Hür Kırlardan, Evcil Çiftliklere

At türü elli beş milyon yıl önce ortaya çıkmış ve birçok canlı türünün aksine evvelden dünyanın dört bir yanına yayılmıştı. Uzak kırlarda, vahşi doğaları gereği durmadan koştukları vakitler uzun sürdü lakin bu hürriyetin de bir sonu vardı; insan türüyle karşılaşmak kaderlerinde pek çok şeyin değişmesine sebep olacaktı…

At türü insandan çok daha önce gelişimin basamaklarını tırmanmış dünyada neredeyse adım atılmadık kıta bırakmamıştır. Elli beş milyon yıllık serüvenlerinde, insanın da günümüz yapısına ulaşacak kıvama geldiği vakitlerde bizimle yolları kesişti ve yazgıları derinden değişikliklerin yaşanacağı bir yola sürüklendi.

BESLENMEK İÇİN TANIŞTIK
Yollarımız kesiştikten sonra at türüyle aramızda vazgeçilmez bir bağ oluştu. Yine de bu bağ çift taraflı bir ilişkiden fazlası haline geldi. İnsan, aklını kullanarak bu yaban hayvanının doğasını kendi faydaları için devşirdi. Bugün gördüğümüz atlar, bizim evcilleştirdiğimiz eserlerden ibaret. Bizim yararımızın haricinde doğada kendi başına yaşayan tek bir at türü dahi kalmadı artık. Son temsilci Equus Caballus Przewalskii de geçen yüzyılda sayıları gittikçe azalan son tür olarak özel çiftliklerde yaşamını sürdürmekteler. Evcilleştirme öncesi dönemlerde atla insanın ilişkisi, insanın onu beslenmek için avlaması biçimindeydi. Çok sonraları zamanımıza yakın dönemlerde, insanın yaşamını kolaylaştırıcı özelliklerinin keşfedilmesi üzerine, at ilk kez savaşlarda kullanıldı.

KUZEY DÜZLÜKLERİ Mİ ISLAH ETTİ?
At ile insanın işbirliği duygusal bağlar eşliğinde doğu diyarında ortaya çıktı. Günümüzde yaşayan at ailesinin ataları Asya’nın sınırlı bölgelerinde yaşayan vahşi attır. PNAS dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre at ailesi 6000 yıl önce Ukrayna otlaklar, güneybatı Rusya ve batı Kazakistan’da evcilleştirildi. Ancak, Avrasya Bozkırlarının batısında bulunan antik çömleklerdeki at sütü kalıntıları gibi arkeolojik bulgular mitokondrial DNA’lardan elde edilen kanıtlarla çelişiyor. Bu araştırmalara göre atların evcilleştirilmesi Avrupa ve Asya’da birçok farklı yerde yaşandı. Bütün evcil atlar “Equus Caballus” denilen bir hayvan cinsinin üyeleridir. Bu kökün iki dalından bugün yaşayan at türleri meydana gelmiştir. İlk grup Kuzey Avrupa ve Asya ormanlarında yaşayan uysal, dayanıklı ve iri yapılı olan soğukkanlı atlardır.

Bu çizgiden, zırhlı süvariler sırtlanabilen atlar ve güçlü koşum atları türemiştir. Diğer çizgi ise Kuzey Hindistan kökenli, Arabistan ve Asya’nın kurak düzlüklerinde yaşayan hafif, hızlı ve sinirli sıcakkanlı atlardır. Bunlar günümüzde koşturan Arap atlarının ceddi olarak bilinir. Yine de atın ilk olarak nerede evcilleştirildiğine dair elimizde tahminlerden fazlası bulunmamaktadır.

 

 

AT SIRTINDA TARİHE AÇILMAK
Türkü tarih kitaplarından çıkarsak, geriye okunacak bir tarih kalmayacağı söylenir. Bunun en mühim sebeplerinden biri yerimizde durmadan, dünyanın dört mevsim yedi iklim, her köşesine erişmemizden kaynaklanıyor. Peki, bunu neye borçluyuz? Cevap açık; atlarla paylaştığımız kadim dostluğa…

Muhtemelen Türk denildiğinde atlar akla ilk gelenlerden. Attan bahis açıldığında Türkler bir kenara itilemez. Atların evcilleştirilme tarihine dair senaryolardan biri de Türklere dayanıyor. Avusturyalı tarihçi Hoopers, atın ilk eğitim ve evcilleştirme hareketinin, İç Asya’da Türkler tarafından yapıldığını belirtmiş, Alman tarihçi Portriatz ise “Eski Çağlarda At” isimli eserinde, atın M.Ö. 6000 yıllarında, Türkler tarafından evcilleştirildiğini iddia etmiş ve bu iddiası için bazı bulguları kanıt olarak göstermiştir. Bu bulgulara Türkistan’ın Anav bölgesinde ulaşılmıştır. Macar tarihçi Allfoldin ise atın eğitim ve evcilleştirme hareketinin ilk olarak Altay Türklerine ait olduğunu belirtmiştir.

GÜNÜMÜZDE AT SPORLARI
İnsanla at arasındaki bağ zamanla, özellikle son asırlarda teknolojinin gelişmesiyle bir araçtan ziyade eğlence birlikteliğine dönüştü. Birçok coğrafyada uzun zamandır devam eden ata sporları modernitenin bağrında eriyerek günümüzde parkur haline geldi.

NOTLAR

*Çocuklarını erken yaşta ata binmeye alıştıran Türklerin, 3 yaşından sonra, çocuklarını büyük koyunlara bindirdikleri, 8 yaşında at sırtında gezilere başladıkları, 12 yaşında ise mükemmel binici oldukları belirtilir. Günümüzde çocukların atçılık oynamak istediklerinde, sopayı at gibi kullanmaları, büyüklerin sırtına ata biner gibi oturup oyun oynamaları bu kültürün yansımasıdır.

*İlk insanlar atları evcilleştirmek için değil, onları beslenmek için avlamış ve tüketmiştir. Özellikle Fransa ve İspanya’daki birçok mağarada, onların tarih öncesinde insanlar tarafından avlandığını anlatan motifler vardır. Bunlar, vahşi atlar hakkında bize bilgi veren paha biçilmez belgelerdir.

NAL ALAMADIĞIM AT 1 MİLYON TL KAZANDIRDI
At sporlarına dair görüş almak için kapısını çaldığımız ve asıl mesleği gemi inşa olan Semih Koçer, bir arkadaşının ikna etmesi üzerine at yetiştiriciliğine başlamış. Doğalgaz parasını bile ödeyemediği günlerde çiftlikteki bütün atları satılığa çıkarmış. Semih Koçer’i çiftlikteki kâhyası ve at yetiştiricisi terk etmesine rağmen yakın bir arkadaşının desteğiyle Cangıl isimli atını yarışlara hazırlamış. Katıldığı ilk yarışta ve sonrasında girdiği on yarışın altısında birinci gelen Cangıl’ın başarısından sonra Koçer, yeniden dört elle işlerine sarılmış ve hala at yetiştiriciliği yapıyor. Röportajımız boyunca atın sadece asil bir hayvan ya da kumar aracıymış gibi gözükmesine sitemli yaklaşıyor. Tüm yükün atı seven ve yetiştirmek için mücadele eden birkaç yetiştiricinin omzunda olması ve at sporlarının yeteri kadar değer görmemesine üzüldüğünü ifade ediyor. Rahvancılık, cirit, binicilik, polo gibi sporlarda insanoğlunun yol arkadaşı olan bu asil hayvanın sonunun Büyükada’da bitmemesi gerektiğinin altını çiziyor…

Yazı: Faruk Kanber

*Bu yazı Marmara Life Eylül- Ekim 2017 yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın