Hoşgörünün Simgesi Yapraklar

Nick Merdenyan, Kapalıçarşı İç Bedesten’deki dükkânında, uzun yıllardır, hiç kimsenin yapmadığı nevi şahsına münhasır bir sanatı hayata geçiriyor. Kuruduktan sonra çatlamayan, elastikliğini koruyan yaprakların üzerine tüm dinlerin ortak noktasıolan güzel duaları işliyor ve yaprakların taşıdığı mesajlar vasıtasıyla onları “Hoşgörünün yaprakları” olarak çağırıyor.

Nick Merdenyan’ın ilginç hayat hikayesi Kastamonu’da başlamış. O, 6 aylıkken ebeveynleri İstanbul’da Kumkapı’ya yerleşmiş. Bütün çocukluğu Kumkapı’da geçen Nick Bey orada bir Ermeni ilkokulunda okumuş. Daha sonra Gedikpaşa Ortaokulu’na geçmiş. O zamanlar sabahçıyken, öğleden sonralarını Kapalıçarşı’da geçirmiş ve pek az kimseye kısmet olan, kendi istediği hayatı yaşama, üretme ve bunu insanlarla paylaşma şansına erişmiş. 1968’te, küçük yaşta ilkokul yıllarında çıraklıkla Kapalıçarşı’ya adımını atmış Nick Merdenyan. “Daha sonra da kısmet oldu, bugünkü yerin sahibi oldum. En büyük şanslarımdan birisi de böyle sanat dolu bir ortamda ve sanatçılarla büyümüş olmam. Bugün farklı çalışmalar içerisinde bulunuyorum ama bunun bir geçmişi, birikimi var…”

Bir Tevafuk Hikâyesi
Bu işe başlamadan evvel lüle taşından pipo oyuyormuş Nick Bey. Lületaşından sonra yaprak üzerine kaligrafi yapma işininse bir tevafuk olduğunu söylüyor. Ona göre bu işe hayat vermek için seçilmiş. Ki hikâyesini dinlediğimde, bunun gerçekten de böyle olduğunu gördüm. Oğlunun vaftiz töreninden sonra, tebrik etmek için evine gelen kuzeni bir saksıda çiçek hediye etmiş. Bu çiçeğin yapraklarından ikisinin hafif sararak boyunlarını öne eğdiğini gören Nick Merdenyan, neden yaptığını bilmeden yaprakları
keserek kütüphanesindeki kitaplardan birinin arasına koymuş. Bir gün, farklı zeminler üzerine hat işleyen (deri, mermer vb.) bir arkadaşı dükkânına geldiğinde, elinde kurumuş fakat çatlamayan, kâğıt gibi ötesi şeffaf bir şekilde görünen yapraklar bulunduğunu söylemiş. Onların üzerine hat yapmasını teklif etmiş. Arkadaşı kabul edip eseri tamamladıktan sonra dükkana getirmiş. Nick Bey hala bir koleksiyon muamelesi yapıyormuş yaprağa. Onu, akşam evine götürüp keyfini çıkarmak üzere çerçeveletmiş.

Aynı gün yabancı bir çift gelmiş dükkâna. Lüle taşından pipoları incelerlerken, Nick Bey bu güzelliği onlarla paylaşmak istemiş. Gösterdiğinde, kadın onu satılık sanmış ve satın almak istemiş. Fakat Nick Bey satılık olmadığını söylese de kadın ısrar etmiş. Bu defa almasın diye yaprağa 500 dolar gibi yüksek bir bedel biçmiş. Ve kadın almış. “O an kafamda şimşekler çaktı,” diyor Nick Bey. Bu tarz bir eserin daha fazla üretilip satılabileceği fikrine o an vakıf olmuş. Eh, en başından beri onu bu olaya getiren süreçlerin (bu sanatın yalnızca kuzeninin getirdiği çiçeğin yaprağında yapılabiliyor olması gibi) hiçbirinde Nick Bey’in yapraklar adına geleceğe dair bir düşüncesi olmadığını hesaba katarsak buna ne şans ne de tesadüf diyebiliriz. Bu olayı yalnızca tevafuk olarak adlandırabiliriz.

Sevgi ve Hoşgörü Yaprakları
Nick Bey, yaptıkları işin hat sanatından farklı olduğunu söylüyor ve anlatıyor: “Hat sanatı kamışla yapılır. Yaprak üzerine kamışla çalışmak mümkün değil, yırtarsınız. Biz çok hassas ince fırçalar kullanıyoruz. Ve hat sanatında olduğu gibi tek hamleyle gerçekleştirmiyoruz çizimlerimizi. Küçük küçük hamleler eşliğinde yapıyoruz. Önce doldurma yapıyoruz, yazının çevresi çıkıyor. Daha sonra içi boyalarla dolduruluyor. İlk bakışta hat gibi duruyor fakat değil. Kaligrafi diyoruz buna ama burada yaptığımız görüntünün esasında çok önemi yok. Kapalıçaşı’da nereyi gezerseniz gezin, böyle güzel desenler ve yazılar bulabilirsiniz. Yaptığım işin farklı oluşunun sebebi, uzun yıllar boyunca kurumayan yaprağın üzerine çizimler yaptırıyor olmam. Kullandığımız malzemenin farklı oluşu. İslam’ın dışında diğer kültürlere de yer vermem.

Hristiyanlık, Budizm, İslam’dan seçtiğimiz evrensel söz ve dileklere yer veriyoruz. Böylece, yaprağın üzerine işlenen estetik biçimler olmakla kalmıyor, taşıdığı bir mesaj bulunuyor. Bu çalışmalara bir isim verilecekse eğer ben “Sevgi ve Hoşgörü Yaprakları” diyorum.”

Fikir Sahibi
Hemen bir yanlış anlaşılma olayının önüne geçelim. Nick Merdenyan bir kaligrafi sanatçısı değil, tüm dinleri ve fikirleri ilmek ilmek işleyip bünyesinde barındırmayı kendine görev bilen biri. O, bu yeni sanat çeşidinin fikir sahibi ve pek çok çizimin fikir babası. Çeşitli üniversitelerde görev yapan sanatçı akademisyenlerden oluşan bir ekiple gerçekleştiriyorlar çalışmalarını.

Sözleri buluyor, tasarımlarını oluşturuyor ve ekibiyle birlikte hayata geçiriyor. Sevdiği işi yapan, dükkânında çok alçak bir tonda klasik müzik kullanan, kadim hikâyeleri özlü sözler halinde toplayarak nevi şahsına münhasır bir sanatla bunu ifade eden Nick Merdenyan’ın gelecekte, bu hoşgörüsü dolayısıyla güzel bir şekilde hatırlanacağına neredeyse eminim…

NOTLAR

Neden Misyoner Yapraklar?
Taşıdığı güzel mesajlar, bu yarakları misyonerleştiriyor. Nick Bey’in anlatımıyla, iyi dilekler içeren bu yapraklardan evine alan bir kimse, evinde o yaprakla her karşılaştığında o duayı veya dileği yeniden yeniden anımsıyor. Eve gelen misafirler de, ilgilerini çeken yaprağın ne anlama geldiğini sorduğunda, içerikten bahseden ev sahibi, taşınan mesajın başka kimselere de erişmesine vesile oluyor. Böylece yapraklar, iyi dilekleri sırtına yüklenmiş birer misyoner görevi üstleniyor.

*Nick Merdenyan, Kapalıçarşı’daki dükkanında difenbahya bitkisinin yapraklarına İslamiyet, Musevilik, Hıristiyanlık dinlerinin sevgi ve hoşgörü mesajlarını işliyor.

Bu yazı Marmara Life Mart- Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Yazı: Faruk Kanber

Fotoğraf: Yağız Karahan

Bir Cevap Yazın