Sokak Müzisyenleri

Şehrin ve Sokağın Melodisi; Sokak Müzisyenleri

Şehrin en önemli kamusal alanlarından biri olan sokaklar, yabancılaşmayı önleyip bir karşılaşma alanı oluşturabilir mi? Peki, yaşadıkları yerden herhangi bir sebeple başka bir ülkeye gelen sanatkârlara müzik yapabilecekleri bir sahne?

İstiklal Caddesi’ni boydan boya yürümeye başladığınız zaman sayısız defa, müzik yapan insanlarla karşılaşabilirsiniz. Bunlardan kimisi Türkiyeli, kimisi dünyayı keşfetmek üzere yola çıkmış gezgin, kimisi ise ülkesindeki savaşın sebep olduğu durumlardan dolayı yolu İstanbul’a düşen ya da sadece buradan geçen bir mülteci. Kesin bir genelleme yapmamakla birlikte bu insanların neden sokak müziği yaptıkları sorusunun cevabını irdelemek gerek. Birbirinden farklı koşullar yüzünden buraya gelen insanları, tek bir alanda tamamen olmasa da görece homojen bir hale getiren sokak müzisyenliği, dışarıdan bakıldığında insanı kendine çeken büyüsü ile çok güzel fakat bu işi icra etmek nasıl hissettiriyor?

Keşfetmek İçin Sokağa Çık!
Göçmen müzisyenler konusuna değinmek gerekirse, İstiklal Caddesi’nde yürürken tanıştığım, Ukrayna’dan gelen 3 kişilik gruptan bahsetmek istiyorum. Sıcak günün, hafif serinliğinde önce sesi çok güzel ve diğer iki kişiye göre daha önde duran, şahsına münhasır figürlerle dans edip, şarkı söylemekte olan Alina dikkatimi çekiyor. Daha sonra vücut hareketleri, kemanıyla ahenk içerisinde olan Svetlana ve büyük bir sakinlikle gitarını çalan Denis’i fark ediyorum. Bir süre yaptıkları müziği dinledikten sonra hikâyelerini merak ederek daha da yaklaşıyorum yanlarına, Alina da büyük bir sıcakkanlılıkla bana İstanbul’da olma durumlarından bahsediyor. “Türkiye’ye ilk gelişimiz değil bazen yılda 2 kez geldiğimiz bile oluyor. Bu sene 3 ay boyunca yazı geçirmek için İstanbul’dayız. Kendi ülkemiz olan Ukrayna’da da sanat ile uğraşıyoruz aynı zamanda müzik öğretmenliği yapıyoruz fakat hem tatillerimizi değerlendirmek hem de ekonomik olarak kendimize katkı sağlamak için buradayız. Denis ile Svetlana kardeş, benimle de çok uzun yıllar önce müzik yaparken tanışlar. Burada tanıştığımız insanlardan ya da durup bizi dinleyenlerden çok olumlu tepkiler alıyoruz. Birlikte dans edip, şarkı söylüyoruz daha güzel ne olabilir ki? Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadık, zaten öyle bir durum olsaydı buraya bu kadar çok gelmezdik. Sevdiğimiz işi yapıyoruz bu nedenle her sokağa çıkışımızda daha da heyecanlı oluyoruz. İstanbul çok büyük ve turistik bir şehir, farklı kültürlerden birçok insanla tanışma fırsatı yakalıyoruz. Bu hem bizi heyecanlandırıyor hem zenginleştiriyor, hem de yepyeni tecrübeler kazanmamıza yol açıyor. Keşfetmek için sokakta olmayı seviyoruz. Genellikle Rus klasiklerinden söylemeyi tercih ediyoruz ama İstanbul için yaptığımız enstrümantal bir şarkımız da var. Türkiye’den ayrılmak içimizde bir boşluk hissi yaratıyor, dönünce ilk işimiz gelecek yılın planını hazırlamak oluyor.“ Alina tüm bunları anlattıktan sonra onlar adına dünyanın her yerinde -en azından temel ve basit- ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan parayı bu iş ile kazanabileceklerini düşündüm. Gittikleri ülkenin dilini bilmelerine gerek yok çünkü onlara ses olabilecek enstrümanları var. Üstelik istedikleri zaman ülkelerine geri dönme şansları var. Peki, ya mülteci olarak sokak müzisyenliği yapsalardı?

“Sınırın Ötesinden Sesler”
Mülteci sokak müzisyenleri ile ilgili okunacak kitap, izlenecek bir film ararken Evrim Hikmet Öğüt ve Umut Sülün’ün birlikte hazırlamış olduğu 5 bölümlük “Sınırın Ötesinden Sesler” başlıklı bir video-görüşme serisine denk geldim. Suriye’den gelirken beşi de birbirinden farklı hikâyeleri, İstanbul’a getirmiş insanlardı fakat ortak bir noktaları vardı; sokak müzisyenliği deneyimleri… Diğer müzisyenlere göre yaşça daha küçük, genç bir kadın olan Sadim’den bahsetmeliyim. Kendisi hem mülteci hem de kadın olduğu için sokakta müzik yapmakta zorluk çekiyor, hatta bu duyguyu hissedebilmek için yapmak istediği sokak müziğini, sadece bir kez deneyimleyebilmiş. Suriye’de müzik eğitimi alan Sadim, savaştan dolayı okulunu yarım bırakarak Türkiye’ye gelmek zorunda kalmış. Okuluna devam etmek istediğinden bahseden Sadim “Okulu bitirip burs alarak yurtdışında eğitimime devam etmeyi çok isterdim. Fakat savaş başladı ve mecburen ülkeden çıktık, yani kendi kararım ya da kişiliğimi zenginleştirmek için yapılmış bir şey değildi. İstanbul’a geldiğimde eğitimime devam etmeyi çok isterdim ama burada çalışmak, para kazanmak zorundayım ve para kazanmak okumaktan önce geliyor. Kurslara gitmek istiyorum ama bunu maddi olarak karşılayamam. Bazı akşamlar yaptığımız müzikli geceler ya da benim gibi müzisyen olan annem ve babamla evde bir şeyler söylemek dışında müzik adına bir şey icra edemiyorum. İstanbul’da ne şarkıcı ne de çalgıcı Suriyeli kadın müzisyene rastlamadım. Ya da çok az oldukları için görünmüyorlar. Genellikle erkek müzisyenler sokaklarda müzik yapabiliyor. Bir defa annemle bunu denedik ama çok zordu çünkü büyük şehrin kalabalığında iyi ses cihazlarına ihyacınız olur. Olanaklar el verseydi sokakta müzik yapmak çok güzel olurdu” diye anlatıyor.

Metropollerin Sağır Sokakları
15 milyon nüfuslu İstanbul’da ya da dünyanın başka bir metropolünde kulakları sağır eden, bir süre sonra farkına bile varamadığımız gürültü kirliliği. İşte bu gürültü kirliliğinden; bazen elimizden, kulağımızdan düşürmediğimiz kulaklıklarımızla kaçmaya çalışıyoruz bazen de sokak müzisyenlerinin notalarına sığınıyoruz. Sokaktaki farklı kültürler sayesinde notalar üzerinden başka diyarlara gitmek varken sahi kulaklık takmak niye? Kim bilir belki de müzik endüstrisinden uzaklaşıp onları daha fazla duymalıyız. Bu durumun mümkün olması için ihtiyaçları olan ise daha adil koşullarda müzik yapmak, ihtiyaçları olan eğitime ulaşmak, belki konaklamak ve en önemlisi de hayatlarını idame ettirmek için ihtiyaçları olan parayı bu yolla kazanmalarına aracı olmalı, sağır yanlarımızı bir kenara bırakmalıyız.

NOTLAR

Beyoğlu Sokak Müzisyenleri Festivali
2007 yılında Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenlenen Sokak Müzisyenleri Festivali, Tünel’de kurulan sahne ile 3 gün boyunca devam etmişti. Yalnızca 1 kez yapılan festival belki de şu an gerçekleşmekte olan Beyoğlu Festivali’ne eklenirse sokak müzisyenleri için bir alan oluşmasında yardımcı olabilir.

Göç ve Müzik
Göç olgusu tarih, coğrafya, arkeoloji, sosyoloji, psikoloji gibi pek çok bilim alanının araştırma konusu olmuş; edebiyat, müzik gibi sanat alanlarının önemli temaları arasında yerini almıştır. Evdeki televizyonun göçü (yerinin değiştirilmesi) bile evin tüm havasını değiştiriyor iken, canlıların topluca göçünün oluşturacağı etkilerin yekûnu herhalde muazzam olacaktır. Bu da göçün, birbirinden farklı pek çok bilim ve sanat alanını neden ve nasıl etkilediğinin bir açıklaması olarak kabul edilebilir.

Sokak Müziği Pratiği Oldukça Kırılgan
2011 yılından beri göçmen toplulukların müzik pratikleri üzerine akademik ve akademi dışı çalışmalar yürüten Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi Doç. Dr. Evrim Hikmet Öğüt, mülteci müzisyenlerin sokak müziği yapmalarını şöyle anlatıyor; “Sokakta müzik yapmak bana kalırsa bir tür zorunluluk. Suriye’de bir sokak müziği kültürü olmadığından hatta bunun bir tür dilencilik olarak görüldüğünden bahsediyorlar, dolayısıyla genellikle başlarken çok gönüllü değiller. Sokak , göçmen müzisyenin ürününü gösterebildiği bir açık pazar gibi, orada çalarken, kafeler, restoranlar gibi başka mecralarda çalabilecekleri aracılarla ve başka müzisyenlerle tanışma imkânı buluyorlar. Hem Türkiyeli dinleyiciyle, hem pek çoğu Arapça konuşulan ülkelerden gelen turistlerle hem de diğer Suriyelilerle karşılaştıkları bir kamusal mekân. Türkiye’de sokak müziği yapmak izne tabi ve her şeyden önce Türk vatandaşı olmak gerekiyor. Bu bakımdan Suriyeli müzisyenlerin sokak müziği pratiği oldukça kırılgan.”

Yazı: Dilara Özdeş/ Fotoğraf: Yağız Karahan

*Bu yazı Marmara Life’ın Temmuz – Ağustos  2018 sayısında yayımlanmıştır. 

Bir Cevap Yazın