İslami Bankacılık Enstrümanı: SUKUK

1950’li yıllarda tartışılmaya başlayan İslami Bankacılık sistemi zaman içerisinde çok farklı enstrümanları kullanır hale geldi. Sukuk da bu enstrümanlar arasında oldukça önemli bir yere sahip. Kuveyt Türk Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ahmet Albayrak ile Sukuk’un ne olduğunu ve ülkemizde uygulama aşamasının hangi seviyede bulunduğunu konuştuk.

Biraz sizi tanıyalım. Katılım Bankacılığından önce bu sektöre nerede başladınız?
Öncesi neredeyse yok. 1988 İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü mezunuyum. Aynı yıl Albaraka Türk’te proje uzman yardımcısı olarak başladım. Sonra Amerika’ya gidip geldim; yüksek lisansımı orada yaptım. Devamında 2002’de Kuveyt Türk’te başladım. 2007’de doktoramı bitirdim. 2012’ye kadar Kuveyt Türk’ün bütün hizmet grubunu; operasyonlar, teknoloji, idari işler, insan kaynakları ve stratejisini yönettim. 2012’den itibaren de finansal kurumlar, hazine, yatırım bankacılığı, yurtdışı iştiraklerden sorumlu olarak çalışıyorum. Elhamdülillah Almanya’da Avrupa’nın ilk İslami Bankası’nı kurmak nasip oldu. 8 tane uluslararası sukuk yaptık. Türkiye’nin en büyük sukuk ihraççısı ödülünü aldık. Gerçek manadaki ilk Özel Sektör sukuk ihracını gerçekleştirdik. Türkiye’nin faizsiz esaslı çalışan ilk Portföy Yönetim Şirketini kurduk. Bir yandan akademik çalışmalarım devam ediyor. Sakarya Üniversitesi’nde dört sene İslam Ekonomisi  ve Finansı Yüksek Lisans Programı’nda Katılım Bankacılığı dersi verdim. Şu anda da Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü İslam İktisadi ve Finansı Yüksek Lisans Programı’nda hocayım. Sektörde ve üniversitelerde rağbet gören Sağlam Bankacılık Modeliyle Katılım Bankacılığı’na Giriş adlı bir kitabımız var Şerafettin Özsoy kardeşimizle beraber. Şimdi Katılım Bankalar  Birliği’nde bu kitabı tekrardan yazıyoruz. Hem akademik tarafta hem de sektörde devam ediyoruz. Önümüzdeki sene inşallah 30 seneyi devirmiş olacağız.

SUKUK’UN ORTAYA ÇIKIŞI

Sukuk nedir?
Hangi fikirler eşliğinde, hangi süreçler nihayetinde oraya çıkmıştır? Sukuk’a gelmeden önce İslami Bankacılığın teoriden pratiğe dönüşme hikâyesini şöyle bir hatırlayabiliriz. 1950’li yıllardan itibaren tartışılıyor İslami Bankacılık (Islamic Banking). Müslüman olan ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, “Biz bu bankacılığı, batılıların yaptığı gibi yapmayalım da, farklı şekilde yapalım” diyen bir vizyon söz konusu. Batıda okumuş ekonomistler, ilim adamları gelip kendi ülkelerinde birtakım şeyler deniyorlar. Bunlardan biri Dr. Ahmet Neccar. Almanya’da Kooperatif bankacılığını çalıştıktan sonra, Mısır’da Mit Gamr’da ilk İslami Bankayı kuruyor. Kırsal alanda, faizsiz esaslarla toplanan parayla, tarımsal üretim ve sanayi finanse ediliyor. Araştırmalar, Banka’nın 250 bin müşteriye ulaştığını ve başarılı olduğunu söylüyor. Ancak General Nasır’ın yönetime gelmesinden sonra Banka’nın ismi Nasır Sosyalist Bank’a dönüşüyor ve sonra da özelliğini kaybediyor. 1969’da İslam Konferansı Teşkilatı’nın kurulması söz konusu sü- reci hızlandırıyor. Daha sonra İslam Kalkınma Bankası kuruluyor ve İslami Bankaların kurulmasını teşvik edip, destekliyor. Aslında bu bir ekosistem, yavaş yavaş gelişiyor. Mısır’da başarısız oldu gibi gözükse de Mit Gamr tecrübesi bu sürecin fitilini ateşliyor. Dr. Neccar bu tecrübeden sonra çantasını eline alıp Körfez’de dolaşmaya başlıyor. Özellikle Petrol gelirleriyle likiditeleri artan ülkeler bu yeni iş modeline ilgi gösteriyor. Ana bankamız Kuwait Finance House (KFH) ve Dubai İslamic Bank bu dönemde birbiri ardına kuruluyor. Bu arada bu ekosistemde âlimler, profesyoneller, bankacılar, devletler var. AAOIFI (Bahreyn,1990) ve IFSB (Malezya, 2002) gibi kurumlar yeni İslami Bankacılık Modeli’nin standartlarını oluşturmaya başlıyor. Öncelikle faizsizlik prensibi başta olmak üzere, diğer İslami prensiplere de uygun olacak şekilde 70’lerden bu tarafa doğru bütün klasik bankacılık ürünleri değerlendiriliyor ve pek çok ürün klasik anlamda konvansiyonel bankacılıktaki kullanımından İslami Bankacılıktaki kullanımına doğru evriliyor.

BİR SERMAYE PİYASASI ENSTRÜMANI
Piyasadaki sermaye piyasası enstrümanlarından biri de Sukuk’tur. Ülkemizde 2010 yılında tebliğe Kira Sertifikası olarak geçmiştir. Sukuk varlığa dayalı bir sertifika olup bir varlığa sahip olma veya ondan yararlanma hakkını temsil etmektedir. Sukuk ihraçlarında genel olarak varlıklar özel amaçlı bir şirkete devredilir ve sertifikalar bu varlıklardan doğan gelirler üzerinde hak tesis ederler. Yurt dışında SPV (Special Purpose Vehicle) olarak geçen özel amaçlı şirketler Türkiye’de Varlık Kiralama Şirketi (VKŞ) olarak adlandırılmaktadır. Sukuka konu dayanak varlıklar ihraç zamanında yatırımcılardan toplanan sukuk bedelleriyle VKŞ tarafından Kaynak Kuruluş’tan belli bir bedel karşılığında devralınır. Kaynak Kuruluş devretmiş olduğu varlıkları belli bir oran üzerinden vade sonuna kadar geri kiralar. Her bir yatırımcı koymuş olduğu sermaye kadar söz konusu varlık üzerinde vade sonuna kadar hak sahibi olmaktadır. Vade sonuna gelindiğinde anapara ve dönemsel ödeme VKŞ aracılığıyla yatırımcılara yapılır. VKŞ söz konusu varlıkları vade sonunda Kaynak Kuruluşa devreder. Yurt içinde sukuk ihraçları genelde Katılım Bankaları üzerinden yapıldığı için VKŞ’lerin sahipliği de genel olarak Katılım Bankalarına aittir; çünkü bu işi yapan, bu işe aracılık eden bir tarafın daha çok piyasada bilinir, güvenilir, bu işi yönetebileceğine inanılan bir kurum olması beklenir. Yurt içindeki kira sertifikalarında vadeler genelde 3 aydan başlamakta olup 2-3 yıla kadar çıkabilmektedir. Sukuku bir nevi İslami bir borçlanma aracı olarak da görebilirsiniz. Sukuk yoluyla bir projeyi finanse edebilir; bir şirket, finansman ihtiyacını İslami usullere uygun olarak karşılayabilir. Yurtiçinde birbirinden farklı 5 sukuk modeli olup, Kira Sertifikaları Tebliği’mize göre (III-61.1) Sahipliğe, Yönetim Sözleşmesine, Alım-satıma, Ortaklığa ve Eser Sözleşmesine dayalı olarak sukuk ihraç edilebilir.

VARLIK OLDUĞU İÇİN İSLAMİ
Konvansiyonel borçlanma araçlarının aksine sukukun temelinde muhakkak bir dayanak varlık vardır. Piyasadaki tahvillere bakıldığı zaman yapı itibariyle genelde bir teminat olmadığından alacaklı taraf alacaklarını doğrudan borçlu olan kişiden tahsil etmeye çalışır ve tahvil ihraççısının finansal performansından doğrudan etkilenir. Yatırımcılar sukukta sadece kaynak kuruluşun finansal performansından değil, aynı zamanda ihraca konu dayanak varlıkların performansından da etkilenirler. Sukukun altında bir dayanak varlık olması, hisse senedinde olduğu gibi, ikinci el piyasada alınıp satılmasına olanak sağlar. Tahvildeki gibi sukuk sadece bir borç alacak ilişkisi olsaydı ikinci el piyasada nominal fiyattan farklı bir fiyata alım satımı mümkün olamazdı. Kuveyt Türk olarak sukuk ihraçlarımızda belirli bir orana kadar leasing varlıklarını kullanıyoruz. Bilindiği üzere finansal kiralama yoluyla müşterileri finanse ettiğinizde söz konusu malın/varlığın mülkiyeti bankada kalır ve kiralama hakkını kiralayan firmaya verirsiniz. Söz konusu varlıkların da mülkiyeti vade sonuna kadar bizde olduğundan leasing varlıklarını sukukta dayanak varlık olarak kullanmaktayız. Piyasada çok farklı türlerde sukuk ihracına çıkabilirsiniz. Örneğin bu yıl Filo Kiralama sektöründe Türkiye’nin tamamı yerli sermayeli en büyük operasyonel kiralama kuruluşu olan Derindere Otomotiv ile 728 gün vadeli, 50 milyon TL tutarındaki Türkiye’nin ilk kurumsal kira sertifikası ihracını gerçekleştirdik. İhraçta Kuveyt Türk’ün %100 bağlı ortaklığı olan KT Sukuk Varlık Kiralama A.Ş. işleme aracılık etti. Söz konusu ihraçta piyasadaki sukuk yapılarından farklı olarak şirketin faaliyet alanına özel bir sukuk yapısı oluşturduk. Derindere Otomotiv sukuk ihracı yoluyla sağladığı kaynakla yurt içinde 50 milyon TL karşılığı araç satın aldı ve bu araçları KT Sukuk VKŞ’ye inançlı mülkiyet esasına göre devretti. Devredilen araçlar KT Sukuk’un vekâletiyle Derindere Otomotiv tarafından piyasada kiraya verildi. Biz bu sukuk yapısına Yönetim Sözleşmesine dayalı sukuk diyoruz. Bu sukuk yapısında Derindere Otomotiv kiralama işinden aşağı yukarı %15-20 kar edeceğini tahmin ediyor ve bu karın belli bir yüzdesini yatırımcı ile paylaşacağını söylüyor. Vade sonu geldiğinde Derindere Otomotiv, KT Sukuk üzerinden yatırımcılara ödemesini gerçekleştirip, ihraca dayanak varlık olarak gösterilen araçları KT Sukuk VKŞ’den tekrardan geri almaktadır. Söz konusu şirket sukukuna 6 farklı kurumdan, 18 ayrı fon katılım gösterdi. Piyasadaki ilk işlem olması nedeniyle, ihracı başarılı bir şekilde kapattığımız için de çok memnunuz.

Bahsettiğiniz Sukuk belediyelerin borçlanabilecekleri mantıklı bir alan. Fakat Türkiye’de bir türlü başarılı olamıyor. Neden bu kanalda başarılı olunamıyor
Belediyelerin İller Bankası ve Hazine’den çok uygun maliyetli ve uzun vadeli krediler aldığını biliyoruz. Katılım Bankalarının kaynak yapısı buna elvermiyor. Kalkınma Bankaları bunu yapabilir; çünkü kurulma amaçlarında bu var. Belediyeler sukuk dışındaki borçlanma alternatiflerinde daha ucuza ve uzun vadeli kaynak sağlayabildikleri için bu alana girişmek istemiyorlar. Ayrıca kira sertifikası yapısının tahvil yapısından biraz daha karışık olması, ikinci el piyasasının tam gelişmiş olmaması ve ürünle ilgili bilgi eksikliği / farkındalığın az olması da Belediyeleri sukuktan uzak tutan nedenler arasında sıralanabilir. Belediyelerin sukuk ihracına çıkabilmesi için de piyasadaki teamüllere bağlı olarak sukuk ihraç etmeleri gerekmektedir. Örneğin; Hazine Müsteşarlığı sukuk ihracına çıkacağı zaman Milli Emlak’ta bulunan gayrimenkulleri sukukta dayanak varlık olarak kullanmaktadır. Türk Hazinesi, söz konusu varlıkları Hazine Varlık Kiralama Şirketi’ne devrederek 2 yıl veya 5 yıl vadeli sabit veya değişken getirili (enflasyona endeksli) sukuk ihraç etmektedir. Bu tür yapıdaki sukuklar piyasada Sahipliğe Dayalı Sukuk olarak adlandırılmaktadır. Biz de Derindere Otomotiv’de 2 yıl vadeli sukuk ihracı gerçekleştirdik. Türk Parası Kıymetini Koruma kararı gereği Türkiye’de sadece TL cinsinden sukuk ihracı yapabiliyorsunuz. Örneğin dolar cinsinden yurtiçinde sukuk ihracı gerçekleştiremeyeceğiniz için söz konusu ihracınızı uluslararası arenada ihraç etmeniz gerekmektedir ve tutar genelde minimum 100 milyon doların üzerinde gerçekleşmektedir; çünkü uluslararası sukukta yurt dışındaki hukuka da tabi olacağınız için avukatlık masrafları ve birtakım yasal / operasyonel masraflar ortaya çıkmaktadır. Çıkan masraflar ihraç tutarının yüksek olması durumunda daha anlamlı veya uygun gelmektedir. Bu minvalde Belediyeler 500 milyon dolarlık bir sukuk ihracına çıkmak istediklerinde ihraçta Hazine garantisi verilebilir. Bu durum Belediyelerin çıkaracakları sukuklara olan talebi artırabilir.

Belediyelerin sukuka olan ilgisizliği sizce neden kaynaklanıyor?
Bu bir tercih meselesi. Aslında yerel yönetimlerin sukuk ihraç ederek köprü, tünel, baraj, metro gibi büyük altyapı projelerinin finansmanında hem iç hem de dış piyasadan borçlanmalarının önünde herhangi yasal bir engel yok. Devletimiz nasıl ki Kredi Garanti Fonu’na verilen kredilere kefil oldu ve piyasayı hareketlendirdiyse aynı şekilde Belediyeler de İller Bankası veya Hazine garantisiyle yerel veya uluslararası sukuk ihracına çıkabilirler. Bence uluslararası sukuktan önce belediyelerin Türk lirası cinsinden yurtiçinde sukuk ihraç etmeleri ilk etapta daha makul gözükmektedir.

Başka ülkelerde yerel yönetimler sukuk kullanmayı tercih ediyor mu?
Mesela, Avrupa’da ilk sukuk Almanya’da Saxony-Anhalt eyaleti tarafından çıkarıldı. İngiltere de üç sene önce pound cinsinden sukuk ihraç etmişti. Sukuk, piyasanın %50’sinden fazlasını elinde bulunduran Malezya’da ise çok geniş kullanılan bir ürün. Sukuk belediyelerin çok rahatlıkla kullanabileceği bir ürün. Hükümetin son dönemlerde uyguladığı politikalar açısından da belediyelere çok uygun bir ürün. Genellikle hükümet projeleri kendi kendini finanse etmesi gibi bir mantık üzerine kuruludur. Dolayısıyla o mantık çerçevesinde Belediyeler özellikle alt yapı projeleri için uzun vadeli proje sukuku çıkartabilirler.

Peki, Türkiye’de bu uygulama nasıl yaygınlaştırılabilir?
Belediyelerin büyük bir kısmı İller Bankası’ndan uzun vadeli ve ucuza kaynak temin etmektedirler. Türk Lirası bazında Belediye sukukları İller Bankası’nın garantörlüğünde piyasaya çıkartılabilir. Ayrıca Kamunun belli başlı bankalarda tuttuğu mevduatları bulunmaktadır. Söz konusu mevduatlar belirli bir fon havuzunda toplanıp buradan Belediye sukuklarının alınması sağlanabilir. Çözüm alternatifi çok; ancak belediyelerin yapısı itibariyle bir takım bürokratik endişelerden dolayı piyasada örnek teşkil edebilecek bir belediye sukuku bulunmamaktadır. Biz, Kuveyt Türk olarak, 2010 yılında Türkiye’nin ilk uluslararası sukukunu ihraç ettiğimizde Türkiye’de herhangi bir regülasyon ve mevzuat bulunmamaktaydı. Hükümet piyasaya çıkmamıza müsaade etti ve 2010 yılında, 100 milyon USD tutarlı, 3 yıl vadeli Avrupa’nın ve Türkiye’nin ilk örnek sukuk ihracını gerçekleştirdik. Ardından 2011 yılındaki yeni Kira Sertifikaları Tebliği çerçevesinde 350 milyon USD tutarında, 5 yıl vadeli sukuk ihracımızı gerçekleştirdik. 2012 yılında ise Türk Hazinesi hem yurtiçi hem de yurtdışı piyasada sukuk ihraçlarına çıkmaya başladı. Kuveyt Türk ve Hazine Müsteşarlığı’nın sukuk ihraçları sonrası piyasada bir sukuk pazarı oluşmaya başladı. Sukukların alım satımının yapıldığı ikinci el piyasa her ne kadar sığ olsa da bu alanda ikinci el sukuk piyasasını hareketlendiren kuruluşların başında geliyoruz. İkinci elde müşterilere likidite sağlamaya çalışıyoruz. Kira sertifikası piyasasının gelişmesi adına 2016 yılında sukuk özelinde birtakım ihraç masraflarına yüzde 50 indirim getirildi. Ayrıca kira sertifikasında her türlü taşınır ve taşınmaz varlıkların devralındığı kuruma kira süresi sonunda devrinden doğan kazançlara da kurumlar vergisi istisnası getirildi. Ayrıca bu yıl başında uygulamaya konulan Otomatik Katılım Sisteminin (OKS) gelmesiyle sistemde biriken paraların Bireysel Emeklilik Fon Yönetim şirketleri tarafından fonlarda değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durum sukuk ihraçlarını harekete geçiren bir çarpan etkisine sahiptir. Piyasa adına yapılan tüm bu olumlu düzenlemelerin veya gelişmelerin sukuk piyasasını canlandıracağını umuyoruz.

ÖNCÜLERE İHTİYAÇ VAR

Türkiye’de ne kamu ne finansal sistemdekiler sisteme henüz adapte olamamış durumda. Sanki yolun başındaymışız da öğrenecekmişiz hissi uyanıyor…
Aslında söylediğinizden çok daha iyi bir noktadayız. Sadece öncülere ihtiyaç var. Birilerinin bu işi deneyerek gösteriyor olması lazım. Bir Büyükşehir Belediyemiz ile çok uzun çalıştık. Bir noktada tıkandık. Uluslararası sukuk için Hazine garantisi gerekti, olmadı. Şunu söylemeye çalışıyorum; bir şekilde bu mekanizmanın hukuki alt yapısı halledilmeli. Türkiye’de bu mevzuatı çıkaranlar, yürütenler ve aracılar (bizler) bu işi son derece iyi biliyoruz ve yardımcı olmaya hazırız aslında. Fakat sukuk tabi normal bonoya göre çok pratik olmayabilir. Burada muhakkak bir şirket üzerine varlıkların devredilmesi gerekir. Kamunun mülkiyet hakları devreye giriyor, bunları yönetebiliyor olmanız lazım. Nasıl ki Hazine devletin gayrimenkullerini varlık olarak değerlendirip sukuk ihraç edebiliyorsa, belediyelerin de teorik olarak düşündüğümüzde bunları rahatlıkla yapabiliyor olması gerekir. Belediyeler için asıl mesele bu ülkede açabilecekleri çok ciddi bir alanın bulunması. Türk yatırımcısını da memnun edebilecek bir alan olabilir bu.

Birtakım uluslararası kuruluşlar, Dünya Bankası, Avrupa Katılım Bankası uzun vadeli çok cüz’i faizlerle krediler veriyor. Hangisi bizim için çok daha karlı? Sukuk mu? Kredi mi?
Sukuk mu? Kredi mi? sorusunun cevabı aslında her ikisi de. Bir kere bu finansal yönetim işinde en kârlıdan en kârsıza doğru elinizdeki bütün olanakları kullanıyor olmanız esastır. Elinizdeki bütün olanaklar namütenahi değildir. Eğer siz iyi bir fiyattan tüm işlerinizi çözebiliyor olsanız zaten hiçbir bankayla çalışmak zorunda kalmazsınız. Yani her ürün için farklı imkânlar olabilir. Eğer belediyelerin Türkiye’de projelerini finanse edebilecekleri uzun vadeli bir kaynağa ihtiyaçları varsa bu iş kira sertifikaları yoluyla yapılabilir. Merkez Bankası’nın bu işe bakması lazım aslında. Yurtdışı kredilerini ucuz ve uzun vadeli diye alıyoruz ama çok ciddi bir kur riskine maruz kalıyoruz. Yurtdışı krediler yabancı para kurları üzerindeki baskıyı artırırken ülkenin ekonomik güvenliğini tehdit eden işler yapıyoruz, farkında olmadan. Gelirimiz TL, borcumuz USD veya Euro veya Yen fark etmez. Ayrıca diğer ülkeler ucuz ve uzun vadeli kredileri kendi mallarını ihraç edebilmek için veriyorlar. Bu da Türkiye’de Belediyelerin yatırım yaptıkları alanlarda Türk Sanayisi’nin gelişmesine engel oluyor. Onun için uzun vadeli bakıp Türk yatırımcısının sermayesini Sukuk üzerinden Belediyelere de aktarabiliyor olmamız lazım. Türkiye’de ve Yurtdışında ihraç edilen sukukların farklı bir yatırımcı kitlesi var. Fiyatlama mekanizması da konvensiyonel ürünlerden ciddi manada farklılık gösteriyor. Buna rağmen finansal piyasalarda, özellikle Türkiye’de faiz oranlarının düşmesi ve uzun vadede öngörülebilir hale gelmesi birçok uzun vadeli projeyi sukuk yoluyla yapmayı mümkün kılabilir. Türkiye’deki enflasyon ve faiz sarmalı, finansal piyasalardaki uzun vadeli borçlanmanın önündeki en büyük engel. Çünkü yatırımcılar faizin artması durumunda düşük sabit getirili (kira gibi) bir yatırımla baş başa kalmaktan endişe ediyorlar. Dolayısıyla bu konuda bir istikrara ihtiyacımız var. Mesela otoyollar, metrolar, köprüler sukuklarla yapılabilir. Belli bir süreyle gelir getiren varlığın getirisini yatırımcılar ile paylaşıyorsun. Türkiye’de uzun vadeli fonlarımız daha çok Bireysel Emeklilik Sistemi ile beraber oluşuyor. Yoksa Türkiye’deki mevduatın vadesi ortalama iki ay bile değil. Bankalar olarak, Mevduat veya Katılım bankası olmanız fark etmez, farklı yöntemlerle yurtdışından getirdiğimiz fonlar yoluyla elimizdeki kaynağın vadesini uzatabiliyoruz. Yatırımcılar açısından güvenin oluşması, yerleşmesi gerekiyor. Kısa vadeli değil daha uzun vadeli bakmamız lazım. Kısa vadeli faydacı bakış, bizi daha çözüm odaklı, daha günü yaşayan, daha pratik bir ülke haline getiriyor ama uzun vadeli işleri başarmamızın önünde de birtakım engeller oluşmasına sebep oluyor.

Bir bankacı olarak Türkiye’deki belediyelere tavsiyeniz nedir?
Aslında hep beraber çalışıp Belediyelerin ihtiyacı olan bir Sukuk Ekosistemi oluşturmalıyız. Belediyeler ile; Sayıştaş, Hazine, SPK ve İller Bankası’nın içinde olacağı bir sukuk sürecini geliştirilebiliriz. Dayanak varlık olarak VKŞ’nin içine nelerin konulabileceği netleştirilmelidir. Belediyelerin finansal yönetimlerine uygun, hangi projelerin nasıl yapılandırılacağını belirlemek mümkün. Farklı sukuk yapıları için Hazine ve İller Bankası garantileri söz konusu olabilir. Oturup çalışmak lazım, sukuk işinin Türkiye’deki öncüsü olarak Kuveyt Türk destek vermeye her zaman hazır.

 

*Bu yazı Marmara Life sayı 104, Business Eki’nde yayımlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın