Bu Köy Bulutların Üstünde

Bana diyorlar ki ; “soğukta üşümüyor musun oralarda, bir fotoğraf uğruna?’’ Aslında insanın yüreği soğuyunca başlar donma, kalpten parmak ucuna…

Kar, Tanrı’nın kirli dünyayı temiz gösterme şeklidir belki de. Yaşanan siyahlıklar beyazlara bürününce her şey daha bir güzel gözükmez mi bakmasını bilen gözlere… Çocuklar oynasın diye yağar sanki bazı yerlere kar… Çünkü belki de tek oyuncakları bu bembeyaz toplar… Tabi bir de rüzgargülü, rüzgar olsun ya da olmasın bir çocuğun
yüzündeki güneşin sebebi…

Hem soğuk, hem uzak, pek bilinmez buralarda. Tatil desen uymaz çoğunluğa, herkesin aklı güneşte, plajda, oysa orada bir köy var uzakta… Muş; define avcılarının küp küp
altın bulmak için gecelerini uyanık geçirdikleri, fotoğraf avcılarının ise elle tutulmaz defineler için yıldızlar henüz kayarken uyandıkları bir yer.

Kadrajları yıldızlar gibi parıldasın diye çünkü dünya döngüsünü 365 günde tamamlıyor ama burada her gün 24 saat içerisinde aynı döngü yaşanıyor. Ağaçlardaki kırağı kendi buharından yeniden doğmak için her gün sil baştan yeniden oluşuyor…

GÜLÜMSEMEK HER DİLDE AYNI

Bu benim Muş’a üçüncü gidişim, köyün muhtarı Eyüp Abi artık bizi köyün nüfusuna ekliyor. Sekiz yüz elli artı ben. Fotoğrafçılığın belli kuralları vardır, uymak da lazım gelir ancak ben bu kuralların ötesinde; köyün insanlarıyla iletişime geçip orayı lensimden
değil, onların gözlerinden görüp, dışardan değil içeriden duyguları da katarak fotoğraflamayı seviyorum. Yakaladığım mimikler, oradaki karları eritmeye yetecek sıcaklıktaki gülüşler, kuralların erişemeyeceği güzellikte ve samimiyette.

Örneğin; çoban abi, yüzündeki çizgilerde kim bilir ne mücadeleler gizli… Dilimiz ortak değil kelimeler yetmedi ama bu durum aramızdaki iletişimi engellemedi. Ben normalde dilini bilmediğim ülkenin yolunu da pek bilmem, gitmeye çekinirim ama Türkiye’de her yeri karış karış gezerim, nasılsa benim memleketim. Kültür ortak, dil ortak ama her zaman değilmiş işte, gerekli de değilmiş… Duygular ortak olduktan sonra gözler konuşuyor, o duygular da gözlerden karelere ince ince akıyor… Evi orası değil ama evine ekmek götürdüğü yer orası. Ailesi bu kuzular koyunlar değil dersiniz ama bütün gününü birlikte geçirdiği bu kuzular, koyunlar hayat arkadaşı değil mi ki? Bu köy öyle yüksekte ki bulutların üstünde… Yüzlerde hep bir gülümseme.

HAYAT HAYALLERİN KADARDIR

Hep derler ki hayat penceren kadardır, bence öyle değil… Hayat hayallerin kadardır, penceren bulutlarda. Fotoğraf çekerken de benzer bir durum söz konusu. Lensin kadarsın temelde… Bize çocukluğumuzdan itibaren hep kurallar konur, hayallerimize bile. Maalesef ki kültürümüzde hayalle ilgili tüm sıfatlar olumsuz bir durum çağrıştırıyor. Hayalperestseniz ayaklarınız yere basmıyor, size kız vermiyorlar, sorumluluktan uzaksınız… Ama çocuklar öyle mi?

Bitlis, Muş’a 83 km uzaklıkta olunca gitmeden olmazdı. Bu şehirde doğal bir buhar banyosu var, Güroymak’ta bulunan Budaklı Kaplıcası. Yazı ayrı, kışı ayrı yarar insana. Yazları yerli ve yabancı turistlerin şifa için akınına uğrayan bu kaplıcanın; romatizma, bel ve boyun fıtığı gibi rahatsızlıklara iyi geldiği söyleniyor. Yazın haremlik selamlık ortamı oluşuyor. Erkekler bir yerde, kadınlar ayrı yerde ağrılarına çare arıyor. Kışın ise meydan tamamen erkeklere kalıyor. Kışları erkek çocukları, mandalar ve atlar için oyun parkı haline geliyor. Doğal olarak biz fotoğrafçılara da gün doğuyor. Burası çocukların hafta sonları eğlenmek için ilk ve tek durakları… Hem sıcak suda hayvanlarını yıkıyorlar hem de aralarında yarış yapıyorlar. Kim daha güzel takla atar? Ne yazık ki bu neşeli çocukların doğal oyun alanlarına turistik bir dokunuş yapılmak üzere. Bu doğal haliyle görmek isterseniz bir an önce gitmenizi tavsiye edebilirim çünkü buraya termal otel yapılacağına dair söylentiler var…

NOTLAR

*Her evin kapısı vardır görünürde ama kar bir yağar bir yağar; kapını kazmak zorunda kalırsın ellerinle. Bu kış şiddetli kar yağışından sonra evlerin kapıları karlar altında kalmış. Evlerden ancak tünel kazıp çıkabilmişler.

*Köyde gezerken bir baktım tüm yollar evlere çıkıyor, insanları evlere çağırıyor, hem ev sahibini, hem yoldan geçeni… Misafirperverlik mi desem, insanın evine, yuvasına bağlılığı mı bilemedim…

Yazı ve Fotoğraf: Mustafa Kocakoç

*Marmara Life, Sayı 102

Bir Cevap Yazın