için kolları sıvadık diyebiliriz. Önce çocuklar öğrensin istedik ve onları teşvik etmek için ödül sistemi ile çalışıyoruz. Mesela kapak toplayan, atık toplayan çocuklarımız ücretsiz olarak buz pisti vb. alanlarda gönüllerince eğlenebiliyorlar. Hem ekonomiye hem doğaya katkı sağlıyorlar. Ayrıca göreve başladığımda 435 bin nüfuslu bu ilçede kişi başına düşen yeşil alan miktarı sadece 0,2 metrekare idi. Şu an ise resmi olarak 522 bin kişi yaşıyor ve kişi başına 5 metrekare yeşil alan düşüyor.

Birçok alanda aktif olarak faaliyet gösteriyorsunuz. Peki, spora dair neler var?

Spor ve doğayı iç içe yaşatmaya çalışıyoruz. Mesela izcilik kampları düzenliyoruz,
çocukları evlerinden servisle alıp 1 hafta kamp yaptırıyoruz. Hocaları başlarında; kano ile kürek de çekiyorlar, tırmanış da yapıyorlar. Ata biniyorlar, yüzmeye gidiyorlar. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi’nin spor kompleksi mevcut. Aklınıza gelebilecek ne varsa yer vermeye çalışıyoruz. Çünkü bu ülkenin sporcuya ve sağlıklı bir nesile ihtiyacı var.

Belediye başkanlığı meşakkatli bir iş, bu koşuşturmacada ailenize vakit ayırabiliyor musunuz?

Üniversitede bir hocam vardı. Derdi ki; “insan ilişkileri top gibidir. Bırakırsanız size geri gelir. Aile ilişkileri ise cam gibidir. Bırakırsanız kırılır, bir daha toparlayamazsınız.” Bu yüzden ailemi ne kadar yoğun olursam olayım bırakmam. Ben gidemiyorsam onlar benim yanıma gelir. Özlediysem işim bitince arar, herkesi toplar çay içmeye götürürüm. Unutmadan bir de torunum var, ee onu görmeden hayat mı geçer?

NOTLAR

Geri Dönüşüm İşçilerine Üniforma

Evet, sokakta çalışan bu insanların geleceklerini garanti altına almak için önemli bir adım attığımıza inanıyorum. Tabii ki sayı %100 değil. Toplama alanlarını tek bir çatı altında toplayarak yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmek için uğraşıyoruz…

SPOR ŞART!

Yeni nesile en büyük tavsiyem spor yapmaları. Ben de eskiden fena sayılmazdım. Ata biner, voleybol oynardım. Hatta o kadar seviyordum ki atlarımın hepsine bir isim koymuştum. Gelin görün ki şimdilerde koşturmaktan spora pek vakit bulamıyorum.

Cahit Altunay: “ Film izlemeyi de tiyatroyu da çok severim. Belediye başkanı olmadan önce de baya giderdim. Nejat Uygur, Zeki Alasya, Metin Akpınar dönemimizde bunlar vardı, sık sık giderdim. Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay ya da dövüş filmlerini kaçırmazdık ama bu son 8 yıldır bunu söyleyemem. Eşimle daha çok kafa dinlemek için günü birlik yakın yerlere kaçıyoruz…”

 

Röportaj: Dilara Gülşah Azaplar 

Marmara Life Sayı 99

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s