‘Başarı Nasıl Gelir Zannediyorsunuz?’

“Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner. Hayat yolunda yürümeyi değil, koşmayı sevenlerden oldum ben…” Köyde odun keserken okuma şansını elde etmiş Alaaddin Yılmaz’ın ağzından dökülüyor bu
sözler. Muallimlikten mühendisliğe uzanan, belediye başkanı olma yolundaki hikâyesini Marmara Life okuyucusu için anlatıyor…

Geçmişte Bolu’nun küçük bir köyünde yaşarken şimdi tüm şehre yöneticilik yapıyorsunuz…
Evet, Seben’in Değirmenkaya köyünde doğdum. Dediğiniz gibi şimdi bütün Bolu’ya yöneticilik yapıyorum. Bakın, bu takdiri ilahidir. O günden bugüne çok şey değişti buralarda. Okul yoktu, yol yoktu. Hiç unutmam 1957 depreminde evimiz yıkılmış ve çadırda kalıyoruz. Abimle yan yana uyuyoruz, üşümüştüm, çok üşümüştüm. Depremden sonra babam derme çatma bir ev yaptı, tek göz oda. Evimiz ahşaptı, tek odalıydı. 2 kardeş, 4 kişilik bir aile. Evin öbür köşesinde tuvalet var, idareyle gidiyoruz ya da çırayla. 2 odalık yer daha ayrılmış ama imkân olmadığı için oralar yapıldı. Bizim köylerimiz gelir anlamında fakirdi. Nüfus kâğıdında baba mesleği çiftçilik yazar ama bizim onu yapacak arazimiz bile yoktu.

Bu şartlarda eğitim hayatınıza nasıl devam ettiniz?
Bizim köyde okul yoktu, caminin kenarında bir oda, orada da eğitmen vardı. Yaşım tutmuyor diye beni almadılar. Eğitmen sınıftan çıkarıyor, ben gidiyorum. Sonra nasıl olduysa beni de aldılar. 3 yılın sonunda şahadetname aldım yani diploma. Seben’de ilkokul var ama 13 km uzakta git gel her gün 26 km yol, eşeğimiz yok, otomobil yok. Bir grup arkadaşla köyden okul için Seben’e gittik 4. ve 5. sınıfı okuduk. Kışın gitmek zor olduğu için orada yakın olduğumuz bazı aileler bizi misafir etti.

ODUN SATIP OKUDUM

İlkokul süreciniz meşakkatli geçmiş, ya sonrası?
Tabii ki kolay değildi. Zor, çileli bir okul dönemimiz oldu ama diploma aldık. Sonrasında okul masrafları için odun işi yaptım. Elimde baltayla, eşekle dağa gider, kurumuş meşe köklerinden çıkarır onu eşeğe yükler önce köye getirir daha sonra sabah ezanından önce satmaya giderdim. Bir eşek yükü odun 2,5 lira, abimin kurs parası ise 30 liraydı. Onu ödediğimi ve evi geçindirdiğimi bilirim. Hiç unutmam, bir gün odun toplamak için yola düştüm, o dönemde ekmek kolay değil, bazlama yapılırdı. Bazlama ekmeğini tek başına yemek biraz zordur, annem de içini açıp biraz şeker serpelemiş. Küçük bir mendilin içine onu koydum, yanıma aldım. İşimizi bitirdikten sonra ekmeği yemeğe koyulduk, yerken sirkemsi bir tat geldi ağzıma. Belli bir miktar yedikten sonra içini açıp baktım ki içi karınca dolmuş. Bu zor şartlar da okumaya çalıştım ben. Kıymetliydi her şey bizim için. Kalemleri kırmamak, defterleri çok doldurmamak için dikkat ederdim. Elektrik yoktu, ancak misafir gelirse lam-tamamlanmamış. 4. sınıfa giderken bir oda daha ba yanardı. Diğer günler ocak vardır, şimdi şömine diyorlar. Onun içine büyük bir odun atarsın hem ısıtır hem ışıtırdı. Otururduk abimle ocağın önüne, ders çalışırdık…

KADİR DAYI NEREDE?

Mühendislik okumadan önce öğretmenlik yapmışsınız…
Evet, öğretmen okulunda okudum. İlkokuldan sonra Kadir Dayı vardı, köylerde yapılan yeni okullara su tesisatları yapardı. Kızık köyünden Kadir, bize sık sık gelirdi biz de misafir ederdik. Benim de okuma hevesimi fark etmiş ve benim okumam gerektiğine inanmış. Bir gün okul bitti, bize geldi Kadir Dayı, “Bolu’ya iş yeri açacağım, sen bu çocuğu okutamazsın ben alıp okutacağım” dedi. Kadir Dayı beni aldı, Bolu’ya getirdi. Bir bohça bazlama, yorgan, bir sepet de üzüm var yanımda. Beni bir eve yerleştirdi, okula da yazdırdı. Ben okula gittim, akşam geldim kadir dayı yoktu. Bekledim o gün gelmedi, herhalde işi var diye düşündüm, ertesi gün yine yoktu, ondan sonraki gün yine gelmedi. Kadir Dayı beni bırakıp gitmiş. Sonra babam bunu öğrenince yanıma geldi şans bu ya, yaşlı çocuğu olmayan bir çiftle tanışmış babam. Onlar biz bakarız demişler. Ortaokulu onların yanında okudum. Ortaokulda okuyoruz artık ama kitap defter alma konusunda sıkıntı var. Öğretmen okulunda imtihan açılmış oraya bir gidelimdediler, gittik. Bu okul köy enstitüsü muadili bir okul, Kızılçullu diye bilinir. İlk karma eğitim sistemine giren öğrencileriz diye biliyorum. Okul hayatım boyunca kızdığım tek bir öğretmenim vardır. Türkçe dersindeyiz, kitapta sorular var cevaplayıp getiriyorsunuz. Öğretmenim, ben sana bu kitabı bulacağım dedi ama unuttu. Sonraki derste “neden ödevini yapmadın, tembel” dedi. Oysaki ben kitabı alamamıştım, o suçlu değildi ama ben de değildim. Daha sonra vakıflar yurdunda kalmaya başladım, üstelik sabahları çay, zeytin, peynir, reçel vardı. Lükstü benim için köyde ya tarhana çorbası ya da bulgur pilavı yerdik… Öğretmen okulu, ortaokul ve lise beraber 6 yıldır. Öğretmen okulu bitti, ben öğretmen oldum. Tayin isteyeceğim, Bolu’da bütün ilçeler boştu Seben’i seçtim.

 

KOMÜNİST Mİ OLACAKSIN?

Öğretmenlikten mühendisliğe geçmeye nasıl karar verdiniz?
Öğretmenlik yaptığım dönemde öğretmen okulunda bir matematik hocam vardı. Lise 1’de matematiğim zayıftı, bu beni çok rahatsız etti, arkadaşlarımın yardımı ve azmimle düzelttim. Öğretmen de beni sevmeye başladı, üniversite oku dedi bana. Bizim zamanımızda öğretmen okulunu bitiren üniversite sınavına giremiyordu, Sakarya’ya gitti evlendi, üniversiteye asistan olarak geçti. Bana yardım etti ve Adapazarı Lisesi’ni dışarıdan bitirdim. Üniversite sınavına girdim, Eskişehir Ticari Bilimler Akademisi’ne kayıt oldum. Üniversiteye kayıt olduktan sonra bir telgraf geldi. Telgraft ‘acele Adapazarı’na gel’ yazıyordu. Sonra Adapazarı’na gittim. Adapazarı yeni açılan bir okul olduğu için çok kişinin haberi yok, ben ise öğretmenim sayesinde haberdar oldum. Gittim beni o gün inşaat bölümüne kaydettiler, belgelerimi Eskişehir’den aldım ve Adapazarı’na geçtim. Sakarya’da okumaya başlamak da kolay değil önce babama anlatmam lazım. Ben üniversiteye gideceğim, okuyacağım dedim. “Komünist mi olacaksın” dedi. Bu üniversite değil akademi deyince, “he o zaman farklı” dedi. Burs paraları ile okula devam ettim. Bir de ben öğretmen okulu mezunu olduğum için matematiğim yeterli değildi. Hocam kendi evinde ders anlatıyordu. İlk sene matematikten zorlanmıştım, sınavda 10 sorudan 7 soruyu yaptım. Sınav sonuçları asıldı
benim puanım 49, şok oldum. Gittim hocanın odasına sınavın sonucu 70 olması gerekirken yanlışlıkla 49 yazılmış onun düzeltilmesini istiyorum dedim. Bana kabaca çık dışarı dedi. Hayatımı yönlendiren hoca beni en önemli dersten bıraktı. Bu bir kamçı oldu, Türkiye’de matematikle ilgili ne varsa yaz tatilinde gözden geçirdim. Matematik konusunda uzmanlaştım, derse bakışım değişti ve ondan sonra matematik kursu vererek hayatımı geçindirmeye başladım. Okulda başarılı olmak için özel bir gayretim olmamasına rağmen okulu birincilikle bitirdim. Bunun nedeni de matematikten 49’ la kalmamdır.

İLK KÖPRÜMÜ AİLEMLE BİRLİKTE YAPTIK

Üniversite bitti, mühendislik diplomasını elinize aldınız…
Evet, gel gelelim ki diplomayı almakla iş bitmiyormuş, öğrendik. Askerde bir süre düşünüp ne yapacağıma karar verdim. Devlet memurluğu yaptım, üstlerimle geçinemedim. Özel sektöre geçtim orada da bir sürü sıkıntılar çektim, yurt dışına çıktım geri döndüğümde müteahhit olarak çalışmaya başladım. Bolu’ya büro açtım, herkes bana proje yaptıracak diye düşünürken, bana kimse adımı bile sormadı. Bir de büro tuttum ama kirayı ödeyecek kadar bile param yok, çevrem de yok. Dediler ki devlet su işlerinin ihalesine girersen orada iş yapabilirsin. Çünkü onun çimentosunu, betonunu devlet veriyor. Kerestesini sen alıyorsun bir de işçiliği senden. Üniversite yolu üzerinde bir köprü var, sel gelmiş biraz yamulmuş o köprü yıkılacak yerine yenisi yapılacak. Tam bana göre, yaparım dedim. İhale bana kaldı diye bütün müteahhitler oturmuş çay içecekler, o zaman bu meyve suları yeni çıkmış herkes meyve suyu istiyor, benim cebimde para yok. Ben bir şey içmeyim dedim. Böyle zor zamanlardan geçerek o köprüyü aldık. Köprü yıkılacak ben de yıkım parasıyla köprüyü yeniden yapacağım, kendime güvenim fazla. Köprüyü annem, babam, abim, yengem ve ben yıktık, ameleler aile bireylerim, ben de müteahhidim. Üstelik üniversitede hocalık yapmışım. Devlet Su İşleri Müdürü, köprü teknik bir iş, sen bundan vazgeç sana daha basit işler verelim dedi. Ben mühendisim cahil müteahhitlere güveniyorsun da bir mühendise nasıl güvenmezsin dedim. Dinamitçi herkese dinamit verirken bana vermedi. “Dinamit nasıl patlatılır?” diye sordum. İl özel idaresine müracaat et köy hizmetleri sınav yapıyor ve oradan dinamit patlatma diploması veriyor. Köprüyü hiç para vermeden ailecek yıktık, yaptık.

NOTLAR

*Bolu İli Endemik Bitkiler Geotif Bahçesi’nde korumaya alınan 75’i endemik, 95’i geotif (soğanlı) bitki olmak üzere doğada ender görülen 170 bitki için adaptasyon süreci başarıyla tamamlandı.

*Üniversitenin de destek verdiği proje kapsamında, oluşturulan Bolu İli Endemik Bitkiler Geotif Bahçesi’nde koruma altına alınan 232 bitkiden 170’i Bolu Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne bağlı fidanlıkta oluşturulan Bolu İli Endemik Bitkiler Geotif Bahçesi’nde korumaya altına alındı.

*Türkiye’deki bütün belediyelerin gen bankası vb. çalışmalar yapması gerektiğine değinen Yılmaz, “Burada üniversitedeki hocaların çalışmalarını incelediğimde şaşırıyorum. Bizim üzerine basıp geçtiğimiz bir çiçeğin veya otun üzerinde ısrarla duruyorlar. Bu da bizi sevindiriyor ” dedi.

*Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz; “Çekoslovakya, Prag’da Karlovy Vary diye bir yer vardır, burası sıcak suya dayalı sağlık açısından bir merkez haline gelmiştir. Bizde Karacasu adlı bölgemizi bu konuda adı bilinen bir yer haline getirmekte kararlıyız. Sıcak suyu da sağlıkta öne çıkaracak şekilde çalışmalar yapıyoruz.”

BOLU TURİZM KENTİ OLACAK
Bolu turizm kenti olacak, bütün çalışmalarımızı bu amaca yönelik yürütüyoruz. O nedenle 2300 dönümlük bir alan üzerinde olimpik spor tesis alanı yapacağız ve sporun her dalı işlevsel bir yapıya kavuşabilecek. Sadece Türkiye değil Avrupa’daki takımları da burada misafir edecek şekilde altyapımızı oluşturmaya çalışıyoruz. Kapalı spor
salonu alanımız yapıldı, olimpik yüzme havuzu alanımız yapılıyor, atletizm pistimiz bitti, Gençlik ve Spor Bakanlığıyla el ele verdik çok ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bir tek stadyumumuz kaldı, onu da yapacağız.

NECİP FAZIL
Önce kitaplarıyla etkili oldu. Daha sonra birebir karşılaştık Necip Fazıl ile… Oğlu Osman Sakarya’daydı ve eşinden ayrıydı. Necip Fazıl ise torununu görmek istiyordu. Ben ve birkaç arkadaşımdan rica etti, aracı olduk. Torunu ile görüştürdük.

 

Yazı: Dilara Gülşah Azaplar / Fotoğraflar: Murat Turgut Erdem

*Bu yazı Marmara Life’ın 103’üncü sayısında yayımlanmıştır.

(2017, Mayıs/Haziran)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s