SINIRLAR, İNSANLAR VE ŞEHİRLER

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN YENİ BAŞKANI DONALD TRUMP MEKSİKALI GÖÇMENLERİ ENGELLEMEK İÇİN İKİ ÜLKE ARASINA DUVAR ÖRDÜRÜYOR. MÜLTECİLER AVRUPA’NIN SINIR KAPILARINDA YENİ BİR HAYATIN PEŞİNDE, TEL ÖRGÜLERİN ARKASINDA HAYATLARINI TÜKETİYORLAR. DÜNYA KÜRESELLEŞİYOR AMA SINIR KAPILARI KALKMAK YERİNE ARTIK DAHA BİR SIKI KAPANIYOR. OYSA HEPİMİZ AYNI ANNENİN ÇOCUKLARIYDIK, O HALDE NİÇİN SINIRLARIMIZ VAR?

Antonio Marras, Sardunya Adası’nda dünyaya gelmiş alaylı bir stilisttir. Kenzo’nun baş stilisti olduğu vakit bir dergi ile yaptığı söyleşide, “Bir adada doğmak sizde nasıl bir iz bıraktı?” sorusuna şöyle cevap verir; “Şayet denizi sınır olarak kabul ederseniz, bir adada doğmak ve yaşamak sınırlara çabuk ulaşmak demektir. Ama zihninizde
sınır kavramı karadan ibaret değilse, denizi bir yol ve keşfedilmesi gereken bir dünya olarak görürseniz, bir adada doğmak zengin bir dünyayı keşfetmek için bir fırsattır. Ben hayatımın hiçbir döneminde denizi sınır olarak kabul etmedim, aksine benim için keşfedilecek bir dünyaya açılan bir kapıydı ve bu durum dünyamı zenginleştirdi.”

İşte bu bakış açısı Marras’ı, moda dünyasının alaylı stilistlerinden bir tanesi yaptı ve uzun süre dünyanın moda algısına onun bakış açısı yön verdi. Sınırlar, insanoğlunun yarattığı yapay çizgilerdir ve yine keşfetme arzusundaki insanlar tarafından çiğnenir. Bazen sadece kaşiflerin hücumuna uğramaz, son 5 yıldır yaşadığımız gibi, kendi ülkesinden ve kendi kardeşlerinin şiddetinden kaçan mülteciler tarafından geçilmek için beklenir.

YERYÜZÜ MÜLTECİLERİ

Sınır kavramının paradoksu da işte bu cümlede gizlidir, hem absürt, hem de mantıklı bir taraf oluşturur. İnsan, şehirler kurmuş, medeniyetler inşa etmiş, kurduğu şehirleri imparatorluklara dönüştürmüş ve sonra parçalamış, kardeşleri kendi şehirlerini yağmalamasın diye yine kardeşlerine karşı sınırlar inşa etmiştir.

İşte siz de bazen bir turist olarak, bazen bir mülteci olarak, bazen de sadece bir kaşif olarak o sınırları geçerek kardeşlerinizin yaşadığı coğrafyaları, dağları, nehirleri, ormanları, vahşi hayvanları keşfetmek, şehirleri, opera binalarını, kütüphanelerini, ibadethanelerini, yaşam tarzlarını görmek istersiniz. Ama bunun önünde sınırlar vardır.

ÇİN SEDDİ

Bugün Trump’ın Meksika için gündeme getirdiği duvar kavramının dünyadaki bilinen en popüler örneği M.Ö. 221 yılında yapımına başlanan Çin Seddi’dir. Tarihte bilinen ilk sınır kapısının ise Suriye’de örüldüğü tahmin ediliyor. Üzerinden binlerce yıl geçmesine rağmen hala Suriyeliler için sınır kapıları bir sorun yaratmaya devam ediyor. İç savaş yaşanmadan önce Türkiye-Suriye sınırı, tel örgüler arkasından akrabaları ile bayramlaşmaya çalışan insanların görüntülerine sahne olurdu. Şimdilerde
ise aynı Suriyeliler, Türkiye ile Avrupa sınırlarını belirleyen dikenli telleri aşmaya çalışıyor.

TEL ÖRGÜSÜZ SINIRLAR

Ama dünyanın her yerinde insanlar sınır geçmek için dikenli tellerle boğuşmuyor. Avrupa’da bu konuda bilinen pek çok örnek var, peki ya dünyanın geri kalanında dikenli teller mi var? Bir seyyah olarak benim geçtiğim en ilginç sınırlardan bir tanesi Tanzanya
ve Zambiya sınırıydı. Tanzanya’nın Tundurma şehrinden, Zambiya’nın Nakonde şehrine geçtiğiniz bu sınır tam bir serbest geçiş alanı. İki komşu kasabanın arasında kalabalık bir insan nüfusu sürekli hareket halinde ve sürüye takıldığınız vakit hiç fark etmeden ülke sınırı değiştirebilirsiniz. Herhangi bir polis kontrol noktası yok, pasaportunuzu ibraz etmek için sınır noktasına özel olarak gitmeniz gerekiyor. Peki geçip gitseniz ne olur? Tanzanya’dan çıkış yapmadığınız ve Zambiya’ya giriş yapmadığınız için, Zambiya’dan çıkış yapmak istediğinizde kaçak göçmen muamelesi görebilirsiniz. Ama Zambiya ve Tanzanyalılar sınır kavramını bilmeksizin günde belki onlarca defa ellerini kollarını sallayarak ülke değiştiriyorlar.

Bu size ilginç gelmesin, çünkü sınırın ne anlama geldiğini bilmeyen tek ulus onlar değil. Başıma gelen en ilginç deneyimlerden bir tanesini ise Kolombiya- Venezuella sınırında
yaşadım. Kolombiya’nın Cucuta şehrinden Venezuella sınırına gitmek için otobüse bindim, hızlı bir şekilde Venezuella bayrağını geçince anladım ki çoktan Kolombiya’yı terk etmişim. Acele ile otobüsten inip Venezualla sınır polisinin umursamaz bakışları arasında Kolombiya’ya geri döndüm, yarım saatlik bir araştırmadan sonra sınır polisine pasaportumu gösterip çıkış yaptım ve yeniden Venezualla’ya giriş yaptım. Elbette Venezualla’ya giriş yapmak da kolay olmadı. Yarım saat göçmen ve sınır dairesini aradım.

İki ülke arasında motorlar, arabalar, otobüsler rahat rahat gidip geliyor ve kimsenin de pasaport sorduğu yok. Ama Venezualla’nın içlerine doğru gitmeye başladığınızda iyi ki, sınırda giriş yaptırmışım diyeceksiniz. Özellikle başkent Karakas’ta polis hiç güler yüzlü değil ve pasaportunuzda giriş damgasını görmezse başınız ciddi bir şekilde dertte demektir. Ama bir sınırı değiştirmenin en ilginç yanı yeni bir bulmacaya kapı aralamasıdır. Bir ülkeden diğerine geçince her şeyi yeni baştan keşfetmeniz gerekir.

Bunlardan bir tanesi de para birimi… Çıktığınız ülkenin para birimine zor alışmışsınızdır. Öncelikle 10 doların o ülkede kaç para olduğunu hesaplar, bunun TL karşılığını bulur ve bir suya kaç para vereceğinizi anlarsınız. Şayet böyle yapmazsanız genelde sınır kapılarına yuvalanmış döviz simsarlarının sizi dolandırması işten bile değildir. Bu konudaki en ilginç deneyimlerden bir tanesini yine Kolombiya – Venezuela
sınırında yaşadım. Elimdeki 4 kağıttan oluşan 20.000 Kolombiya parasını, döviz bürosuna verdikten sonra, 13.500 Bolivar’ın (Venezuela para birimi) desteler halinde önüme konmasıydı.

SINIRSIZ SINIR ‘AMAZON ORMANLARI’

Latin Amerika demişken, yine aynı bölgedeki ilginç sınır bölgelerinden bir tanesinden devam edelim. Dünyanın balta girmemiş ormanları Amazonlarda ülke sınırları nasıldır dersiniz? Peru, Kolombiya ve Brezilya’nın sınırları nasıl korunuyor? İşte bunun en ilginç
örneklerinden bir tanesi üç ülkenin karşılıklı köylerinin olduğu bir sınır kapısı. Amazon Nehri’nin ortasında bir adada Peru sınırları içinde bulunan Santa Rosa kasabasından motorlu bir kanoya atlayıp Kolombiya’nın Leticia şehrine geçebiliyorsunuz. Şayet Brezilya’yı göreyim diyorsanız, bir motorsiklet taksiye binip, iki dakika içinde
Brezilya’nın Tabatinga şehrine gidebilirsiniz. Üç ülke arasında pasaportsuz, sorgusuz, sualsiz sınır değiştirmenin gayet sıradan olduğu bir noktadasınız.

Bu bölgede dolaşırken şunu hissediyorsunuz, burası Amazon’da küçük bir köymüş ve zaman içinde biraz büyümüş. Portekizliler ve İspanyollar Latin Amerika’da ülkeler oluşturmaya başlayınca kasaba ikiye bölünmüş, Kuzey Kolombiya’da,  Güney Brezilya’da, nehrin karşısı ise Peru’da kalmış. Şu an her bir parçada farklı bayraklar dalgalansa da, farklı futbol takımlarını tutsalar da onlar kardeş ve kara yolu ile ulaşılamayan bu bölgede bir birlerine ihtiyaçları var.

TEK SINIR 4 ÜLKE

Nehirler, göller, birçok ülkenin doğal sınırını oluşturuyor. Amazon Ormanları’nda olduğu gibi tek bir noktanın üç ülkenin sınırını oluşturduğu öykülerin sayısı azımsanmayacak sayıda. Orası ise Güney Batı Afrika’da Zambezi Nehri’nde dört ülke sınırını birleştiren nokta. Zambiya’nın Kazungula sınır şehrinden Bostwana’ya geçmek için Zambezi Nehri’ni motorlu bir köprüye biniyorsunuz. Basit bir platformu anımsatan bu gemiye benzeyen alet ile geçerken kafanızı kuzeye çevirdiğinizde Nabibya, güneye çevirdiğinizde Zimbabve, arkanız Zambiya, karşınız da ise Bostwana… Her bir sınır yaklaşık 500 metre karelik bir alanda buluşuyor. Hatta ortalama 150 km. yol giderseniz Angola sınırına bile ulaşabilirsiniz. Bu nasıl olabilir diye haritaya baktığınızda Nabibya’nın Angola ve Bostwana arasına sanki zoraki sokulmuş bir kolla Nehre ulaştığını görüyorsunuz. Zambezi Nehri’nin bölgenin temel yaşam kaynağı olması ve doğal güzelliği enfes bir sınır çizgisi olmasına neden oluyor. Zira nehri Güneye doğru takip etmeye devam ederseniz Victoria Falls’a, dünyanın en heybetli şelalerinden bir tanesine ulaşıyorsunuz. Zambiya ve Zimbabve arasında 4 km’lik bir genişlikte akan bu devasa şelaleler aynı zamanda iki ülkenin sınırı. Zambezi’nin 500 metreyi bulan yarıklar oluşturduğu bu bölgede iki ülke arasındaki ulaşımı tarihi bir tren yolu birleştiriyor. Pahalı turistik gezilere ev sahipliği yapan pahalı bir trenin geçtiği bu yolu, yaya olarak geçerseniz size maymunlar eşlik edecektir. Ama fotoğraf makinanıza ve çantanıza dikkat edin. Çünkü meraklı maymunlar eşyalarınızı çalıp iki ülke arasında sizi pasaportsuz bırakabilirler.

TEHLİKELİ SINIR

Bütün bunlar güzel ve heyecan dolu hikayeler. Peki her sınır kapısı bu kadar heyecan verici mi? Elbette hayır, özellikle Kuzey Yarım küre tehlikeli sınır kapıları ile dolu. Bunlardan en tehlikelileri arasında İran- Pakistan sınır kapısı bulunuyor. Tarihi baharat
yolunu takip etmek isteyen birçok modern seyyah bu sınır kapısından geçmek için Türkiye’den yola çıkıyor. Van’dan sınırı geçerek, İran’ın Belucistan bölgesine gelip, Taftan sınır kapısından Pakistan’a giriyor. Pakistan hükümeti bu bölgeden geçecek olanlara genelde vize vermiyor. Bir yolunu bulup vize alanları ise tehlikeli bir
yolculuk bekliyor. 2009 yılında bu sınır kapısını geçmek için yola çıktığımda, Taftan’daki sınır noktasına kadar İran polisi eşliğinde gittim. Sınır kapısında yerlerde oturarak bekleyen Pakistanlıları geçip, pasaportumu İran gümrüğüne verip çıkışımı yaptım. Pakistan’a girdiğimde ise beni büyük bir boşluk karşıladı. Ortalıkta ne bir karakol, ne
bir sınır kapısı, ne de bir güvenlik vardı. Sadece yerlerde oturan Pakistanlılar ve geniş, büyük bir çöl… Bu sessizlik ve denetimsizlik duygusu ürkütücüydü. Çölün ortasında bir kulübeden oluşan karakolu bulduğumda beni koruması için kalaşnikoflu bir koruma verdiler. Sınırdan 16 saat içerde olan Guetta şehrine koruma eşliğinde, kervan halinde hareket eden otobüslerle ulaştım. Sonraki yıllarda bu bölgede birçok turist ya kaçırıldı, ya da öldürüldü. Dünyada buna benzer tehlikeli çok sınır kapısı var. Somali, Eritre, Kenya, Etiyopya sınırları, Türkiye, Suriye, Irak sınır uzantısı, Gürcistan Abhazyasınır bölgesi, Kuzey – Güney Sudan sınır bölgesi bunlardan bazıları. Ama bir gezgin olarak beni en çok ürküten sınırlardan bir tanesi Kırgızistan’ın Pamir dağlarından Çin’e girdiğim sınır kapısıydı. Sadece kamyoncuların dolaştığı dağlarda otostopla Çin sınırına yaklaştığımda, otostop çektiğim kamyoncu durdu ve ilerdeki kızıl bayrağı gösterdi “Bundan sonrasına yürüyerek gideceksin” dedi. Uzakta, kumral ve kayaç bir sonsuzluğun içine dikilmiş, soğuk ve içine kapalı Çin bayrağını görünce hafiften ürktüm. Toz toprak içinde yaklaşık 20 dakika yürüyerek Çin sınır kapısına gittim. Sınırda Çin askerleri baştan aşağı bütün çantamı aradı hatta okuduğum kitabın sayfalarını karıştırdılar, çektiğim fotoğraflara tek tek baktılar. Yaklaşık 12 saat uzaklıktaki iç sınır kapısında da ayrıca sorguya aldılar. Çin medeniyetini keşfetmeye şakası olmayan bir devlet ciddiyeti ile başladım.

 

 

SINIRDA HOROZ DÖVÜŞÜ

Ama bu tehlikeli sınır oyunlarını eğlenceli hale getirenler de var. O da Pakistan’ın Luksor şehri ile Hindistan’ın Amritsar şehrini bağlayan sınır kapısı. Aralarında gerginlik olan iki ülke bayram törenleri esnasında askerleri vasıtasıyla birbirlerine ne kadar güçlü olduğunu göstermek için yarışmaya başlamışlar. En iri yarı askerlerine en gösterişli elbiseleri giydirmişler. Başlarında horoz ibiği gibi kıyafetler olan askerler, göğüslerini şişirerek, en yüksek sesleri ile bağırarak, kızgın ve kararlı ifadeler ile bacaklarını bellerine kadar kaldırdıkları adımları ile sınırda bayrak töreni yapıyorlar. İki ülkenin milliyetçi taraftarları da, stadyum tribünleri gibi inşa edilmiş, gösteri alanlarında kendi askerleri için tezahüratta bulunuyorlar. Bu soğuk savaş sahnesi zaman içinde gezginler vasıtasıyla bütün dünyaya yayıldığı için artık burası bir turistik gösteri noktası haline gelmiş durumda. Ne ilginç değil mi! İşin içinde para olunca bir savaş ihtimali turistik bir
aktiviteye dönüşebiliyor. Hepimiz aynı annenin çocuklarıydık, Etiyopya’dan dünyaya yayılmıştık. Sonradan inanç, kültür olarak farklılaştık ve her farklılık için bir sınır çektik. Her sınır çizgisinde kardeşler ayrıştı, farklı kimliklere sahip oldular ve farklı eğitimler alarak, farklı ekonomik şartlarda yaşamaya başladılar. Ama sınırlar, keşfetme arzusu ile yanıp tutuşan yeryüzü mültecilerine engel olamıyor. Marras’ın dediği gibi, zihinlerinde sınır kavramı olmayanlar, dünyayı keşfetmek için bir yol buluyorlar.

ANTONIO MARRAS KİMDİR?

Tekstil dünyası ile tek bağı babasının dokuma tezgahında ürettiği kumaşlardır. Bu işi alaylı bir şekilde öğrenip, önce Japon asıllı Fransız şirketi Kenzo’nun başına baş
stilist olur, daha sonra kendi markasını kurarak dünya pazarlarına açılır.

NOTLAR

NOT: Tarihte bilinen en eski sınır duvarı Suriye’de örülmüş. Bugün ise Suriyeliler sınırları geçmek için yollarda… İç savaş başladıktan sonra milyonlarca Suriyeli yanlarında birer parça eşya ile Türkiye sınırını geçti ve kamplara yerleştirildi. Bazıları ise yeni bir hayat için Avrupa yollarına düştü. Şansı yaver gidenler Avrupa’ya gitti, şanssızları ise Ege Denizi’nin sularında hayata veda etti. Bir kısmı ise Macaristan Bulgaristan hattında tel örgülerle mücadele etmeye devam ediyor. 

NOT:

» Dünyanın en uzun sınırı 8893 km. ile Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındadır.
» Dünyanın en kısa sınır çizgisi ise Zambiya ve Bostwana arasındadır. İki ülkenin sınırı sadece 150 metredir.

PASAPORTSUZ EŞEKLER

Bostvana ve Güney Afrika arasındaki sınır kapıları arasında yaklaşık 15 dk’lık bir yürüme yolu var. Bu bölgeyi yürümeye başladığımda, 5m. önümde üç eşek grubu da bana eşlik etmişti. Sınıra kadar birlikte geldik, onlar kapıdan geçip Güney Afrika’nın içlerine girerken, ben pasaport kontrolü için kapıya yöneldim. Bu eşekler her ne kadar istisna olsa da, koyduğumuz sanal sınırlar en çok vahşi hayvanların yaşam alanlarını daraltıyor. Kuzey yarım kürede birçok vahşi hayvan bu nedenle göç edemiyor ve bulunduğu bölgede açlığa mahkum kalıyor. Ama özellikle Afrika’da milli park
ilan edilen bölgelerde sınırlar tel örgüler ve mayınlarla kapatılmıyor. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi ise Tanzanya sınırları içinde yer alan Serengeti ile Kenya sınırları içinde yer alan Masai Mara arasında göç eden sığırlar.

ARAMIZDA DUVARLAR…

Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı Trump’ın Meksika sınırına duvar örmesi ile birlikte ülkeler arasına örülen duvarlar yeniden gündeme geldi. Bugün zaman
tünelinde bir yolculuk yapar gibi gezdiğimiz Çin Seddi’ni, soğuk savaşın simgesi Berlin Duvarı’nı düşünecek olursanız, tarihin tekerrür ettiğini, 2.200 yılda hiç
yol almadığımızı göreceksiniz. Aslında insanlık duvar örmeyi hiç bırakmadı. İsrail duvarı, Bulgarların duvarı ve bizim Suriye sınırına örmeye başladığımız duvar, tarih
kendi yatağında akmaya devam ediyor.

 

Yazı: İlyas Yıldız  / Kapak Fotoğrafı: Ekrem Seyhan

*Marmara Life, Sayı 101

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s