Dinlenmeyen Tanıklar: Tren İstasyonları

Gidenler, uğurlayanlar, karşılayanlar; bir daha hiç dönmeyecek olanlar, bekleyenler ve gelmeyecek olanları beklemeye devam edenler… Bazen bir şarkıda, bir filmde; belki ‘İstasyon İnsanları’nda belki de ‘Son İstasyon’da ama en nihayetinde buluşmalarda…

Bugüne dek pek çok dönüm noktasının kesiştiği tren istasyonları, günümüzün rutin buluşma noktaları haline gelen Taksim veya Haliç metro duraklarından çok daha derin bir anlam taşıyordu, şehrin kömür kokan zamanlarında. Sonra raylar okşanıyordu; gümbürtüyle de olsa. İşte o raylar, şimdilerde öksüz kaldılar. Kim bilir, belki de bundandır anlatacak çok şeylerinin oluşu…

”SENİ YENECEĞİM İSTANBUL!”

Yeşilçam filmlerinin olmazsa olmazlarındandır Haydarpaşa Tren Garı. Hayata ilk kez başkaldıranlar burada haykırdı göğe: ”Seni yeneceğim İstanbul!” Kimi âşıklar kavuştu, kimi sevdalar hiç bitmedi ama Haydarpaşa hep oradaydı. Gelenleri karşıladı, gidenleri uğurladı; belki gözyaşlarını silemedi ama umut verdi, bağrına bastı yolu kendinden geçenleri. 1908 yılında İstanbul – Bağdat Demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak açtı kollarını ve tarih boyunca İstanbul’un en önemli simgelerinden biri oldu Haydarpaşa. Almanlar tarafından yapılan gar, I. Dünya Savaşı’nda cephanelik olarak kullanıldı. Ne var ki hayat bir türlü güldürmedi yüzünü. Önce bir sabotaj sonucu alevler içinde kaldı, sonra 1979’da yaşanan bir deniz kazasında yara aldı. Tam yaralarını sarmıştı ki, 2010 yılının Kasım ayında bir kez daha alevlerle boğuştu. Bu kez ağır yaralanan Haydarpaşa Garı, 2012’de son trenini uğurladı. Şimdilerde dönüşüm sürecinde olan ve atlattığı bunca badireye rağmen sırtını çevirmeyen tarihi tren istasyonu, ev sahipliği yaptığı çeşitli sergi ve festivallerle bizleri kucaklamaya devam ediyor.

İSTANBUL’DAN AVRUPA’YA AÇILAN KAPI: SİRKECİ GARI

İstanbul’u Avrupa demiryollarına bağlayan Sirkeci Garı, 1890 yılından bu yana sürdürüyor tanıklığını. Oryantalist mimarisiyle çoğumuzu kendine hayran bırakan tren istasyonu, Alman Mimar August Jachmund tarafından tasarlandı. Aynı zamanda Avrupa’ya açılan bir kapı olarak nitelendirilen Sirkeci Garı, ünlü Şark Ekspresi’ni ağırladı yıllarca. Duvarlarına sinen buruk umutlar da Almanya’ya gurbetçi işçileri taşıyan ilk vagonlardan kalma. 2005 yılından beri ev sahipliği yaptığı İstanbul’un ilk ve tek Demiryolu Müzesi’yle yaşamın bir yolculuktan ibaret olduğunu fısıldayan tarihi tren istasyonu, günümüzde tüm demiryolu yolcularının anılarına sahip çıkmaya çalışıyor.

DALAMAN’DA BİR GARİP İSTASYON

Bunca hazin hikâyeye karşın, yüzleri güldüren bir istasyon var Dalaman’da. Dalaman’dan başka hiçbir yere uzanmayan, kimsenin kimseyi beklemediği, kimsenin kimseyi uğurlamadığı bir istasyon burası. Asıl hikâye ise Osmanlı döneminde Mısır Valisi Abbas Hilmi Paşa’nın Dalaman – Sarsala Koyu’na gelmesiyle başlıyor. Ava merakı olan Mısır Valisi, av hayvanlarının yaşadığı ovayı gözüne kestirince Sarsala Koyu’na bir iskele ile depo, e haliyle Dalaman’a kadar da bir yol yaptırıyor. İlerleyen yıllarda Paşa, Dalaman’a bir av köşkü, Valisi olduğu Mısır’ın İskenderiye şehrine de bir tren istasyonu yaptırmak isteyince projeyi Fransızlara emanet etmeye karar veriyor. Gelin görün ki Fransızlar, projeleri karıştırıp istasyon binasının malzemelerini Dalaman’a, av köşkününkileri de Mısır’a gönderince tren yolu dahi olmayan Dalaman’ın nur topu gibi bir tren istasyonu oluyor. Neyse ki Fransızların mimarideki başarısı bu sevimli hatalarını örtüyor ve Paşa, binayı çok beğendiğinden yıktırmamaya karar veriyor. 1958 yılına kadar Jandarma Karakolu olarak kullanılan Dalaman Tren İstasyonu, daha sonra Devlet Üretme Çiftliği’ne verilerek bölgenin tarım çalışmalarına katkı sağlıyor. Şimdilerde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) hizmet binası olarak kullanılan istasyon, sevimli hikâyesiyle yüzlere bir küçük tebessüm bırakıyor.

DUYARLILIĞIN SON SEFERİ

Yeni nesil trenler, bizi gideceğimiz yere hızla ulaştırırken medeniyetten de hızla uzaklaştırıyor fark etmeden. Bir şeyleri kaçırma endişesiyle beklemeye tahammül edemeyen, vagon kapıları birer birer üstlerine kapanan insanlarla dolup taşıyor istasyonlar. Tüm bunlara rağmen Japonya’nın en kuzeyinden gelen bir tren, rüzgârıyla ısıtıyor içimizi. Ülkenin Hokkaido Adası’nda bulunan Kami-Şirataki tren istasyonuna hal hatır soranlar, yakın geçmişte epey azalıyor. Zamanla bu iki istasyonluk hattı kullanan vefalı tek bir dost kalıyor; o da liseli bir genç oluyor. Vefalı dostu fark eden Japon Demiryolları ise hat zarar etmesine rağmen genç kız için seferlerine devam ediyor. Mezun olana dek sefer saatlerini yolcusunun okul saatlerine göre sürdüren istasyon, gösterdiği bu olağanüstü duyarlılıkla evrene kocaman bir ders veriyor. İşte, dünyanın neresinde olursa olsun, raylarında biriktirdiği yaşanmışlıklarla varlığımıza dair bir güncedir tren istasyonları. İçinde taşınanlar, mutlaka bir iz bırakmışlardır soluklarından ve bundandır tuğla yığını olmaya direnmeleri. Öyleyse sahip çıkalım anılarımıza, bir daha yollarından geçmesek de nereden geldiğimizi bilelim diye…

Yazı: Julia Kütnaroğlu

*Bu yazı Marmara Life 2017/ Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın