Saatleri Ayarlama Enstitüsü; Muvakkithaneler

Her yıl bitmek tükenmek bilmeyen sahur vakitleri hakkındaki tartışmalar oldum olası bana kafa karıştırıcı gelir. (Sözde) Her şeyin ölçülebileceğine inanılan bir dünyada, teknoloji zehirli sarmaşık gibi yer küreyi bel kemiğinden yakalamışken güneşin tam olarak ne zaman doğduğunu tayin etmek ne kadar zor olabilir ki? Lakin muvakkithaneler asırlar evvel bunu başarmış.

Bu yapılarda ince ayarlarla her türlü vaktin ve yönün tespit edildiğini öğrendiğimde önce şaşırdım, sonra heveslendim, sonra da yaşadığım çağın benimle dalga geçtiğini düşündüm. Tıpkı Unkapanı’ndaki kemerler gibi muvakkithanelerin yazgıları da talihsiz. Çoğu zaman devasa bir su kemerinin altından geçebildiğimi fakat bunun hiç farkında olmadığımı fark etmiştim. Bu konu hakkında yazmaya karar verdiğimde de aynı şeyleri düşündüm. Çok az insanın adını duyduğu bu yapıların her gün önünden geçmeme rağmen dalgın hayatım için yalnızca tarihe ait olduğunu bildiğim antika taşlardan ibarettiler. Bu yapılarda vaktiyle nasıl faaliyetler gerçekleştirildiğini ve bu yapıların günümüzde nasıl kullanıldığını öğrendiğimdeyse geriye yalnızca utanç kaldı.

‘ZAMAN’IN EVLERİ
Geçmişi Emevilere kadar uzanan Muvakkithane’ler, Osmanlı’da ilk olarak Fatih Sultan Mehmet devrinde görülmeye başlandı. İbadet önceliğinin bulunması dolayısıyla zaman ve yön tayin etme çalışmalarının gerçekleştirildiği bu kurumlar ilk olarak büyük camilerin yola bakan avlularında inşa edildi. Bu kurumlar ilk bakışta basit bir zaman ayarlama enstitüsü olarak algılanabilir lakin muvakkithaneler bundan çok daha fazlasıydı. İslam’ın, müslümanları evreni tanıma ve âlemin kanunlarını kullanmaya
yönlendirmesi muazzam bir astronomi, coğrafya ve matematik uzmanlığına teşvik içeriyordu. Zamanın ayarlarının birer uzmanı olan muvakkitler tüm bu alanlarda
kayda değer bir ustalık sergiliyorlardı. Muvakkithâne içerisinde rubu tahtası, kadran, usturlap, sekstant, kum saati, güneş saati, mekanik saatler gibi astronomi aletleriyle zaman ve takvimle ilgili hat levhaları bulunuyordu. Ezan vakitlerini teşhis etmek üzere, zamanın tayinine dair etkileyici maharetler geliştiriliyordu.

MUVAKKİTLER’DEN ESERLER
Muvakkithaneler’de görev alan kimselere Muvakkit denirdi. Bu kimselerin Muvakkithaneler’e kabul edilmesi için bazı süreçlerden geçilirdi. Adaylardan imtihanı kazananlar tayin için Dîvân-ı Hümâyun Ruûs Kalemi’ne kaydedilir. Aday bir arzla divana müracaat eder. Divan, muvakkithânenin son durumu hakkında Evkaf Muhasebesi Kalemi’nden bilgi ister, ilgili şahsın imtihanı kazandığına dair müneccimbaşından i‘lâm alınır. Ardından bir yazıyla beratının verilmesi emredilirdi. Muvakkitlerin hünerlerinin bir kanıtı da, Muvakkithaneler’de yapılan çalışmalar sonucu değerli eserler verilmesi. Mehmed Çelebi (16. yüzyıl), muvakkitler içinde en meşhurlarındandı. Gençliğini ilimden uzak bir şekilde geçirmiş, daha sonra yıldızlar ilmiyle matematiğe yönelmişti. Önce Şehzade Camii muvakkitliğine, buradan da müneccimbaşılığa kadar yükselmişti. Yazdığı eserler diğer muvakkitler tarafından da kullanılırdı.

ZAMAN ODALARINDA KAHVE İÇMEK
Muvakkithanelerin günümüzde kullanım şekli ise bir hayli tartışmaya açık. Geleceğe ışık tutan, astronomi ve matematik çalışmalarının asırlar evvelinde gerçekleştirildiği bu yapıların bazıları restoran, kimisi büfe, bir kısmı kafe olarak kullanılmakta. Teşvikiye Camii Muvakkithanesi kafeye dönüştürülmüş durumda. Daha çarpıcı olan bir örnek de Sirkeci tramvay yolu üzerindeki Sultan Dördüncü Murat Sebili Muvakkithanesi. Milyonlarca adım bu odacığın yanından geçerken kadim hikâyeler taşıyan bir değer olduğunu göremiyor.

Eh, arayan gözler için bile âlim olmadıkça dikkat kesilmesi imkânsız bir durum bu. Bu muvakkithane şimdilerde bir büfe olarak kullanılmakta. Son yıllarda üstlendiği kimliğe o kadar alışmış ki, en titiz bakışlar bile gerçekte ne olduğunu ayırt edemez. Bala Süleyman Ağa Camii Muvakkithanesi ise normal bir ailenin yaşayabileceği bir ev haline getirilmiş. Zaman içinde çoğu muvakkithanedeki saatler ortadan kaybolmuş, geriye kalanlar da belirli yerlere toplanmış. Yani muvakkithane görmek istediğinizde, bu odalarda işlenen zarif eserlere artık ulaşamayacaksınız…

ÖVÜNÇ İÇİN SAMİMİYET GEREKİR
Kötü örneklerin üstünlük sağladığı bu meselede olumlu yaklaşımlar da yok değil.
Ayasofya Camii Muvakkithanesi, Eyüp Sultan Camii Muvakkithanesi, Dolmabahçe Camii Muvakkithanesi bir insanın kendi gözlerini koruduğu gibi her türlü olumsuzluktan
sakındırılmış. Lakin yetmez. Muvakkithaneleri tanımamız gerek. Emek
vermemiz gerek…

Müslüman toplumlar geçmiş asırlarının altın gibi parladığının farkında ve bu kıymetle
övünç duyuyorlar. Sahip olduğumuz mirasın ve Müslümanlığın, bu evreni
anlamayı farz kılması birçok ilim dalında çığır açmamıza sebep oldu fakat bu değerlere
yeteri kadar sahip çıkamadıktan sonra övünmenin bir manası kalır mı? Durup
düşünmemiz gerek. Halife Me’mun’u Bağdat’ta içinde 1 milyon kitap bulunan
Beytü’l Hikme/ Bilgelik Evi’ni kurmaya teşvik eden de, Merağa Rasathanesi’nin
müdürü Nâsıreddin Tûsi’yi kırk bin ciltlik kitap koleksiyonu yapmaya teşvik eden de
İslam’ın itici gücüydü. Sadece, bu itici güçle geçmişte yapılanlardan gurur duymak
yerine bu itici gücü yeniden kullanmalıyız. Övünç için samimiyet lüzum eder. Kadim
vakitlerin güzellikleriyle kendi vicdanımızırahatlatmak yerine artık bizim de harekete
geçmemiz gerek. Belki buna muvakkithaneleri tanıyarak başlayabiliriz…

NOTLAR
*Bugüne dek ayakta kalmış en mühim muvakkithane Ayasofya Müzesi’nde bulunuyor. Özelliği, sarsılmalara karşı bir mermer tablo üzerine yerleştirilmiş saati. Bu ilginç iç mimarinin bir benzeri Galata Mevlevihanesi Muvakkithanesi’nde bulunuyor.

*Zaman bu küçük odacıklarda çalışan muvakkitler tarafından belirleniyordu. Ciddi bir medrese eğitiminden geçtikten sonra müneccimbaşı tarafından sınava tabi tutularak
atanan muvakkitler, gökyüzünü gözleyerek namaz vakitlerini ayarlıyor, astronomi, matematik ve fizik dersleri veriyor, tak vim ve hayırlı günlerin tayin edildiği zayiçeler hazırlıyorlardı.

 

Yazı:Faruk Kanber / Kapak Fotoğrafı:Merve Zenginel

*Bu yazı Marmara Life sayı 104’de yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın