Yeni Moda Eczanesi Moda Melih Ziya Sezer

YENİ MODA ECZANESİ İLE 115 SENE

Yeni Moda Eczanesi içinde adımlarım küçücük kalmıştı. İnsan gökyüzüne bakmayı sever ya her zaman, Melih amca gökyüzü oluyor bu dükkânın kapısından girince. Her raf, her köşe ayrı ayrı zaman makinesine dönüşüveriyor birden bire.

Melih Ziya Sezer, 1932 yılında Urfa-Bilecik’te dünyaya gelmiş. Fakat 5 yaşından bu yana, yani 80 yılı aşkın süredir Kadıköy-Moda’da ikamet ediyor. Babası Nejat Sezer’in, 1902 yılında Faik İskender Göksel tarafından Eczane-i Saadet adıyla Kızıltoprak’ta açılan eczaneyi devralmasıyla Yeni Moda Eczanesi’nin İstanbul’a meydan okuyan hikâyesi başlıyor. Melih Amca da 74 yıldır bilfiil bu dükkânda. Mesleğe başladığı ilk gün ki heyecanını koruduğu, dükkânının enerjisinden hemen fark ediliyor. Haliyle de içeriye giren herkesin birçok şeyi merak etmesine neden oluyor.

O yıllardan günümüze gelmeyi şöyle anlatıyor Melih Ziya Sezer; “Babam 1925 yılında mezun olup 1928 yılında Bilecik’te Yeni Eczanesi adıyla bir eczane açmış. Faik İskender Bey 1935 senesinde vefat edince oğlu bir iki yıl kadar dükkânı çalıştırmış. Ancak daha sonra satmaya karar verince 1937’de dükkânı babam devralmış. 1937’den beri bizim aile işletiyor burayı, babam 44 yaşındayken vefat etti. Babamı kaybettiğimde 11 yaşındaydım. O zamanlar Eczacılık Kanunu’na göre ölen eczacının eşi varsa mesul müdür bulundurması şartı ile dükkânı çalıştırması için 5 yıl müsaade ediliyordu. Eğer 5 yılın sonunda çocuğu reşit olup diploması olmazsa dükkânın kanunen kapanması gerekiyordu. O zaman anladım ki benim eczacı olmam lazım. Ortaokul son sınıfını Konya Lisesi’nde yatılı okudum, bitirme sınavını da geçince eczane kurtuldu. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde Eczacılık Bölümü’ne girdim. 1950 yılında da Yeni Moda Eczanesi’ni fiilen idare etmeye başladım. Ama daha öncesi de var tabii; çocukluğum hep eczanelerde geçti.”

İlaç Kokusu Gerçek mi?

Evet, ilaç kokusu gerçek. Benim daha önceden hiç tanışık olmadığım bir kokuyu fark ediyor burnum laboratuvara girince. İlginçtir ama insan bu kokuya alışmaya başlıyor bir süre sonra. Dolabın üzerinde gördüğüm mühürlü şişelerin ne demek olduğunu, eczaneden yalnızca müstahzar ilaçlar aldığım ve  eczacıların ilaç hazırladığını bilmeyen bir neslin üyesi olduğum için, ilaç hazırlayıp hazırlamadığını Melih Amca’ya soruyorum. O da şöyle anlatıyor. “Hekimler reçeteye yazarsa ilaç hazırlıyorum tabii. Zaten bir şey üretirseniz yaptığınız işten keyif alırsınız. Yoksa benim yaptığım şeyi kalfa da yapar. Bütün ilaçlar değil ama öksürük şurubu, göz damlası, burun damlası, gargara, saç için olan ilaçlar, merhemler eczanede yapılır. Eskiden hekimler her hastaya göre ayrı ilaç yazıp, hastanın bünyesine göre dozunu ayarlarlardı. Laboratuvarlarda hazırlanan ilaçlar için bir söz vardır hiç unutmuyorum, kulağıma küpedir; “Doktorun hatasını eczacı, eczacınınkini mezarcı temizler”. Mühre gelince eskiden hazırlanan ilaçlar böyle mühürlenirdi, bana en keyif veren kısım da ilacı hazırladıktan sonra babamın mührünü basmaktır.”

Laboratuvardaki Dikiz Aynası

Biz eczanenin arkasındaki laboratuvarda sohbet ederken Melih Amca’nın gözü çalışma masasının çaprazındaki dikiz aynasına takılıyor. Bütün gününü laboratuvarda geçirdiği için dükkândan içeriye kimin girdiğini görsün diye bir dikiz aynası yerleştirmiş. Yanımıza gelen Cemşit Piran, Melih Amca’nın 80 yıllık il- kokul arkadaşı. Birlikte büyüdük biz diyor ve ekliyor; “Sürekli görüşüyoruz, hiç değilse haftada bir gün Melih’i ziyaret ederim.” Sonra eski fotoğraflar çıkıyor ortaya, eski Moda, arkadaşları, aileleri sohbet koyulaştıkça uzayıp gidiyor…

1950 yılından itibaren tek çalışan Melih Ziya Sezer, en büyük destekçisinin eşi Ayşe Sezer olduğunu söylüyor. 3 nesilden beri İstanbul Üniversitesi Eczacılık mezunu olan aile üyelerinden Melih Amca’nın oğlu Ali Demir Sezer, üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştığı için 2002 yılına kadar Yeni Moda Eczanesi’ne omuz veren eşi olmuş. Fakat o, bu dükkânı ayakta  tutmakta zorlanmadığını söylüyor ve giderayak şunları ekliyor. “İnsan mesleğini severse zorlanmaz, çoğu insan mesleğinden yakınıyor ama ben yeniden dünyaya gelsem yine eczacı olurum. Hangi mesleği yapıyor olursanız olun işi parmağınızın ucuyla tutarsanız başarılı olamazsınız, sımsıkı sarılmanız gerek. Sonuçta yaptığım şeye imzamı atıyorum; eğer bunu severek yaparsam işimi ileriye taşırım…” Bu sözlerle aslında yıllara meydan okumanın ne demek olduğunu anlayarak biraz da istemeyerek çıkıyoruz dükkândan. Çünkü görülecek daha çok şey dinlenecek daha çok hikâye var burada. Ola ki yolunuz Kadıköy’e düşerse bizim sayfalarımıza taşıyamadığımız hikâyeleri siz Melih Amca’dan dinleyip hafızalarınıza taşıyın…

NOTLAR

Ne Kedisiz Ne Kitapsız

Melih Amca’nın yanından kediler hiç eksik olmuyormuş. Dükkânın içindeki mama ve su kabını görüyorum ama bunların sahibi bir türlü yemeye gelmiyor. Bir süre sonra içeridekileri incelerken yerde kuzu gibi yatan kocaman bir kedi görüyorum. Melih Amca’nın Efe’si… Yazın uğramaya başlamış dükkâna, o kadar sakin bir kedi ki ya o buranın atmosferine uyuyor ya da dükkân onu sakinleştiriyor. Efe’den önce de gelen giden kediler olurmuş hep. Diğerlerini bilmem ama Efe gerçekten bu dükkânda yatan mazinin ruhunu yaşatıyor.

*Melih Bey’in babası Halil Sezer İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu. Kökü oldukça eskilere dayanan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin Halil Bey’e verdiği Osmanlıca yazılmış diploma, eczanenin duvarında asılı duruyor.

Zehir Dolabı

Eski ilaç kutuları, şişeler hala ilaç yapmak için kullanılan kimyeviler, 90’dan sonra kullanmayı bıraktıkları yazar kasa, sandıklar, daha bir sürü şey ve bir de zehir dolabı… Hafif zehirler ve şiddetli zehirler diye ikiye ayrılan bu dolabın açılması için sabırsızlıkla bekliyorum. Ardından dolap açılıyor kafamın arka planında kaynayan kazanlar, kazanlardan etrafa yükselen buharlar dışında bir gerçekliği var bu dolabın. Onu da Melih Amca biliyor. “Bu dolabın içindeki zehirler ilaca göre miligram cinsinden formülün içine katılıyor. Bu ilaçlara majistral deniyor. Yani eczanelerde hazır bulunmayan, doktorun reçeteye yazdığı formüle göre eczacılar tarafından hazırlanan ilaçlar.”

 

Yazı: Dilara Özdeş / Fotoğraf: Yağız Karahan

*Bu yazı Marmara Life Ocak- Şubat 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın