Dünyanın Çeşmeleri…

“Sonsuza kadar arkadan dua alacak bir hayır işleyeceksen, çeşme yaptır” dedi Anadolu’nun bilge kadını. Cami ve okul yaptırmak da çok hayırlıdır ama su gibisi yoktur” diye devam etti. “Yaz gününde susuz kalan her canlı arkandan dua eder ve sen ölsen de hayrın her dua ile bu dünyada sonsuza kadar yaşar” diyerek tamamladı sözlerini.

Suya kutsiyet atfetti Anadolu insanı… Anadolu’da her köy yolunda, her şehir merkezinde adı “goca oluk”, “çifte çeşme”, “çatal çeşme” olan ve her geçenin kana kana suyunu içtiği çeşmeler yaptırıldı. O çeşmelerin önlerine yapılan aharlar (yalak, havuz) vasıtasıyla sadece insanlar değil evcil veya yabanıl hayvanlar da sularını içti kana kana… Anadolu’nun iyiliksever, misafirperver ve barışçıl kültürünün en önemli simgesi oldu çeşmeler. Bir köye girmeden önce yolda durur, soluklanır, çeşmesinden bir avuç su içer ve köylünün evlerine konuk olurdunuz. Osmanlı’nın da İstanbul’u aldıktan sonra bıraktığı en önemli mirası çeşmeleriydi. Bugün büyük bir çoğunluğu kaderine terk edilmiş, kurumuş, artık su ve “sır” vermeyen çeşmeleri… İhmal edilmiş, unutulmuş Anadolu bilgeliğinin materyalist hakim kültür karşısında yenilgisinin resimleri gibi Tophane’den Davutpaşa’ya kadar, her bir külliyenin, caminin yanı başında karşımıza çıkan, o güzel işlemeli ama sessiz, kurumuş bir bedenin kanı beklediği gibi suyunu bekleyen çeşmelerimiz… Peki, modernizm; çeşmeleri kurutup suyu pet şişeden içmek mi? Biz çeşmeleri kaderine terk ederken dünyanın geri kalanında durum nasıl? Hepsi artık sadece bir süsten mi ibaret, yoksa dünya insanları hala çeşmelerden su içmeye devam mı ediyor? Bugünün dünyasında bir yolculuğa çıkmadan önce insan ister istemez geçmişi merak ediyor.

İLK ÇEŞMELER; MEZOPOTAMYA
Suyun tarihi, insanoğlunun tarım toplumuna geçişi ile aynı döneme rastlayan bir hikâyenin parçası ve her başlangıç eninde sonunda ilk yerleşik hayatın izlerinin görüldüğü Mezopotamya’ya uzanıyor. Zira nüfus artışı ile birlikte kalabalıklaşmaya başlayan yerleşim yerlerine ve tarlalara doğru suyu taşıma ihtiyacı, ortaya mühendislik becerilerini çıkardı. Hidrolik mühendislik aracılığı ile suyun  şehir merkezine ilk taşındığı kentler, bugün büyük bir çoğunluğu yıkılmış olan Mezopotamya’nın antik şehirleri oldu. Halen Irak sınırları içinde kalan antik Asur şehri Lagaş’ta, M.Ö. 2000’li yıllara tarihlenen, kayalara oyulmuş su kanalları bulundu. Kanalların devamının en düşük seviyesinde kayalara oyulmuş iki aslan figürünün çeşme vazifesi gördüğü tahmin edilmekte. (Maalesef bugün Suriye’de antik Palmira gibi kentler iç savaşlar nedeniyle büyük zarar görüyor ve bu kanıtlar yavaş yavaş yok oluyor.) Ayrıca Van Çavuştepe’deki Urartu Kalesi’nde, M.Ö. 9. veya 7. yüzyıllara tarihlenen ve günümüze kadar ulaşmış kalıntıların ilk çeşme buluntuları olduğunu iddia eden kaynaklar da bulunmaktadır. Öte yandan günümüze ulaşmış en güzel örnek, M.Ö. 6. yüzyıla ait, Yunanistan Korinthos’da (Korint) bulunan çeşme olma ihtimali yüksek yapılardır. Şehirlere içme suyu sağlayan ilk çeşmeyi kim yaptı meçhul olsa da Yunan medeniyetinin suyun şehre taşınmasında önemli katkısı olmuştur. Yunanlılar antik çağlarda su işini bir adım öteye götürüp, su kemerleri vasıtasıyla suyu daha uzaklara taşımayı başarmışlar. Antik Yunan’da ve Girit adasında ortaya çıkan çeşmelerin genelde önemli binalarınkenarlarına yapılmış, çoğu zamanda süs havuzlarını da sulayan kaynaklar olduğu ortaya çıkmaktadır. İnsanlar bu çeşmelerden evlerine suyu çeşitli kaplarla taşırlardı.

ANTİK ROMA’NIN ÇEŞMELERİ
Romalılar ise Yunanlıların kemer teknolojisini geliştirerek şehirlerin tamamını suyla tanıştırdılar. Göllerden ve dağların yüksek noktalarındaki nehirlerden Roma banyolarına su taşıdılar. İlk defa Romalı mühendisler suyu daha farklı noktalara dağıtmak için bronz yerine metal borular kullandılar. Ayrıca Romalı mühendisler debi ve basınç vasıtasıyla suyu daha ileri fırlatabilen çeşme yapısını mümkün kıldılar. Ama çeşmeler bütün şehre yayılmamıştı, zira belki ihtiyaç duyulmamasından belki de mühendislikte yeterince gelişme kaydedilemediği için çeşmeler genelde kaynaklarına yakın noktalarda, debi ile doğru orantılı olarak kaynağın alt seviyesinde yapılırdı. Romalılar bugünün süs havuzlarına benzeyen, heykellerle bezenmiş Nymphaeum adı verilen anıtsal çeşmeler inşa ederlerdi. En iyi örnekleri Antalya Side, Miletos ve Efes’teki Hadrian Çeşmesi olan Nymhaeum’lar, zaman içinde Romalılar’ın hakim olduğu topraklarda yaygınlaştı. Yine bugünkü çeşme yapısına yakın bir yapıtı, Burdur Gölhisar’da bulunan antik Kibyra şehrinde görmek mümkün. Yalağı mermer, borusu pişmiş tuğladan yapılmış bu çeşme, şehrin Roma döneminden kalma. 19. yüzyıla kadar yapılan çeşmeler taze su sağlamaktan öte dekoratif amaçlı inşa edilirlerdi. Roma dönemine ait çeşmeler, kahramanları veya hayvan figürlerinden yapılan heykelleri süslemek amacıyla kullanılırdı. İspanya’daki El Hamra Sarayı’nda olduğu gibi bazı Müslüman elitler de cenneti tasvir ettikleri bahçelerde çeşmeleri kullanmıştı. Sanayi Devrimi’ne kadar şehirlerdeki insan nüfusu bu kadar yoğun değildi ve açık su kaynakları da henüz kirlenmemişti. Ama Sanayi Devrimi ile birlikte şehirleşme oranı ile birlikte kaynaklarda kirlenme de başladı. Bu nedenle 18. yüzyıla kadar su kaynağı yanına kurulmuş şehirlerde çeşmeler sadece bir lükstü.

MODERN ÇEŞMELER VE İNGİLİZLER
19. yüzyılda açık su kaynakları hızla kirlenmeye başladı. Londra’nın hayat kaynağı olan Thames Nehri her türlü atıkla kirlenmiş etrafa koku yayan bir şehir olmuştu ki, 1800’lü yılların İngiltere’sinde sadece elitlerin evinde temiz su sağlayan çeşmeler vardı. Halkın geri kalanı ise bütün ihtiyaçlarını Thames Nehri’nin kirli sularından karşılıyordu. 1847 ve 1854 yılında 58 bin insan kolera nedeniyle hayatını kaybetti. Bilim adamı John Snow, sebebin içme suyu olduğunu iddia etti ve bu olaydan sonra 21 Nisan 1859’da Londra’da ilk halka açık içme suyu çeşmesi açıldı (The Metropolitan Drinking Fountain Association). Halk tarafından büyük bir sevinçle karşılanan bu çeşmeyi diğerleri takip etti ve 1879 yılına gelindiğinde şehirdeki çeşme sayısı 800 olmuştu. İngiltere’de ilk çeşmenin açılmasıyla birlikte Amerika’da New York Times, Amerikalıların da çeşmeye ihtiyacı olduğunu düşünerek New York şehrine çeşme yapılması için kampanya başlattı ve Temmuz 1859’da,  İngiltere’deki ilk çeşmeden haftalar sonra Amerika’da da ilk çeşme halka su vermeye başladı. Amerika’da çeşmelerin şehrin içlerine doğru yaygınlaşması 1800’lü yılların sonunu buldu.

İSTANBUL’UN ÇEŞMELERİ
Türk kültüründe ise çeşme Londra’nın yukarıda anlatılan hikayesinden çok daha eskidir. Genelde göçebe bir hayat süren Türkler, özellikle hayvanları için dağlara havuzları olan basit materyallerden çeşmeler yaparlardı. Ama şehirleşme ve İslam’ın kabulü ile birlikte çeşme kültüründe patlama oldu. Türkler, şehirleştikleri bölgelerde temizlik ve ibadet amacıyla cami ve medrese yakınlarına çeşmeler inşa ettiler. Türk Mimarisine ait en eski çeşmelerden biri Mardin’de Artuklular Dönemi’nde 1109–1222 yılları arasında bir külliyede rastlandı. Sivas Gök Medrese Çeşmesi (1271-1272) Selçuklu döneminden, Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin dış duvarına yapılmış çeşme ise Anadolu Selçuklu Devleti’nden günümüze ulaşmış çeşmelerden bazılarıdır. O nedenle çeşme kültürü Londra’dan çok daha eski bir tarihte İstanbul’da zaten yaygındı. Her ne kadar çeşmeleri meşhur olsa da, İstanbul hem Bizans döneminde, hem de Osmanlı zamanında hep su sorunu çekti. Tepelik, engebeli bir arazide, su kaynaklarından yüksekte kurulan şehre su getirmek kolay değildi ve bu nedenle de 1800’lü yıllara kadar semtlerde tek tük çeşme bulunurdu. Hatta adını suyun taksim edilmesinden alan Taksim bölgesinde su, bir çeşme yerine “Maksem” adı verilen çökertmelerden halka dağıtılırdı. Osmanlı, Roma su kemerlerinden ilham alarak su dağıtımını genişletti ve böylelikle medrese, cami gibi yerlere, duvara monte edilmiş çeşmeler inşa etti. İstanbul’un en eski çeşmelerinin Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra inşası yapıldığı tahmin edilse de, o dönemden bugüne kanıt sayılabilecek bir eser kalmamıştır. (Şehri yeniden inşa etme çalışmaları ile birlikte büyük çoğunluğu yok olmuştur.) Sadece İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve kitabesi olmayan bir çeşmenin İstanbul’un fethi sonrası Fatih tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Kaybolan yüzlercesinin dışında, Osmanlı’dan Cumhuriyet Dönemi’ne sadece Suriçi’nde 400 kadar çeşmenin kitabesi ile birlikte aktarıldığı bilinmekte. Bunlar arasında bugüne ulaşabilmiş en eski yapı Cerrahpaşa’daki Davut Paşa Çeşmesi’dir. Davut Paşa Camii’nin dış duvarına inşa edilen çeşmenin kitabesinde, yapılış tarihi 1485-86 olarak belirtilmiştir.

SANAT TARİHİNİN SİMGELERİ
Oysa her bir çeşme tür ve maddi ayrım yapmaksızın sadece canlılar için bir su kaynağı değil, aynı zamanda gelecek kuşaklara tarihi bilgiler bırakan birer vesikadır. Osmanlı’nın ilk dönem çeşmeleri genelde ihtiyaca yönelik, taş veya mermerin oyulması ile yapılan basit yapılardı. En sanatsal örnekleri bile bugün Tophane Çeşmesi / Tophane
mütevazi kabul edilebilecek, kaidesine besmele veya ayet işlenmiş çeşmelerdi. Örneğin; Yedikule’deki Uşşaki Tekkesi Çeşmesi, dış avluya inşa edilmiş, mütevazi bir şekilde kitabesine hat sanatı ile Kelime-i Tevhid ile işlenmiş bir çeşmedir. (Ama maalesef bu çeşme iyi korunamamıştır, kitabesi demir bir kafesle muhafaza edilmeye çalışılırken teknesi (gönüllü ve bilinçsiz biri tarafından) bir fayansla yeniden yapılmaya çalışılmıştır). Lakin 18. yüzyılda yapılan ve günümüze ulaşan çeşmeler, Osmanlı sanatının batı etkisine girmeye başladığının bir göstergesidir. 1728 yılında yaptırılan III. Ahmet Çeşmesi bunlardan bir tanesidir. Bugün halen Topkapı Sarayı ile Ayasofya arasında bulunan ve tam bir sanat eseri olan çeşme, renkli işlemeleri ve yazıtları ile farklılaşmaktadır. İstanbul’un en güzel çeşmeleri arasında yer alan Tophane Çeşmesi, Azapkapı Meydan Çeşmesi de aynı akımın ürünleridir. Hepsi birer heykel gibi işlenmiş, enfes bir sanat eseri olan bu çeşmeler maalesef bugün suyu akmayan ve terk edilmiş yapılardır.

ALMANYA’DA YAPILDI, İSTANBUL’DA MONTE EDİLDİ
Sayıları bir elin parmaklarını geçmese de halen aktif olan, İstanbullulara ve misafirlerine su vermeye devam eden anıt çeşmeler de yok değil. Bunlardan en meşhuru Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Alman Çeşmesi. Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından Sultan I. Ahmed’e hediye olarak Almanya’da yaptırılan çeşme, 1901 yılında bugünkü yerine monte edilmiştir. Milliyetçilik akımları ve Fransız Devrimi Osmanlının sınırlarını zorlarken, çeşmeler de bu Fransız akımının etkisi altında kaldı. 1900’lü yıllardan itibaren yapılan çeşmelerde Paris’teki Vallace tarzı hakim olmaya başladı. Galatasaray Lisesi ve Ziverbey Yolu gibi yerlere, dökme demirden yapma, süslemeli daha minimalist çeşmeler inşa edildi. Tarih durmadı, değişmeye devam etti, teknoloji de değişti, şehirler de… Önce her eve su geldi, sonra su da pakete girdi. Londra’da çeşmeler her yerde açıldıktan sonra tartışma henüz bitmemişti. İngiltere’de ilk dönem çeşmelerde gelen geçen herkesin kullanabileceği metal bir su kabı kullanılırdı. 1900’lü yıllara gelindiğinde Sağlık Bakanlığı bu alışkanlığın hastalıkları yaydığını düşünerek herkesin kendi kabını taşımasını tavsiye etti ve bir kampanya başlattı ama insanları alışkanlıklarından vazgeçiremedi. İlk defa 1912 yılında ABD’de kamuya açık çeşmelerde  tek kap kullanılması yasaklandı ve okullarda kaplı su dağıtımlarına başlandı. Paketlenmiş su işi yapan şirketler zaman içinde işlerini genişlettiler ve bu kültür bütün dünyaya yayıldı.

UNUTULAN ÇEŞMELER
İstanbul’un çeşmeleri de bu yeni tarihsel ve sosyolojik değişimden nasibini aldı ve insanlar su için çeşmelere uğramamaya başladı, onlar da kaderine terk edildi. Yeni sistem vatandaş için konforlu, belediyeler için de karlıydı. İstanbul’da suları teker teker çekilmeye başlayan çeşmelerden bazılarının kaideleri ve yalakları da zarar gördü. Zamanla birlikte çeşmelerin de kaderi değişti ve bugün Sultanahmet’teki Alman Çeşmesi gibi bir iki istisna dışında neredeyse hiç biri su vermeyen tarihi yapılar haline geldi. Tabii önemli bir kısmı artık kullanılmadığı için kaderine de terk edildi. Bugün İstanbul’un tarihi semtlerinde insanların kenarlarına oturduğu, bazen yalaklarına çöplerini bıraktığı, kimi zaman kaideleri zarar görmüş, duvarlarına yazılar yazılmış çeşmeleri ile karşılaşıyorsunuz. Tophane’nin halen en güzel yapılarından birisi olan Tophane Çeşmesi, Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi, Tarihi Yarımada’da İstanbul’un turistik caddesi Üsküplü Caddesi üzerinde Muhammed Mimi Efendi Tür- besi Çeşmesi, Gülhane Parkı’nda bulunan Gülhane Çeşmesi, Kumkapı Haydar Caddesi’ndeki Hacı Arif Ağa Çeşmesi, Haliç Köprüsü’nün hemen yanı başında bulunan ve Türk Barok mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan 146 yıllık Pertevniyal Valide Sultan Çeşmesi bunlardan sadece bir kaç tanesidir.

FRANSIZLAR SUYU NEREDEN İÇER?
Peki, suyu şehirlere taşıyan Romalıların, içme suyu çeşmesini yaygınlaştıran Londralıların, son dönem çeşme kültürümüzü etkileyen Fransızların çeşme kültürü ne durumda? Oralarda da çeşmeler bizdekiler gibi kurudu mu? İtalya’nın başkenti Roma hala çeşmeleri ile meşhur. İlk akla gelenler doğal olarak turistik duraklar; Aşk Çeşmesi (TrevaÇeşmesi), 4 Nehir Çeşmesi (Fontana), Pantheon Çeşmesi gibi yerler. Lakin bu popüler duraklar daha çok Roma’nın il dönem süs havuzu çeşmelerinin örneği. Bunun dışında çok bilinmeyen, sokak aralarında yüzlerce çeşmeye sahip Roma… Bunlardan bir tanesi Aşk Çeşmesi’nin çok yakınında bulunan İspanyol Merdivenleri’nin hemen dibinde olan, Barcaccia (Eski Gemi) Çeşmesi… Gemi şeklinde tasarlanan fıskiye çeşme karışımı bir tasarımı olan yapı aslında bir tatlı su çeşmesi. Bir diğeri ise Varil Çeşmesi olarak tercüme edebileceğimiz, Santa Maria Bazilikası’na yakın Fontana Della Botte. Cumhuriyet Meydanı, Kolezyum, Parlamento Binası ve Pantheon gibi tarihi anıtların arasında yol alırken yüzlerce, basit formda çeşmeler bulup, kabınıza su doldurabilirsiniz. Roma’da o kadar çok çeşme vardır ki, Roma Belediyesi küresel ısınma sebebiyle kuruyan su kaynaklarının yeterli olmayacağını düşünerek bazılarını kapatma kararı aldı. Bu karar Romalılar tarafından “Roma demek çeşme demek” sözleriyle protesto edildi. Osmanlı’nın son dönemini etkileyen Fransa’da durum ne? Dünyanın en ünlü çeşmelerinden bir tanesi olan Wallace Çeşmesi, Paris’in Montmartre bölgesinde bulunuyor. Aynı zamanda Paris’in simgelerinden birisi olan çeşme adını finansörü olan bir İngiliz’den alıyor. 1872 yılında inşa edilen çeşme bugün halen Paris’te yürüyen insanlar için önemli bir su kaynağı… Bugün Fransa’da sadece Paris’te değil, Bordo’dan Aixen Provence’a kadar birçok şehirin sokaklarında çeşmelerin halen aktif olduklarını, insanların ellerindeki kaplarla su doldurduklarını görebilirsiniz. Peki İngiltere ne durumda? Ortak kullanım demir kupa tartışmasından sonra İngiltere’de çeşmeler popülerliğini biraz yitirmiş durumda. İlk kamuya açık içme suyu çeşmesi de bugün kuruyanlar arasında. Ama Londra’da yeni Belediye Başkanı Sadıq Khan, çevre kirliliği ile savaşmak amacıyla Londra’nın çeşmelerine yeniden kavuşacağını açıkladı. Yakın zamanda Londralılar, yanlarındaki taşıdıkları bir kapla birlikte bütün şehri pet su alma ihtiyacı hissetmeden dolaşabilecekler. Ayrıca dünyanın birçok farklı ülkesinde artık yeni nesil, yeni teknoloji ürünü çeşmeler tasarlanıyor. Japonya, Güney Kore ve ABD gibi ülkelerin parklarında, bir zaman tünelinden geçerek gelecekten bugüne gelmiş gibi duran çeşmeler mevcut…

GELECEK ÇEŞMELERİN Mİ?
Belki bizim çeşmelerimiz de yeni bir can bulur yakın zamanda ve olukları susamış insanlara, yalakları sokak hayvanlarına su veren dönemlerine geri dönerler. Çeşmeler yeniden “sebil” olursa, plastik kirliliğinden de önemli ölçüde kurtulmuş oluruz ve şehirlerimiz yeniden su sesiyle buluşur. Umarız çeşmelerimiz, suyu akmayan, sadece bir durak adı olarak anımsadığımız Ayrılık Çeşmeleri olarak kalmazlar…

NOTLAR

YOK EDİLEN TARİH
Türkiye’nin güneyinden itibaren Mezopotamya insanoğlu tarihine dair birçok ilki barındırıyor. İlk mezarlıklar, ilk yazılı kaynaklar, ilk astronomik çalışmalar ve ilk tapınaklar (Göbeklitepe gibi…) genelde bu bölgede yapılmış ve her arkeolojik kazıda tarihi değiştiren yeni bir kalıntı bulunuyor. Ama maalesef antik Palmira kentinde olduğu gibi bu insanlık birikimi iç savaşlar nedeniyle yavaş yavaş yok olmanın eşiğinde.

ALKOLE KARŞI ÇEŞME
Alkolizm 1800’lü yılların sonlarına doğru Amerika’da ciddi bir problem olarak ortaya çıkıyor. Bir grup insan, insanların taze ve temiz suya erişiminin kolay olması ile birlikte alkole bu kadar ihtiyaç duymayacakları firkirini savunuyor. Yukarıdaki fotoğraftaki çeşme bu amaçla yapılan The Temperance Çeşmesi. 1882 yılında Washinton DC’de inşa edilen çeşmenin bir yüzünde “Faith” (inanç), diğer yüzünde ise alkolizme karşı olma, ılımlılık anlamlarına da gelen “Temperance” kelimesi yazıyor.

LONDRA’DA ÇEŞMELER GERİ GELİYOR
2017 Aralık ayında The Guardian’da yayınlanan bir haberde Londra’daki çeşmelerin geri geleceği yazıldı. Buna göre Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan, şehrin belirli noktalarına yapılacak çeşmeler ile içme suyunu yaygınlaştırmayı planlıyor. Proje başarılı olursa, bir Londralı elindeki kabı atmadan akşama kadar istediği noktadan su doldurabilecek ve Londra önemli bir plastik kirliliğinden kurtulmuş olacak. Plastik kaplar ve çeşme rövanşında yeni bir dönem mi başlıyor dersiniz?

» İngiltere’de ilk çeşme 1859 yılı Nisan ayında halka açılmış.
» ABD’de ilk çeşme Madison Caddesi 23. Sokak’ta 1859 yılında inşa edilmiş.
» New York’taki çeşme Londra’dan sadece 3 ay sonra açılmıştır.

Farsça kökenli olan “çeşme”nin Türkçe karşılığı “oluk”tur… Osmanlı’daki Fars etkisi nedeniyle çeşme özellikle İstanbul Türkçesi’ne yerleşmiş ve literatüre girmiştir. Anadolu’nun birçok yerinde halen “Oluk” tabiri kullanılmaktadır.

 

Yazı/Fotoğraf: İlyas Yıldız

*Bu yazı Marmara Life’ın Mayıs-Haziran 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın