Özgürlük Sahafçısı!

Pek çok zorluk karşısında yılıp isyan ediyor, kendinizi olduğunuz gibi kabullenemiyorsanız, Oktay Çetinkaya’nın hayatı ve dünyaya baktığı açı sizi utandırabilir. Çünkü sokaklarda kağıt toplamaktan, Beyoğlu’ndaki küçük sahaf dükkanına uzanan hikayesinin hiçbir noktasında, şikayet etmek yok!

Oktay Çetinkaya 1976’da Adana’da dünyaya gelmiş. Yokluğa açılan gözleri, emeğin ve özgürlüğün kıymetini keşfetmiş zamanla. Yalnızca iyi olmak var Oktay Ağabey’in felsefesinde. Baskı altında geçirdiği çocukluğunda da, çöplerden kâğıt topladığı gençliğinde de, sokakta bulduğu kitapları Kadıköy tezgâhlarında sattığı zamanlarda da, sadece memnuniyet var…

“KÂĞIT TOPLAMAK ÖZGÜRLÜĞE KAÇIŞ ALANIYDI”
Küçük bir çocuğu, kaportacılık gibi mesleklerden sonra sokak sokak gezip gün boyu kağıt taşımaya cezbettirecek akıl nereden gelmişti? “Okul hayatı boyunca çalışmak zaten sıkıntılıydı,” diyor Oktay Ağabey. “Orada da ustalık-kalfalık var. Tabi, başımda sürekli birileri duruyor. Benim için önemli olan baskı altında olmamak. Sokakta çalışan, yaşayan bütün çocuklar için temel mesele baskıdır. Küçük çocuk hep oynamak ister. Baskı altında kalmak ister mi bir çocuk? Kim ister? Seni işe soksunlar çalıştırsınlar ister misin? Sokak çocukları neden evden kaçıyor? Evde huzur yok, baskı var. Bir defa çocuk, işçi olmak istemez. Hep bir kaçış, hep özgür bir alan ister. Özgür bir alan bulamayınca da evden kaçmayı dener. Benim için de kâğıtçılık bir kaçış alanıydı.”

“BEKLENTİLER NE KADAR BÜYÜKSE, KAYIPLAR O KADAR ÇOKTUR”
Bir süre Adana’da kâğıtçılık yaptıktan sonra İstanbul’a geliyor. İstanbul daha büyük bir şehir olduğu için, tıpkı tüm damarlarına henüz keşif yapılmamış bir maden gibi toplayacak çok fazla atık kâğıt bulunuyormuş. İstanbul’dasın ve Beyoğlu’nda çalışıyorsun. Tv’de gördüğün insanları, semtleri görüyorsun. “İnsanların beklentisi
ne kadar büyükse kaybı da o kadar büyüktür. Benim tek beklentim insanların mutlu olması. Kendi adıma öyle çok büyük bir beklentim yok. Daha ne olsun? Kâğıtçı olmuştum işte! Süper iş. Benim belgeselimi izleyince insanlar şöyle düşünüyor; “Aa bu adam kağıtçıydı kitapçı oldu. Hayatını kurtardı.” Yok, böyle bir şey. Kurtulmak ne demek ya? Kâğıtçıyken de mutluydum ben. E şimdi de mutluyum…”

DOSTOYEVSKİ ’LER, CERVANTES ’LER…
İstanbul’da uzun yıllar kâğıtçılık yapıyor Oktay Çetinkaya. Sahaf açma sürecinin aklına nasıl düştüğünü merak ediyorum. “Fikir ilk başta yoktu. Ben bir kitapçı olacağım diye yola çıkmadım. Kâğıtçı olduğum için çöpten çok kitap buluyorduk biz. Hurdaya atıyorduk hepsini. Bizim için kitap, kâğıttan başka bir şey değil. Anlamıyoruz çünkü hiçbir şey. Kitabı okumadığımız, bilmediğimiz için hepsini kâğıda atıyorduk. Ama sonrasında, sahaflar gelip bize çöpten kitap bulursanız atmayın, biz alırız diyordu. Çalıştığım kâğıt deposunda, yatıp kalktığım yerde ben kitapları biriktirmeye başladım. Sahafa sattım. İri torba kitap biriktirdim biraz. Baktım kâğıttan daha çok para ediyor. En az 10 kat fark var arada. Kâğıdı satsam bir kuruş, kitabı satsam 10 kuruş ediyor. Bu sefer kitapları biriktirmeye başladım. Sahaflarla da ahbap olduk. Aslıhan Sahaflar Çarşısı’nda ilk dükkânımı açtım. Ben aslında 99’da başladım bu işe. Kadıköy’de Akmar Pasajının orada tezgâh açmaya başladık. Ben ilk önce sahaf arkadaşların yanına gidip bir gözlem yaptım. Yere bir tezgâh açtım. İlk başta zaten ne sattığımı da bilmiyordum tezgâhta. Zamanla işi öğrendim. 2003 yılında Aslıhan Sahaflar Çarşısında ilk dükkânımı açtım.” Oktay Çetinkaya hakkında, ‘Çöpte Dostoyevski Buldum’ isimli bir belgesel var. Bu isim yüzünden, insanlar, bir kitap okudu ve hemen tüm bakış açısı değişti gibi bir fikre kapılmışlar. Oktay Ağabey ise bunun bir abartı olduğunu, hiçbir zaman felsefesinin değişmediğini, kitapların sadece kendisini geliştirmeye yaradığını söylüyor. İlk okuma serüvenini anlatıyor. “Don Kişot. Bak çöpten o kadar kitap buluyordum ama gidip Don Kişot’u Beyoğlu’ndan bir kitapçıdan satın aldım. Parayla satın alıp baştan sona okuduğum ilk kitap o. Don Kişot’u çocukken hep duyardım. Ama Don Kişot’u bir film kahramanı zannederdim. Süpermen gibi bir kahraman sanıyordum. Sonuçta ben ilkokula da gittim. Orada da hocalar şundan bundan bahsediyor ama bizim evde kitap olmadığı için ben çocukken hiç kitap okumadım. Kimse bana hayatım boyunca kitap da hediye etmedi çocukluğum sürecinde. Hani verseler belki de okuyacağız.” İlk roman okumaya başladığındaysa onu en çok etkileyen şey detaylar olmuş. Bir insanın bu detayları nasıl çözümleyebildiği onu satırların içine çekmiş. Tabi kurgulardaki hikâyeler de.

OKTAY’IN GÖZÜNDEN SOKAKLAR…
Sokağı nasıl gördüğünü merak ediyorum. Yıllarını sokaktaki insanları bilerek geçirmiş. Modern toplum bir tinerciden korkar mesela. Olması gereken gerçekten bu mu? “Dün akşam Konya’da bir tanesi cinnet geçirip ailesinden beş kişiyi öldürmüş. Tinerci mi bu? Değil. Sokak çocuğu mu? Değil. Demek istediğim, herkes suç işliyor. Sokaktaki insan da doğal olarak suç işleyebilir. O da bir insan…”

Yazı: Faruk Kanber

Fotoğraf: Yağız Karahan

Bu yazı Marmara Life sayı 103’te yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın