ESTONYA; MASAL MI, DRAM MI?

Bugün Suriye’deki iç savaş sonrası yüzleştiğimiz göç olgusu aslında dünya için yeni değil. Türklerin yanı sıra Avrupalılar da tarihleri boyunca göç etmek zorunda kaldı. Avrupa’nın kuzeyindeki Estonya’nın Tallinn şehri de farklı bir perspektiften göç olgusunu önümüze seriyor. Bir masal şehrini andıran Tallinn’in acı dolu yıllarına geri dönüp, sınırsız şehirlere uzanan yolculuğunu içine biraz tarih, biraz seyahat katarak Marmara Life okuyucusu için anlattık.

Doğu’dan Batı’ya dünyada yüzlerce şehri ziyaret ettim. Ve şunu anladım ki, gördüğün şehirlerin sayısı arttıkça, etkilendiklerinin sayısı azalıyor. Birçok şehir, sıradan, hiçbir heyecan uyandırmayan, birbirine benzeyen sokaklardan ve insanlardan oluşan bina yığınları haline gelmeye başlıyor. Ama Estonya’nın başkenti Talin, bu sıradan şehirlerden değil. İnsanoğluna dair dram ve neşe ile yazılmış bir hayat öyküsü var ise şayet, Talin bu öyküyü en iyi anlatan, geçmişten bugüne taşınmış bir kitap gibi. İyi korunmuş geçmiş hafızası ve bugünün modern dünyası, sanki bir kitabın iki bölümü gibi Talin’in iki farklı bölgesine yayılmış. Şehrin modern yönünde, bugünün Tallinn’i var, ki bu bölüm Estonya’yı Batı dünyasının e-başkenti yapmak için büyük bir atılım gerçekleştiriyor. e-vatandaş, e-para gibi konularda öncülük eden Tallinn, Baltık dünyasının finans merkezi olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Ama bu ekonomik atılımın dayattığı modern şehir mimarisi ve bugünün Tallinn’i, Parnu Caddesi’nde bıçak gibi kesiliyor ve öteki Tallinn başlıyor.

Old Town adı verilen bu bölüm, Estonların savaş, göç ve acı dolu tarihine açılan bir zaman tünelinin kapısını aralıyor. Viru Caddesi’nin etrafına bir buğday tarlasındaki başaklar gibi serpilmiş kırmızı kiremitli tarihi evleri, dikey mimari örneği kiliseleri, Arnavut kaldırımları, taş kuleleri ve eski şehri çevreleyen kalesi ile Baltık Denizi’ne uzanıp giden bir Orta Çağ şehrinin göbeğinde buluyorsunuz kendinizi. Sanki bir masal şehrinin içine tesadüfen düşmüş bir yabancının şaşkınlığı ve merakıyla caddeleri adımlamaya başlıyorsunuz. Hangi sokağa dalarsanız dalın, yol sizi eninde sonunda kafelerin, gösterilerin, sokak satıcılarının olduğu Raekoja Plats Meydanı’na çıkartıyor. Buradaki restoranlar geleneksel Eston müzikleri eşliğinde dans ederek müşteri çekmeye çalışıyorlar. Ara ara geleneksel kıyafetler giymiş ve sokağa şarkı söylemek için çıkmış kadın ve erkek grupları ile karşılıyorsunuz ve bazen kendinizi müziğin ritmine kaptırıp sahneye atıyorsunuz.

ÖZGÜRLÜK, ÖZGÜR DEĞİL
Bugün enerji dolu, eğlenceli bir şehir olan Talin tarihin her döneminde böyle değildi. O masal şehrinin müzelerini ziyaret etmeye başladığınız vakit, karşınıza savaş, göç ve istilalarla dolu bir tarih çıkmaya başlıyor. Bugün Suriyeleriler vasıtasıyla bizim şehirlerimizde şahit olduğumuz o geçmişi, yakın bir zamanda Estonlar da birçok diğer
ulus gibi yoğun yaşamış. Bunu anlamanın en kolay yolu ise Toompea Kalesi’nden Lossi Plats’ı yürüyerek ulaştığınız Occupations Müzesi… Tarihi boyunca farklı toplulukların dayatması altında yaşayan Estonyalılar’ın; Sovyet, Nazi ve yeniden Sovyet hakimiyeti altına girişini ve bu zamanlarda yaşanan acıları anlatan bu müzenin girişinde yazan “Özgürlük, her zaman özgürlük değildir” cümlesini hiç unutmayacağım. Estonyalılar Almanların zoru ile Hristiyanlığı kabul etmiş, tıpkı Macarlar gibi bir Ural Altay ulusu. Zamanla İsveçlilerin ve Rusların hakimiyeti alına girmişler ve bazen Almanların safında, bazen de Rusların safında istemeden savaşmak zorunda kalmışlar. Müze bu esaret zamanlarının 1939’dan sonraki yıllarını anlatıyor. Müzenin girişini kaplayan betondan bavul heykeller umuda yolculuk yapmış yüzbinlerce Estonyalıyı simgeliyor. SSCB yıllarında birçok Estonyalı deniz yolunu kullanarak ülkeden kaçmayı denemiş. 1941 yılında ise Naziler, SSCB kuvvetlerini kentten çıkarmışlar ama bu defa Naziler birçok kişiyi sürgün etmiş. Hitler’den kurtuluşları da yine Stalin sayesinde olmuş. 1944’de Naziler yerini Kızıl Ordu’ya bırakırken 80 bin Estonyalının bazıları gemilerle, bazıları da küçük sandallarla ülkeden kaçmış. Sovyetler döneminde binlercesi Sibirya’ya sürgün edilmiş.

ŞARKI DEVRİMİ
Ve en nihayetinde, 80’li yılların sonuna doğru SSCB zayıflamaya başlayınca Estonlar bağımsızlık ateşini yeniden yakmışlar. 1987 yılında Tallinn Old Town’da yapılan bir müzik festivalinde halkın söylemeye başladığı vatansever şarkılarla birlikte isyan başlar. Bağımsızlık şarkıları, 1989 yılının Ağustos ayında Estonya’nın başkenti Tallinn’den Letonya’nın başkenti Riga ve Litvanya’nın başkenti Vilnius’a uzanan bir insan zincirine dönüşür. Baltık Bağımsızlık Yolu’na dönüşen bu eylem sonucunda, Litvanya ve Letonya’dan sonra Estonya’da 1991 yılında bağımsızlığını ilan eder. Bu insan zin- cirinin ilk başladığı yer ise, Lossi Plats Yolu’dur. Bu yol UNESCO tarafından dünya mirası ilan edilmiş Toompea tepesinden başlayıp, hükümet binasının kenarından geçerek müzenin olduğu noktada son bulur. O nedenle adı aynı zamanda bağımsızlık yoludur. Bu hikayeyi bilince müzeye daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz. Müze’nin bir yerinde SSCB döneminin bir propaganda afişi yer alıyor. Dönemin ünlü bir artisti, yanında mutlu bir çocukla, sosyalist devletin 30. yılını kutluyor ve nice yıllara diyor. Her gelen rejim Estonyalılara özgürlük ve refah diyerek gelmiş ama her seferinde ortaya dram çıkmış. İşte müzenin girişinde yazan “Freedom not Free” felsefesini bu tarihi hafızadan alıyor.

BUGÜNÜN GÖÇMENLERİ DE MÜZEDE
Ama Estonlar kendi tarihlerine gömülüp, tek kendi acılarına odaklanmamışlar. Müzenin alt katlarında diğer halkların ve mülteci olmak zorunda kalan diğer insanların hikayesi de verilmiş. Böylelikle Estonların dünyanın diğer ulusları ile empati yapmaları ve onları da anlamaları sağlanmış. Bu hikayelerden bir tanesi inançları nedeniyle göç etmek zorunda kalan bir Somalili ‘ye aitti. Daha sonra savaş nedeniyle göç eden bir Suriyeli’nin, maddi nedenler sebebiyle göç etmek zorunda kalan bir Latin’in hikayesi ve daha birçok insanın öyküsü de yazı ve görsellerle anlatılıyor. Zorunlu göç edenlerin hikayesinin devamı ise göç ettikleri topraklara değer katanlarla sürdürülmüş. Göç ettikleri ülkelerde başarılı bir iş adamı, öğretmen, bir ressam veya başarılı bir sporcu olmuş göçmenlerin öyküleri de anlatılmış.

Müzede dolaşırken Estonlarla diğer uluslar arasında empati kuruyor ve her göçmenin aynı zamanda o ülke için bir sorun değil zenginlik kaynağı olabileceğini anlayarak çıkıyorsunuz. Müzenin yaklaşık 1 km ilerisinde ise bugün bir otel olarak işletilen KGB işkence merkezi var. Şayet talep ederseniz bu KGB merkezi rehber eşliğinde gezilebiliyor. Bu gezileri tamamladığınızda, Altay dağlarından göç edip burada masalsı bir şehir kuran ama hep baskı altında yaşayan bir ulusu ve insanlığın hikayesini de anlamış oluyorsunuz. Bu geçmiş, orta doğudan  uzak da olsa, bugüne ışık tutar gibi yolunuzu aydınlatıyor ve yaşadıklarınızı sorgulamanıza sebep oluyor.

SINIRI OLMAYAN ÜLKELER
Tarihte insanlar bazen kuraklıktan kaçarak, bazen yeni bir hayat umuduyla, bazen de artık savaşlar nedeniyle topraklarından kaçarak göç etmişler. Orta Asya’dan batıya göç eden Türk toplumları, Amerika kıtası keşfedildikten sonra akın akın Güney ve Kuzey Amerika’ya, yeni dünyaya göç eden Avrupalılar, 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan göçler ve daha niceleri. Tallinn elbette bundan ibaret değil, biz yazıda şehrin özellikle bu bölümü- ne odaklandık. 1233 tarihli St Mary’s Kathedrali, Alexnder Nevsky Kathedrali, bizdeki Galata Kulesi’ne benzeyen Kiek’in de Kök kulesi ve müzesi, Niguliste Müzesi, bu şehir gez gez bitmez.

Zaten bütün eski şehir bir açık hava müzesi gibi. Surlar, surların etrafında geleneksel Baltık evleri, geleneksel ürün satan dükkânlar, gizli geçitler ve daha birçoklarını bünyesinde barındırıyor… Burayı dolaşırken insanoğlu var olduğu sürece göçün kaçınılmaz olduğunu anlıyorsunuz. Ama asıl mesele göç etmek değil, sonuçta bu göçü anlayan ve sınırları ortadan kaldırmış bir toplum haline gelmek. Estonya ve Letonya arasında bir sınır şehri var, adı Valga… Haritaya göre Estonya ve Letonya sınırı bu şehri ortadan ikiye bölüyor. Şehri saatlerce dolaşıyorsunuz ama bir sınır belirtisi göremiyorsunuz. Estonya tarafından bindiğiniz belediye otobüsü sizi Letonya tarafında bırakabilir. Siz ülke değiştirdiğinizi bile anlamazsınız. İşte, esaret günleri, savaşlar, Nazi dönemi ve komünizmden sınırın olmadığı Valga gibi şehirler kurmaya gelen yolculuğun hikayesi bu…

NOTLAR

  • Bağımsızlığa Giden Yol Baltık Yolu 
    Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’nın bağımsızlığı şarkı devrimi ile birlikte geldi. Estonya’nın başkenti Tallinn’de bir stadyumda düzenlenen bir konserde söylenen “Vatanım, mutluluğum ve sevnicim” isimli halk şarkısından sonra bağımsızlık hareketleri başladı. Estonya’dan başlayarak Letonya ve Litvanya’ya uzanan bir insan zinciri kuruldu. Mart 1987 ve 1991 yılları arasında gerçekleşen hareketin adı şarkı devrimi, bu insan zincirinin oluşturduğu bağımsızlık yolunun adı ise Baltık Yolu’dur.
  • Tallinn Old Town bir karnaval şehri gibi. Her an karşınıza bir sokağın köşesinde veya bir restaurantın önünde geleneksel kıyafetlerini giymiş, Estonya şarkıları söyleyen bir müzik grubu çıkabilir.
  • Göç Müzesi’nin alt katında dünyanın farklı ülkelerinden Baltık ülkelerine göç etmiş insanların hikayelerine yer veriliyor. Bunlardan bir tanesi Somalili Yasmin. Şiddet nedeniyle ülkesinden göç etmiş Yasmin, “Ben bir İsveçliyim” diyor ve ekliyor. “Ben bunu giyiyorum çünkü bu benim seçimim.”

İşkence müzesi
Tallinn’de Viru Caddesi üzerinde ürkütücü bir müze var. Estonyalı bir girişimci Avrupa’nın farklı yerlerinden Orta Çağ işkence aletlerini toparlamış ve sergiliyor. İçlerinde neler yok ki, esirlerin oturtulduğu kazıklar, eşcinsellerin ortadan ikiye kesildiği testereler, suçluların elleri ve boyunları bağlanarak ölüme terk edildiği kelepçeler, kadınlara takılan demir bekaret kemerleri…

Tallinn Pahalı mı?
Tallinn bölgenin pahalı şehirlerinden. En azından Rus şehirlerinden ve Letonya’nın başkenti Riga’dan daha pahalı. 15 kişinin bir arada uyuduğu yatakhanede tek bir yatağa 15 Euro para ödedim, bu da neredeyse 60 TL. Restoranlarda ortalama bir yemek 15 Euro ile 20 Euro arasında değişiyor.

Yazı ve Fotoğraf: İlyas YILDIZ

*Bu yazı Marmara Life Ocak- Şubat 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın