demir çağı

Demir Çağı

Demir madenini bulan ve daha düne kadar sanayi devriminin etkileri içinde olan insanoğlu, çok hızlı bir geçiş ile bütün dünya teknoloji ve bilgi ağları ile birbirine bağladı. İnsanlık tarihinde bir devrin kapanıp başka bir devrin açılmasının canlı tanıklarıyız da denilebilir. Göçebe, avcı toplayıcı ilkel insandan yerleşik hayat ve tarım toplumuna; üretici kent insanından yapay zekâ ile donatılmış robot ve bilgi evrenine uzanan demirden bir yoldayız…

İnsan, yaşayan türdeşleri ile tüm dünyada hiç bu kadar etkileşim ve iletişim halinde olmamıştı. Bilgi aktarımı, bilinen tarih sürecinde hiç bu kadar hızlı bir etkileşim ve değişim ile yaşanmamıştı. Çağlar boyu yaşanan bu değişim ve dönüşümde hiç kuşkusuz demire de söz düşer…

ZAMANI TAVINDA DÖVEN DEMİR

İnsanoğlu; üzerinde yaşadığı demirle kaplı yeryüzünde demiri fark edebilmek, işleyebilmek ve sonrasında kullanabilmek için asırlar boyu beklemek durumunda kalmıştı. Doğru zaman ve şartlar oluştuğunda, insanın demir ile tanışması da bir çağı bitirip başka bir çağın başlamasına vesile olmuş, insan toplum ve yaşam yine keskin değişimlere ve dönüşümlere sahne olmuştu.

Demirin bilinç ile fark edilmesi ile yeni bir çağ başlamış ve adına sonradan “Demir Çağı” denmişti. Her ne kadar insanoğlu için eski bir çağı kapatarak yeni bir çağın başlangıcı olan bir madde olsa da, bazı toplumların mitolojilerine bile işlenmiş bir tanrıdır kendisi. Kürek kemiği demirden, yuvarlak saç örgüsü sırmadan olan, demirci ocaklarını ve demircileri her daim koruyan… Moğolların Tömür Han’ı, Türk ve Altay mitolojilerinin Timür ya da Temür isimli tanrısı. Yakutların ilk demirci atası Ağlıs, Buryatların ilk demirci atası Boyontoy. Temir Han, demircileri insanlara hizmet etmek üzere gökten göndermiştir. Ak demirciler doğudaki iyilik veren tanrıya bağlı iyi ruhların, kara demirciler batıdaki kötülük veren tanrıya bağlı kötü ruhların yardımını alırlar. Nart destanlarında ise çıplak elleri ile kızgın demiri dövebilen, ona istediği şekli verebilen, bütün hayvanların ve doğanın dilini konuşabilen mitolojik bir kahramandır demir tanrısı. Öyle ki, kahramanları için demirden savaş aletleri yapıp, kılıç kalkan zırhları demirden döküp, ilk atın nalını demirle çakıp kahramanların uzak ülkeleri fethe gitmesine vesile olandır.

TANRININ NİMETİ

Tatar halk inanışına göre Timer, demir bedenli bir varlıktır. Türk mitolojilerinde Göktürklerin ataları da demircidir. Demir dağın eritilip dağların arasından çıkış bu gün nevruzun simgesidir. Aynı nedenle örs üzerinde demir dövülür. Oğuz Kağan destanı da, Ergenekon Destanı da demir dağlardan çıkışı ve kurtuluşu anlatır. Demir işlemek bir sanattır.

Şamanizmle de bağlantılı tarafları vardır demirciliğin. Falcılara, büyücülere has bir sanat olarak da bilinir. Yunan mitolojisinde ise ismi çok geçen tanrılardan biri olan Hephaistos, tanrılar ve kahramanlar için demircilik ile uğraşarak silah ve zırh üretirdi. Tarımı, uygarlığı ve şehir hayatını korurdu. Hemen hemen tüm uygarlıkların ve toplumların efsanelerinde demirciye tanrısal bir nitelik verilmesinin kaynağı, insanoğlunun ilk kullandığı demirin bir meteordan alındığı ve üretimin simgesi olmasıdır.Demir ile tarım başlamış yerleşik düzene geçiş kolaylaşıp, kent hayatına geçiş süreci hızlanmıştır. Ne de olsa o, gökten bir meteorla tanrılar tarafından gönderilmiştir. Meteorlar tümüyle demir nikel alaşımında olduğundan ilk kullanılan demirden aletlerde nikele oldukça sık rastlanmıştır. Aynı nedenle olsa gerek, Mısırlılar demire göğün armağanı deyip koruyucu tılsımlarını demirden yapmışlar, Sümerler ise göğün madeni demişler, kutsal saymışlar ve tanrısallık atfetmişlerdir.

Mayalar İnkalar ve Aztekler ise sadece meteor demirini kullandıkları, demiri ergitmeyi bilmedikleri için altından daha değerli saymışlardır. Doğal filizlerinden demir elde etme yönteminin keşfine dair çeşitli öngörüler söylemler olsa da, demirin yapı malzemesi, silah ya da alet olarak kullanılması millattan önce 5 binli yıllara kadar uzanır. İlk antik buluntuların cevher demirden değil, metal halinde bulunan meteorlardan üretildiği görülür. Öyle ki belki de gökten kuvvetli yanma ve gürültü ile inen meteorlardan elde edilmiş demir nedeniyle tanrısal silahlar olarak adlandırılması da muhtemeldir. Mısır hiyerogliflerinde de demir, göksel metal olarak tanımlanır. Mezepotamya’da Sümer ve sonrasında Asur kentlerinde milattan önce 4 binlerde, Anadolu’da milattan önce 2 binli yıllarda başladığı tahmin edilen demir üretimi ve kullanımı, Hindistan’ın Ganj vadisinde yapılan arkeolojik kazılar ile milattan önce 1800’lü yıllara tarihlendirilir. Demir Çağı’nın, demir işleme tekniklerinin Ortadoğu ve Anadolu’da yeni ve ileri bir teknoloji ile keşfedildiği ve buradan dünyaya yayıldığı düşünülmektedir. Anadolu’da Hitit uygarlığının demir tekeli olduğu bir dönemden de bahsedilir. Demirin işlenebilmesi için yüksek ısı ile eritilebilmesi ihtiyacı insanlığın ve toplumun değişim sürecindeki yegâne bekleme basamağı olarak adlandırılabilir.

Antik çağda demir eritmesinin odun kömürü ile yapıldığı düşünülürse, bir birim demiri eritmenin 8 birim ağırlıktaki odun kömürüne ihtiyaç duyması aynı zamanda ironiktir. Bakıra oranla çok daha kolay bulunan demir, hem sağlam hem de çok daha kullanışlı olması ile toplum hayatına yön verir. Demiri kullanmaya başlayan uygarlıkların ve toplumların da diğerlerine göre belirgin bir biçimde üstünlük sağlamasına zemin hazırlanmış olur. Demir cevheri yer kabuğunda bulunabilen en zengin madendir ve diğer maddeler içerisinde yüzde 7 oranı ile bakırdan da on bin kat daha fazladır. Onu işlemeyi başaran toplumlar hem bulundukları yerleşik düzeni korumak, hem gerçekleştirdikleri tarımsal faaliyetlerini kolaylaştırmak, bir yandan yaşadıkları toplumun mimari yapılarını geliştirirken diğer yandan fethetmek istedikleri yerlerde demirden yapılmış savaş araçları ile mutlak güç sağlamak üstünlüğünü de elde etmişlerdir.

UYGARLIKLARIN DEMİRDEN YOLU

Anadolu ve Ortadoğu’da milattan önce 2000’li yıllara uzanan uygarlıkların demir ile olan ilişkisi Afrika yerleşimlerinde milattan önce 1200’lü yıllara rastlamakta, Orta Avrupa’da milattan önce 8. yüzyıla; Kuzey Avrupa’da milattan önce 6. yüzyıl uzanmaktadır. Çağdaş arkeolojik kazılar sonucunda ulaşılan Alacahöyük mezarlarında, Mezepotamya Ur kral mezarlarında, antik Mısır’da firavun Tutankamun mezarında ve Anadolu Hitit uygarlığına dair buluntularda değerli eşyalar arasında demir silahlar ve aletlerin bulunması, uygarlıkların demir ile olan ilişkilerinin tarihine ışık tutmaktadır.
Milattan Önce 12. yüzyıla ait bulunan tüm silahların % 3’ünün; milattan önce 11. yüzyıla ait bulunanların % 20’sinin ve milattan önce 10. yüzyıla ait silahların % 50’sinin demirden yapıldığı görülmektedir.

Demirin günlük hayattaki kullanımı kolay elde edilememesi ve yöntemin tam olarak anlaşılamaması sebebiyle ilkin çok sınırlıdır. Süs eşyası dışında günlük eşya üretiminde sıkça kullanılması Hititler ile mümkün olmuştur. Bu dönemde Anadolu’da bulunan 33 demir eserin 19’unun Hitit kökenli olduğu görülür. Demirden yapılan eşyaların kullanımının artması ile ormanlar kesilip tarım arazileri oluşturulmaya başlanır. Hem demirin eritilmesi için ağaçlara ihtiyaç vardır, hem de üretilen demir araçlar ile yapılacak tarım daha verimli olacaktır. Bol ürün elde edilmesi nüfusu artıracak ve Ortadoğu’nun uygar toplumları arasındaki dengeler hızla değişecektir. Demirden yapılan üretim aletleri ile uygarlık ve insan yaşamı hızla gelişirken, tarımdan yüksek verim almak durumu, tarım toplumuna geçişi kolaylaştıracaktır. Belki de tam da bu nedenledir ki, dünyanın birbirinden farklı yerleşim alanlarında bağımsız toplumların mitolojilerindeki demirciler aynı zamanda insanlara tarımı öğreten ve uygarlığı geliştiren tanrı figürleri olarak karşımıza çıkacaktır.

BUHARLI DÖNÜŞÜM

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş de başka bir devrimin ama yine demirin zaferi gibidir. Demir işlemeciliğinin gelişmesi, demirden yapılmış araç gereç ve savaş aletlerinin yanı sıra enerji üretiminde odun yerine madene göz diken insanoğlu için buhar makinesinin çalışması zamanı artık gelmişti. 18. yüzyılın sonlarına doğru demirden yapılmaya başlanmış dişli çarklar ve bütün parçaları demirden yapılmış ilk buharlı değirmen İngiltere’de dönmeye başladığında insanoğlu için değişim ve dönüşüm bir basamak daha hızlanmıştı. Yine İngiltere’de 1738 yılında dökme demirden ray, vagon hidrolik çark ve kazanlar yapılırken diğer tarafta demirden köprü yapma hayalleri çoktan kurulur hale gelmişti. 1779 yılında trafiğe açılan ve hala ayakta duran ilk demir köprüyü başkaları da izledi. Dökme demirden büyük binalar yapma hayalleri de bir bir gerçekleşmeye başladı. Köprüler, gemiler, araçlar makineler ve binalar derken insanoğlunun demiri kullandığı yegâne ürün hala savaş sanayisi idi. Silah imalatçıları ve top dökümcülerinin demir üzerindeki gayretleri, orduların ihtiyaçları nedeniyle demirin tarih içerisindeki kullanım alanını ve gelişimini olağanüstü hızlandırdı.

Dünya savaşları ile dünya dengelerini de sürekli değiştirdi demir. Demirden kentler de kuruldu zamanla, okyanusların ötesine geçmek için demirden gemiler de yapıldı. Uygarlıkları birbirine de bağladı demir, uygarlıkları birbirine de kırdırdı. Gökten bir meteor olarak geldiğinden beri insanoğlu da demir ile sınandı. Demir tavında dövülür derler… Adeta zaman da demirle dövüldü. İnsanoğlu da, o ilk demirci ile yerleşik düzene geçti. Uygarlıklar kurup kentler inşa etti. Zamanla medeniyetler demir ile ilerledi ve onun doğrudan ve dolaylı etkileri ile dönüştü değişti. Her şehir, kendi tavında dövüldü…

NOTLAR

*Yozgat‘ın Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı Köyü yakınlarında bulunan ”Kayıp Şehir Pteria Antik Kenti”nde önemli bulgulara rastlandı. Dr. Scott Branting tarafından “sırlarla dolu” şeklinde ifade edilen kentte Demir Çağı’na ait buluntular elde edildi.

*Gerçek hayatta demirin elde edilmesi doğrudan ve dolaylı redüksiyon ile oluşur. Oksijenin kimyasal olarak oksitten ayrılması durumu redüksiyon olarak tanımlanır. Karbon monoksit, demir oksitten çektiği oksijenle birleşerek karbon dioksiti meydana getirir ve redüksiyon gerçekleşmiş olur.

ASHOKA / DELHİ SÜTUNU

Bu demir sütun antik dönemlerden beri Hindistan’da ayakta duruyor. Sıra dışı bir metal işçiliği becerisinin bir göstergesi olan bu demirin üzerinde bütün bu yıllar boyunca sadece milimetrenin on ikide biri kadar bir paslanma oluştu. Antik çağdaki Hinduların bu teknikleri nasıl öğrendikleri ve uyguladıkları hâlâ gizemini koruyor. Dökme demirin dövme malzemeleri ile karbonunun giderilmesi, demirin ocaktan dökme demir formunda akışkan olarak çıkması ve minyatür bir demir ocağında büyük bir örs vasıtasıyla rafine edilmesi silah sanayini geliştirir. Bu şekildeki demir üretim yönteminin gelişiminin 15. Yüzyılın başlarından itibaren silah sanayinin gelişmesiyle, özellikle 1450’den sonra da seri top üretimi ile nitelikli silah üretiminin önem kazanmasıyla yakın ilişkisi vardır.

 

*Bu yazı Marmara Life sayı 105’te yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın