Hoşgörünün Adresi: Demir Kilise

Dünyada tek olma özelliği taşıyan Haliç’teki Bulgarlara ait ‘demir’ ibadethanenin izin fermanı Osmanlı Sultanı Abdülaziz’den, restorasyonu ise Türkiye’den…

Rumların baskısından bunalan Bulgar halkı 1800’lü yılların ortalarında Osmanlı’dan kilise inşası için yardım ister, Sultan Abdülaziz inanç hürriyetine saygı duyup bu talebi onaylar ve fermanıyla belgeler. Haliç’i biz “Altın boynuz” olarak biliriz. Deniz girintisidir ama derine dalmadan kıyıda size “Demir” bir yapı “selam” verir. Bakmayın siz onun “Demir” gibi göründüğüne (ki demirdir) hoşgörünün sembolüdür aslında, Stevi Stefan Kilisesi. Nam-ı diğer Demir Kilise. Dünyada 3 tane olan ve demirden yapılan kiliselerden tek ayakta kalanıdır. Osmanlı döneminde yapılan ilk prefabrik bina olma özelliği de taşıyan Bulgar Cemaati’nin ibadethanesi 120 yıl önce inşa edilmiş. Tabii bu yapım süreci sadece bir inşaat değil, toplumsal değerlerin, milliyetçi mücadelenin de gösterildiği bir “varlık belgesi” haline de dönüştürülmüş.

Fikir babası ‘Bozveli’
19. Yüzyıl İstanbul’da “çorbacı” diye tabir edilen zengin Bulgar tüccarlar vardır. Rum Patrikhanesi’ne bağlıdırlar. Fransız İhtilali sonrası Avrupa’ya yayılan milliyetçilik akımlarından etkilenen bir grup Bulgar “Bağımsızlığımızı ilan edelim” derken, bir grup ise “Osmanlı’ya bağlı  kalalım ama Rumlardan ayrılalım” demektedir. Çünkü Rum despotların topladığı vergiler, Bulgar diline olan baskı, kiliselerde Yunanca ibadete zorlama, okullarda Yunanca eğitime tabii tutulma Bulgarların sabrını taşırır. Direkt anlamda bağımsızlık ilanı yoktur ama Rumlar’a ‘karşı koyma’ ilk olarak kilisede kendini gösterir. Fikir babası Arhimandrit Neofit Bozveli’dir ve o şöyle der: “Burada bir merkez ve bir kilise inşa edilmelidir, faaliyet gösterecek olanlar burada Padişahın gözü önünde olmalıdırlar; Fener ruhaniliği burada patrikhanenin yuvasından yenilgiye uğratılmalıdır.” Bozveli hayatını kaybeder ama fikri yaşatılır. Tarihler 1849’u gösterdiğinde Stefan Bogoridi, Haliç’teki eski evinin arsasını Bulgar Cemaati’ne hibe eder ve kilise hayali iyiden iyiye alevlenir. Stefan Bogoridi, Padişah ile yakın dosttur ve Rumların vatandaşlarına yaptığı baskılardan rahatsızdır. 18 Eylül 1848’de Padişaha bir mektup yazarak İstanbul’da yaşayan Bulgar Cemaati’ne mahsus bir papaz evi kurulması için müsaade ister. Cevap 23 Eylül 1849’da gelir ve Padişah izni vermiştir.

“Patriği anma, Sultanı an”
İlk etapta ahşaptan yapılan küçük kilise 23 Ekim 1849’daki törenle Arhidyakon Stefan (Aziz Stefan) adı ile takdis edilir. Ahşap yapının karşısına da rahiplerin kalacağı “Metoh Binası” inşasına başlanır. 14 Mart 1850’de İstanbul Bulgarları Kilise ve Metoh’u “Milli Mülk” olarak ilan edilir ve böylece “Bulgar Kilise Cemaati” resmen kurulur. Ve bu zaman diliminde Metoh bina ile beraber İstanbul’dan geçen Bulgarların konuk edilebileceği 3 katlı ve 25 odalı taş bir bina yapılır. Ahşap Sveti Stefan Kilisesi’nde Episkopos İlarion Makariopolski, Rum Patrikhanesi’ne olan bağımlılığı ret ederek, Bulgar Kilisesi’nin bağımsızlığını duyurur. Ve ayinde Rum Patriği’nin adının anılması gereken bölüme gelindiğinde Bulgar halkı bir ağızdan “Patriği anma Sultanı an…” der. Ayinden hemen sonra gençler, Metoh Binası’nın balkonunda Sultan onuruna yazılan ve bestelenen bir şarkıyı okur. Bulgarlara ait 33 esnaf loncası da binlerce imzalı bir mazbatayı saraya yollayarak Padişah’a bağlılıklarını sunar. 27 Şubat 1870 Cuma günü, Sultan Abdülaziz, Patrikhaneden bağımsız bir kilise kurulmasını sağlayan “Ferman”ı imzalar.

“TOHUM EKEN, HASADINI YAPAR”

Ayinden ve şükran duasından sonra İlarion Makariopolski halka hitaben “3 Nisan 1860’da ulusal ve dinsel bağımsızlık hareketimizin doğduğu kutsal bir gündür. Bugün ise 1 Mart 1870 çok daha önemli ve kutsal bir gündür. Halkın arzusunun gerçekleştiği gün, Sultan Fermanı ile (kiliseye izin) her şeyin neticeye bağlandığı, noktanın konduğu gündür. Hasat yapmak, tohum ekmekten daha tatlıdır. Ümit ile tohum eken, hasadını da yapar” der. Herkes “Yaşasın Sultanımız, yaşasın onun vekilleri, yaşasın İlarion Makariopolski” diye bağırır. Fener Rum Patriği 1872’de Bulgarları aforoz eder. Bulgarlar da ahşap kilisenin yerine daha büyük ve gösterişli bir  kilise yapma iznini Osmanlı Hükümeti’nden alır. Proje için yarışma açılır. Yarışmayı Ermeni mimar Hovsep Aznavur, ihaleyi de Avusturyalı Rudolf Waagner Şirketi kazanır. Kilisenin inşası 1,5 yıl sürer. Denize yakın olması, aşınmaya karşı önlem olarak bütün dış cephesi, yan duvarları, pencere kenarları, merdivenleri, kabartmaları, çan kulesi neredeyse hemen her şey demirden yapılır. Waagner şirketi önce kiliseyi kendi bahçesinde prefabrik olarak kurar. Sonra parçalar Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden İstanbul’a getirilir. Ekonomik sıkıntılar sebebiyle yapımı çok uzayan Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise) ancak 1898’de ibadete açılır. Patrikhane de 1945’te Demir Kilise’yi tanır. Ve gelelim günümüze. 7 Ocak 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açılışı yapılan kilise 7 yıl süren kapsamlı bir restorasyondan geçer. Asıl önemlisi Osmanlı dönemindeki hoşgörü geleneği devam eder.

Notlar

Bulgarlar’ın hastanesi
Bulgar halkı, 1895’te kiliseye izin fermanının verilmesinin 25. yıl dönümünde “Hayırsever Derneği”ni de kurar. Derneğin temel gayretlerinden biri ise İstanbul’da bir hastanenin yapılmasıdır. İnşaatına 1896’da başlanan hastane 25 Nisan 1902’de açılır. Bu hastane, Bulgar Vakfı’nın idari hataları sonucunda hukuksal açıdan mazbut hale düşer ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimine girer. Vakıflar Müdürlüğü’nce ihale yoluyla İhlas Grubu’na verilir. Şu anda “Türkiye Gazetesi Hastanesi” olarak faaliyet gösterir. Ve burada İstanbul Bulgar Cemaati mensuplarına her ay sağlık hizmeti bedelsiz olarak verilir.

*İstanbul Balat’taki 1898’de demirden inşa edilen tek kilise olma özelliğini taşıyan Bulgar Sveti Stefan Kilisesi’nin (Demir Kilise), 7 yıl süren restorasyon çalışması tamamlandı. Kilisenin açılışı için Balat’ta düzenlenen törene Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov katıldı.

Çanlar Rusya’dan
Hemen hemen her şeyi demirden olan 500 ton ağırlığındaki kilisenin sadece mihrap kısmı ağaçtan yapılır ve altın kaplamadır. En büyüğü 400 kilo civarında olan altı çan Rusya’da dökülür. Kilisenin ikonlarını ressam Lebedev resmeder. Üç kubbeli ve haç şeklindeki kilisenin mihrabı Haliç’e dönüktür. Çan kulesi giriş kapısının üzerinde ve 40 metre yüksekliğindedir.

*Bulgar Eksarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı Başkanı Vasil Liaze, dünyada 3 tane demir kilise yapıldığını, bunların Arjantin, Avusturya ve Türkiye’de bulunduğunu belirtiyor.

Yazı: Burçak Öksüz Doğan

Bu yazı Marmara Life Mart- Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın