Bir Nefes Cam…

Sanat bir varoluş biçimidir, tutkudur. Cam ise sanatın en naif hali olarak çıkar karşımıza, Osmanlı ve oryantal toplumlarda gelişmişliği ile şaşırtan bu sanat hem su, hem ateş gibidir…

İnsanoğlu, antik çağlardan beri düzenli olarak kullandığı ve tükettiği eşyaların hammaddesi olan camın işlenmesinden pek de haberdar değil. Cam bükme, endüstriyel tarafının yanı sıra, aynı zamanda bir el sanatı. Atölyelerin sayıca azlığı ve yeterince usta yetişmemesi nedeniyle, bir zamanların cam işleme sanatı da nesli tükenmeye yüz tutanlar arasına girmiş. Yine de bu sanata merak salmaya başlayanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Hobi veya meslek olarak da cam sanatına duyulan ilginin canlanması ise umutlanmamıza sebep oluyor.

Biz de cama olan ilginin yeniden canlanmasının hikâyesini Camzade Atölyesi’nden Taha Yoldaş’ın kapısını çalarak öğreniyoruz. Aynı zamanda öğrenci yetiştiren Taha Bey’in koltuğuna kurulup, hikâyesini dinlediğimiz cama can katmayı deniyoruz…

Taha Yoldaş ve ailesi Eskişehir’in çehresini cam sanatına verdiği değerle bu alandaki en önemli merkezlerden biri haline getirmek için mücadele ediyor. Ateşin can verdiği camın dilsiz söyleşisini gözler önüne seriyorlar. 29 yaşındaki Taha Bey’e cama olan ilgisinin nereden geldiğini sorduğumda ise ok işaretleri amcası Harun Bey’i gösteriyor. İş için çıktığı yurtdışı seyahatlerinde rastladığı cam sanatının neden bizim ülkemizde unutulmaya başlandığını sorguluyor ve bu sanatı öğrenmeye merak salıyor. Amca-yeğen el ele verip cama olan tutkularını eğitimle perçinliyorlar. Tam 8 yıldır Odunpazarı’nda bu mesleğe dair bildiklerini çevresindekilere öğretmeye çalışıyorlar.

CAMZADE
Olarak hayat buldukları butik bir cam atölyesi var Taha Yoldaş’ın. Envaiçeşit ürünün yer aldığı dükkân olabildiğince göz kamaştırıyor. Raflara göz gezdirdiğinizde; örümcekten, balığa, attan horoza hatta devrim arabasına bile rastlamanız mümkün. Emek ve sabır gerektiren yüzlerce ürün ve cam sanatçılarının serbest çalışmalarına kadar geniş bir seçenek mevcut. Ayrıca mekânda mimariye yönelik artistik cam uygulamalarından örnekler görmeniz de olası. Doğma büyüme Eskişehirli olan bu adam aslında motor sporları ile uğraşan, elektrik-elektronik mezunu hayat dolu bir genç. Fakat cama duyduğu aşk onu saatlerce yerinden bile kıpırdamadan çalışmaya itiyor. İlk başlarda biraz tereddüt ettiğini fakat içindeki hevesin onu 8 yıldır bu işin içinde yoğurduğunu dile getiriyor. Amcası Harun Bey’de de durum farklı değil. Sadece bir atın ayağını yapmayı öğrenmek için 3 gün boyunca yağmur altında İtalyan bir sanatçıyı izlediğini heyecanla anlatıyor…

ATEŞ , CAM VE CIMBIZ
Günümüzde cam, LPG’li oksijen ile 700 derecede eritilerek şekle sokuluyor (Isı ihtiyaca göre artış gösterebiliyor). El sanatlarında ise çok fazla alet kullanılmıyor, işin ustası; cımbız, ateş, makara ve mantar kumu ile hayal ettiğiniz ne varsa cama üfleyerek şekil verebiliyor. Yaklaşık olarak 6 aylık bir eğitimin ardından da ufak çaplı ürünler ortaya koymanın mümkün olduğunu söylüyor Taha Yoldaş fakat eğitim bir ömür boyu devam ediyor… Ben de fırsatını yakalamışken geçiyorum ateşin başına, boru şeklindeki bir camı yavaş yavaş, ilmik ilmik eriterek şekil vermeye çalışıyorum. Bilindiği üzere insan yapımı cam ilk kez Mısırlılar ve Fenikeliler tarafından M.Ö. 2500’lü yıllarda üretilmiş. İlk kullanım alanı ise boncuklar olmuş. Süsleme amacıyla kullanılan cam boncuklar, takılarda kullanılan kıymetli taşların yerine yerleştirilmek için üretilmiş.

Aradan geçen yüzyıllar insanoğlunda pek bir şey değiştirmediğinden benim de ilk işim boncuk yapmak oluyor. Zaten daha fazlasını öğrenip yapabilmem için 1 günden fazlasına ihtiyacım var. Hocamın da ‘eh işte yetenek var gibi’ demesiyle kafaya koyuyorum, cam kursuna yazılacağım çünkü cama can vermek tarif edilemez, üflenir… Geçmişten günümüze cam işleme sanatı hikâyesinin devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri camın elimizden düşmeyen ve geri dönüşüme müsait nadir malzemelerden biri oluşu. Sadece süs olarak değil artık sağlık ve teknoloji alanlarında da mihenk taşı olma yolunda. Cam işleme sanatı ise en az camın kendisi kadar kırılgan ve korunması gereken bir alan. Siz de bu naif sanata ilgi duyuyorsanız hikâyesine ‘can’ üflemeyi deneyebilirsiniz…

NOTLAR
*İlk cam fabrikası ise 1847 yılında İncirköy’de Mustafa Nuri Paşa tarafından Sultan Mustafa’nın arazisi üzerinde kurulmuş. Nadiren de olsa halen kullanılan Beykoz İşi ve Çeşm-i Bülbül teknikleri aynı dönemlerde keşfedilmiş.

*Taha Yoldaş’ın emek verdiği Camzade, ziyaretçilerine pek çok cam ürün seçeneğinin
bir arada görülebileceği, yapılan cam şovlarının izlenebileceği “bir nefes cam” molası sunuyor…

*Marmara Life ekibi olarak her sayı da bir mesleği siz okuyucularımız için deneyimleyerek yazıya aktarıryoruz. Bu sayıda ise yok olmaya yüz tutmuşken cama tutkun insanlar sayesinden yeniden dirilişe geçen cam geranlığa el uzattık…

*Cam işlemeciliğinde kullanılan ana maddelerden bir kısmı; cam kırığı, silis taşı, sodyum karbonat, kireç taşı ve nitrat gibi maddelerdir. Cam süsleme için kullanılan renklerden sarı ve yeşil kromdan, beyaz çinkodan, mor magnezyumdan, kırmızı bakırdan, yeşil ve mavi demirden, menekşe moru nikelden, koyu sarı amber rengi gümüşten, pembe ve kırmızı altından, koyu mavi ise kobalttan elde edilir.

Yazı: Dilara Gülşah Azaplar

Fotoğraf: Merve Zenginel

Bu yazı Marmara Life sayı 103’te yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın