“BENİM MAKAMIM: SOKAKLARDIR”

“Benim makamım halkla iç içe olabildiğim fırınlar, kıraathaneler, bakkallar, parklar, yollar, sokaklardır” diyor Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün. Çünkü kendisi makam adamı olmayı pek sevmiyor. Hatta o kadar ki makamına haftada bir oturuyor.

Makamı terk-i diyar etmek yürek işidir. Zihinden münezzehtir. Çünkü yürek Allah’ın, zihinse şeytanın mekânıdır. Aslen Trabzonlu olan Hasan Akgün 5 dönemdir başkanlık ettiği Büyükçekmece’ye olan bağını; “Halkım için her ne yapıyorsam veya her neyi düşünüyorsam, farkında olarak ve yaşayarak yapmaya çalışıyorum. Bu sayede, yaptığım veya düşündüğüm her ne ise, bunu daha bir anlayarak yapıyor, hem de her bir an Rabbimi anmanın o muntazam hissini yaşıyorum” diyor…

“HARMAN DA DÖVDÜM , ÇOBANLIK DA YAPTIM”

Hasan Akgün kimdir, nasıl bir çocukluk geçirdi. Ve o günlere dair neler kaldı aklınızda?
Trabzon’un Araklı ilçesinde doğdum. İlköğrenimime Adapazarı Kaynarca’da başlayıp Florya Şenlikköy Ortaokulunda tamamladım. O yıllara dair aklımda kalan ve unutamadığım 3 şey var. İlki eğlence olarak da değerlendirdiğim Adapazarı’nda ve Küçükçekmece Sefaköy’de atların çektiği, üzerinde çakıl taşları bulunan düvenin üzerinde saatlerce harman dövmekti. Bu benim için bir lunapark eğlencesinden çok daha mutluluk vericiydi. Bunun için de yaz aylarını dört gözle beklerdim. Adapazarı’nda bulunan çiftliğimizde keçi ve koyundan oluşan 400’e yakın küçükbaş hayvanımız vardı. İlkokul ve ortaokul çağlarında okul tatile girdiğinde orada müstakil olarak sadece kuzuları otlatmak, onlara çobanlık yapmak benim çocukluğumda en çok hoşuma giden şeylerden birisiydi. Kuzularımızı otlatan çobanlarla birlikte çobanlık yapardım ve bu beni çok mutlu ederdi. Kuzularla yatıp kalkmak, oynaşmak benim için muhteşem bir duyguydu. Sonuncusu da Florya Şenlikköy İlkokulu’nda ilkokul son sınıftayken milli takımın ve Galatasaray’ın başarılı futbolcularından Raşit Çetiner ile aynı sırada oturmamızdı. Okulumuzun müdürü Osman Nihat Kaya’nın okulun bitişindeki lojmanın bahçesinde çok güzel can erikleri vardı. Mayıs aylarında bu erikler yenecek hale geliyordu. Öğretmenimiz derse girdiğinde Raşit ve ben parmak kaldırırdık ve tuvaletimiz geldi diye izin isteyerek bahçeye çıkıp erik ağacından erik çalardık. Sonra bir gün öğretmenimiz erikleri çalmaya gittiğimizi anladı. Geldi ve bizi erik ağacının tepesinde yakaladı.

Eğitimci yanınız var ve yerel yönetimlere dair araştırmalarınızla tanınıyorsunuz. Peki, şu anki mevkide bulunmanıza eğitimdeki deneyimleriniz ne kadar etki etti?
Yerel demokrasinin geliştirilmesi, yerel demokrasinin işleyişi bakımından Avrupa’daki yerel yönetimlerin işleyişi beni çok etkilemiştir. Demokrasinin beşiği olan Avrupa’da çok bulunmam, Türk yerel demokrasisi içinde de 17 yaşından bu yana uzun yıllar çalışıyor olmam beni iki anlamda çok etkiledi, yönlendirdi. Türk belediyeciliğinin gerçek yüzünü çalışarak, bilen biri olarak ve Avrupa yerel demokrasisini de Avrupa’da yaşayarak öğrenmem benim için önemli bir avantaj olmuştur. Ayrıca akademik çalışmalarım esnasında halen de devam eden çalışmalarım süresinde de hep Avrupa yerel demokrasisi ve Türk yerel demokrasisini mukayese etme şansım oldu. Avrupa’da gördüğüm insan hak ve özgürlükleri, yerel demokrasinin geldiği nokta Türkiye’de benim hep bu konunun üzerine gitmemi ve siyasi çalışmamın önünü açtı. Belediyeler ile ilgili yasalar çıkarken Marmara Belediyeler Birliği’nde yaptığımız çalışmalarda bu gördüklerimi Türkiye’ye aktarmaya çalıştım.

Büyükçekmece ile ilgili yaptığınız ve yapmayı planladığınız projeleriniz nelerdir?
Büyükçekmece bir balıkçı kasabasıydı. 1990’dan sonra planlamasını yaptık. Planlar doğrultusunda alt yapısını yaptık. Sahillerimizi İstanbul’un en temiz ve en muhteşem sahilleri haline getirdik. Bu nedenle de yaz aylarında nüfusumuz 1 milyonu aşmaya başladı. Arkasından Türkiye’nin en büyük kongre ve fuar merkezi TÜYAP’ı ve aynı anda Türkiye’nin ilk ve tek televizyon kulesini Büyükçekmece’ye ve Türkiye’ye kazandırdık. Daha sonra Büyükçekmece göl havzasını Los Angeles’ta gördüğümüz örnekler doğrultusunda ve Los Angeles’tan bir bürodan da teknik destek alarak Türkiye’nin en büyük villa kent alanını oluşturduk. Büyükçekmece’de, Beverly Hills benzeri bir villa kent doğmasının önünü açtık.

MİMAR SİNAN’IN KÖPRÜSÜNDE BARIŞ MESAJI

18. Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali ile uluslararası arenada günden güne tanınmaya başladınız. Bu festivali düzenleyerek neyi amaçladınız?
Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali, Dünya Festivaller Birliği (CIOFF) tarafından 4 kez dünyanın en iyi kültür ve sanat festivali ödülüne layık görüldü. Artık tüm dünyada Büyükçekmece denince akla gelen ilk şey kültür ve sanat oluyor. Bu yıl 18’incisini düzenlediğimiz Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’ne 64 ülkeden 1360 kültür ve sanat elçisi katıldı. Bu sanat elçileri yaklaşık 10 gün boyunca birbirleriyle kaynaştı, bizim kültürümüzü ve ülkemizi yakından tanıdılar. Mimar Sinan’ın Büyükçekmece’deki muhteşem eseri olan tarihi Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü üzerinde el ele tutuşan 64 ülkenin gençleri tüm dünyaya “Sevgi birbirimize, barış hepimize” diye haykırdı. Bu festival sadece dünya kültür ve sanatına değil aynı zamanda da dünya barışına, kardeşliğine katkı sağlayan bir festivaldir. 18 yılda dünyanın dört bir yanından Büyükçekmece’ye gelen yaklaşık 20 bin sanat elçisi genç, ülkelerine döndükleri zaman da bizim birer fahri turizm, kültür ve sanat elçimiz olarak ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyorlar. 18 yıl önce bu yola çıktığımızda hedefimiz ve amacımız bunları başarabilmekti.

NOTLAR
*“Gençlik yıllarımdan bu yana fotoğraf çek meye merakım var. Her fırsatta fotoğraf çekiyorum. Ayrıca antika arabalara da ilgim var. Bilmediğim, görmediğim yerleri gezip görmek ve öğrenmek merakım var. Bir de herkesin klasik kitap okuması vardır ama benim kitapları ders çalışır gibi not alarak, çizerek okumam da bir başka özelliğimdir.”

*“Sporla çok küçük yaşlarda tanıştım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda güreş sporuna ilgi duydum ve iyi bir güreşçiydim. Bunun dışında futbola merakım var ve halen her fırsatta da futbol oynuyorum.”

*“Ben makamı olmayan bir belediye başkanıyım. Bu nedenle de makam benim toplumla ilişkimi asla kısıtlamadı. Çünkü bir otobüsü makam aracı yaparak halkın ayağına giden tek belediye başkanıyım. Belediye binasındaki makam odama haftada ortalama bir kez oturabiliyorum. Benim makamım halkla iç içe olabildiğim fırınlardır, kıraathanelerdir, bakkallar, manavlar, semt pazarları, terziler, berberler, parklar, lokantalar, yollar, sokaklardır. İlçedeki belediyemizin şantiye alanlarını makam olarak değerlendiririm. Bu anlayışım benim halktan kopmamı engellediği gibi çok daha fazla kaynaşmamı sağladı. Siyasi anlamda da bana bunun büyük katkı sağladığını gördüm.”

 

Bu yazı Marmara Life Sayı 104’te yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın