Bir Seyahat Tüneli: Doğu Ekspresi

Türkiye‘nin batısında yaşayanlar uzun süredir bu ülkenin bir doğusu olduğunu unutmuştu. Yedi yüz seksen üç kilometre kare olan yurdun doğusu, orada bir köy var uzakta tekerlemesiyle hafızalara hasret kalmıştı. İyi de o köy bizimse eğer, her zaman görmesek de ara sıra o köye neden gitmiyorduk? Sosyal medyada patlayan Kars ilgisi sayesinde Birkaç yıldır Türkiye’nin bir doğusu olduğu gerçeği yeniden hatırlandı ve o köyler şimdilerde ziyaretçi akınına uğruyor…

Kars yalnızca bu ülkenin doğusunda bulunan bir il olma özelliğine sahip değil. Kars’ı bakir bıraktık. Bu demek değildir ki gidip onu mahvedelim. Fakat pek çok yöresel yemeği ile insan çeşitliliğiyle, tarihiyle, kültürüyle, doğa harikalarıyla, insanlığın hafızasını hıfzeden medeniyetler kalıntısıyla ona sahip çıkıp tanıyalım. Ben, bu tanışma hasretini söndürmek için uzun fakat keyifli bir yol seçtim. Rağbetin artmasından dolayı bilet bulmakta sıkıntı çeksem de Doğu Ekspresi ile seyahat ettim. Bir turistin heyecanı değildi bu. Ülkesini daha iyi tanımak için çantasını sırtlayan gezginin, hikâye toplamaya hevesli macerasıydı.

Kars’ı Yeniden Hatırladık…

Ankara’dan Kars’a yirmi dört saat süren Doğu Ekspresi seferinin adını Seyahat Tüneli koyuyorum. Çünkü zamanı hatırlatan film şeritleri gibi, trenin geçtiği güzergâh bana ülkemin topraklarından istikrarlı seyirler sunuyor. 26 Şubat günü Ankara Garı’ndan kalkması gereken tren, ray çalışmaları sebebiyle bir sonraki duraktan hareket ediyor. Bu yüzden demiryollarının tahsil ettiği araçlar sayesinde sıradaki bekleme istasyonuna hareket ediyorum. Yedinci vagondaki yataklı odama varıp yatağımı, bana özel havlularımı, bütün yol boyunca üzerinde yemek yiyebileceğim geniş masamı gördüğümde, ayaklarım heyecanlı, dinmek bilmez bir hareketle titriyor. Eh 24 saat boyunca ülkenin kalbini bir mızrak gibi yaracak olan güzergâhın manzaralarına şahitlik etmek üzereyim ne de olsa. Ertesi gün, güneş doğduğunda tren Erzincan’a varmak üzere.

Ne de çok dağlık yer var ülkemde! Her an üstümüze devrilecekmiş gibi ay yıldızlı penceremin yanı başında bir kral zorbalığıyla bekleyen uçurumların kıyısında ilerliyoruz. Tren, Fırat Nehri ile zikzaklar çizerek dans ediyor. Kimi zaman nehri kaybettim sanıyorum fakat sarp kayaların arasında kaybolduktan kısa bir süre sonra yeniden karşımıza çıkıyor; adeta ekspresin hasretine dayanamıyormuş gibi. Sanki uzun zamandır hasret kaldığı sevgilisinin yüzüne, yan yana yürüdükleri şu kısa zaman diliminde doyabildiğince doyabilsin diye hareket ediyor. Elimde kahvem, penceremin kenarından akıp giden dağları, ovaları, nehirleri, kuşları ve beyaz bir örtüyle ölüme yatmış kırları, bütün gün duraklarda ekspresin geçişini abur cubur istemek ve kartopu atmak için bekleyen köy çocuklarını selamlıyorum. Erzurum’un düzlükleri kara teslim olmuş, gökle yeri birbirinden ayırt edemiyorum; aklım gözlerimin ilettiğine inanmıyor. Sonsuz bir hülyanın mahzeninde hoş hayallere dalıyorum.

Medeniyet Şehri; Kars

Kars pek çok millete kucak açmış, tarihte pek çok dönüm noktasına ev sahipliği yapmış bir şehir. Sultan Alparslan da ayak basmış buraya, Ruslar da. Bu yüzden şehrin içinde pek çok tarihi yapı bulunmakta. Barselona sokakları gibi hizalı düzenlenmiş sokakların ve caddelerin ortasında Ruslar’dan kalma otele dönüştürülmüş yapıları da görebiliyorsunuz, 12 havariye atfedilen 12 köşeli eski kiliseyi de. Bu kilisenin hemen karşısında, Selçuklular’ın Anadolu’ya girişini kolaylaştırmak için önceden dini tebliğ etmeye giden şeyhlerden biri olan Hasan El Harakami’nin türbesi selam duruyor ziyaretçilere. Uzun yıllardır Kars’a gözcülük eden Kars Kalesi de tüm bu yapıların çaprazında, kısık gözlü taştan burçlarıyla ovayı seyretmeye devam ediyor. Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı’na kadar, Kars’ın merkezinde taşlarına dokunulacak yapıların bahsi saymakla tükenmez. Ben tüm bu yapılara gün batarken, şehrin gecekondu bölgesini bulunduğu çeperde gezerek tanıklık ettim. Ve doğunun güvenlik sıkıntısı yaşadığı önyargısının alt üst olduğuna tanık oldum. Kars’ta saat dokuz oldu mu, ortalık İstanbul’un gece yarısındaki ıssızlığına erişiyordu; buna rağmen gecenin tüm saatlerinde hürce dolaştım sokakları. Hangi saatte olursa olsun sorularımı yanıtlayan şehir insanı en büyük güvencemdi. Kars’ta çekinilebilecek tek şeyin, bir gece uluma sesiyle aniden uyandığımda, gün doğmadan evvel şehre inmeye kalkan kurtlar olduğunu öğrendim. Yine de bir taksiciyle bunun hakkında konuştuğumda, şehir köpeklerinin şehri koruduğunu söylediler.

7000 Yılın Manzarası

Ani Harabeleri şehrin yaklaşık 45 km uzağında yer alıyor. 1001 kiliseler şehri diye de anılmakta. 7000 yıl boyunca çeşit çeşit medeniyet tasavvuruna ve yaşama şekline şahitlik etmiş. Şehrin surlarından içeriye girdikten sonra Bagratuni Ermenileri’nden Bizans’a, Selçuklular’dan Osmanlı’ya pek çok tarihi kalıntı gözlerimin ulaşabildiği tüm genişliğe dağılmıştı. 7000 yıllık bir yerleşim yeri olduğu için, sağ taraftaki mağara kalıntılarını gördüğümde, mağara insanlarının burada yaşadığını hemen işaretledim. 1001 yılında tamamlanan ve Selçuklular tarafından fetih olunduktan sonra Sultan Alparslan emriyle Anadolu topraklarında ilk Cuma namazının kıldırıldığı Ani Katedrali (Fethiye Camii), Selçuklular zamanında Anadolu’da kurulan ilk Türk camisi Ebul Manucehr, harabelerin temsilcisi haline gelmiş işlemeli yazıtlarıyla Halaskar Kilisesi, Ani İç Kalesi ve Hrispimian Bakireler Manastırı gibi pek çok yapı, unutulmaya yüz tutmuş hikayelerini hatırlatmak için benimle sohbet etmeyi bekliyordu.

Donmuş Dev Bir Göl; Çıldır

Çıldır Gölü, Kars’ın doğa harikaları arasında yer alıyor. Aralık ayından itibaren yavaş yavaş donmaya başladığın öğrendiğim göl, kış ortasında tamamen taş kesiliyor ve yüzlerce insanın üzerinde rahatlıkla yürüyebileceği bir sağlamlığa kavuşuyor. Sadece insanlar adımlamıyor buzdan düzlüğü. Göle gittiğimde kızaklara bağlanmış atları görüyorum. Onlar defalarca tur atarken göl üzerinde, bir takım sesler yükseliyor fakat en ufak bir çatlama oluşmuyor. Hatta benim orada bulunduğum gün, seyis atları elinden kaçırıyor ve hayvanlar gölün karşı tarafındaki göle kadar hürce koşturuyorlar… Çıldır Gölü’nde, bembeyaz bir düzlüğün hayran edici beyazlığı üzerinde bir ileri bir geri yürüyorum. Kimsenin ilerlemeye cesaret edemediği mesafeleri aşıyorum. Adımlarım kimi zaman kurt ve tilki izlerine yoldaşlık ediyor. Güneşli bir günde, beyazlığın kristalize oluşuna şahit oluyorum. Zaten insan Çıldır Gölü karşısında şaşkınlıktan başka bir meziyet sergileyemiyor.

Kars’ın Kadim Hikâyeleri

Bir gün Kars’a giderseniz, tüm bu meşhur yerlerin dışında, kahvaltı yapmak için mutlaka Boğatepe Köyü’ne uğrayın. Yirmi çeşit peynir üretildiği söylenen köyün Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği adında bir kuruluşu, peynir üretiminde kullanılan araçların sergilendiği müzesi, belirli dönemlerde peynirlerin sergilenip satıldığı Kadın Bakkalı mevcut. Kahvaltı yapmak için gittiğimde, Safiye Abla beni evinde ağırladı. Orada bir köy var uzakta söyleminin aksine, Boğatepe ağlamadan kendi imkânlarını üretip, turistik bir çekim merkezi olmayı başarmış ve Safiye Abla gibi insanlar, köye gelenlere kahvaltı hizmeti vererek bu cesur atılımın birer unsuru olmuş. Yalnızca 25 liraya 5-6 çeşit peynirden oluşan zengin bir sofrada kahvaltı ederken, Safiye Abla ile durmadan konuştuk. Böylece sadece köyü değil Kars’ı da tanımış oldum. Boğatepe eski bir Ermeni Köyü imiş. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, köyde kalan bir avuç Müslüman Ermeni yoksul bir yaşam sürüyormuş. Daha sonra Safiye Abla’nın dedeleri Terekemeler, Orta Asya’daki Rus baskısından kaçıp bu köye yerleşmişler. Sohbet böyle ilerlerken Kars’ın ağırlıklı nüfusunun Azeriler olduğunu öğrendim. Terekemeler, Kürtler ve diğer azınlıklar da şehrin çeşitli bölgelerinde ikamet etmeye devam ediyormuş. Bu seyahatin can bulması, pek çok hayra da yol açtı. İnsanların, yaşadıkları ülkenin ne olduğunu bilmeleri, Kars’ın ürettiği gıdalara olan talebin artması, şehir tarihinin canlanması (ki baktığımızda Kars’ın tarihi yalnızca Kars’ın tarihi değil) sonuçlarına sebebiyet verdi. Bu ilgi alaka sayesinde belki de Kars’ın hayvancılığı daha da artacak, peynir üretimi çoğalacak, bir yöreye ait yiyecekler gündeme gelecek. Eh, bu noktada, pek çok hususta hayatımızı olumsuz etkileyen sosyal medyaya da bir teşekkür etmeliyiz…

NOTLAR

Ne, Ne Kadar?
Doğu Ekspresi’nde, yataklı ya da örtülü kuşetli bir oda alırsanız istediğiniz yemeği kendiniz içeride hazırlayabilirsiniz. Ben yataklı vagona öğrenci olarak 84 lira ödedim. Marketten aldığım çeşitli şeylerle 24 saatlik yolculuğu tamamladım. Boğatepe Köyü’ne gitmek için taksiye 150 lira verdiğimden, Kars’ın meşhur kaz etini yiyemedim. Bir porsiyon için 70 lira istiyorlar. Bunun dışında Ani Harabeleri için 10 liraya şehir merkezinden, Çıldır Gölü’ne gitmek için de belediye önünden ücretsiz servisler kalkıyor. Ben arkadaşlarım vasıtasıyla ücretsiz olarak bir yurtta konakladım, 4 gece kaldım. Ama şehir merkezinde geceliği 150 liraya oda kiralayabiliyorsunuz.

Kars Kalesi
Merkez Kale, İç Kale veya Stadel olarak anılır. M.S. 1153 yılında Selçuklular’a bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddi’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır.

Kayak Merkezleri
Kayak veya snowboard yapanlar için Erciyes (Kayseri), Ergan (Erzincan), Palandöken
(Erzurum) ve Sarıkamış’a (Kars) keyifli bir ulaşım imkânı sağlıyor.

93 Harbi ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa
1877-78 yıllarında gerçekleşen Rus- Osmanlı savaşı 93 Harbi olarak da anılmaktadır. Düşman taburlarını 3 defa yenilgiye uğratmasına rağmen, imkânsızlıklar sebebiyle Erzurum hattına çekilmek zorunda kalan Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Kars’ta hala vefayla hatırlanır.

Yazı/ Fotoğraf: Faruk Kanber

*Bu yazı Marmara Life 2018 / Mart- Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın