ahmet mithat efendi

Ahmet Mithat Efendi Nam-ı Diğer; Yazı Makinesi

Mütercim, gazeteci, romancı, hikâyeci, dergici, tiyatrocu ve nam-ı diğer; Yazı Makinesi, hayatındaki tesadüfleri çok güzel işleyen, toplum yararını gözeterek kalemiyle sanat icra eden bir değer Ahmet Mithat Efendi…

Tophane’de orta halli esnaf bir babadan olan ve küçük yaşlardan itibaren esnaflıkla işe başlayan sonra tesadüflerin hayatına yön verdiği, doğu ile batı arasında köprü kuran bir bilgi küpünü anlatacağız size. Halk arasında “İlk hoca” diye anılan Cenap Şahabettin’in de çıkardığı gazete ve dergilerin yanı sıra iki yüz kadar eser yayınlamasına istinaden yazım gücü sebebiyle “Kırk beygir kuvvetinde bir yazı makinesi” benzetmesi yaptığı Ahmet Mithat’tan. Hikâyeci, romancı, gazeteci, dergici, tiyatro yazarı ve mütercim olarak edebiyatımıza uzun yıllar hizmet vermiş çok yönlü toplum insanı ve kişiliğin kazandırdıklarından…

ÇIRAKLIKTAN USTALIĞA
1844 yılı… Orta halli bir esnaf ve bez ticaretiyle uğraşan Hacı Süleyman Ağa’nın Tophane’de bir oğlu olur. Adını Ahmet koyarlar. Henüz 6-7 yaşlarındayken, kalabalık ailenin geçim zaruretinden, babası tarafından Mısır Çarşısı’nda bir aktar dükkânına “çırak” olarak verilir. Ekmeğini taştan çıkaracak bu çocuğun hayatında öyle tesadüfler vardır ki, yaşamı tümdengelimi değil tümevarımı özetleyecektir. Özel hayatının özeti; 12 yaşında babasını kaybeder, ağabeyi alıp onu memur olduğu Vidin’e (Bulgaristan) götürür. Sonra ağabeyini kaybeder, 15 nüfuslu ailenin geçimi onun üzerine biner. Ancak o yılmaz, pes etmez ve çalışarak her şeyin üstesinden gelir. Yaşamı boyunca tanıştığı ve karşılaştığı kişiler, küçük gibi görünen ama büyük dokunuşlar ve yön verişlere neden olur…

İLKEL BASKI MAKİNESİ
Ağabeyini kaybetmesinin ardından İstanbul’a dönen ve ailenin yükünü omuzlayan Ahmet Mithat, Ceride-i Askeriye’nin başmuharriri olur (1871). Hayalindeki çalışma ve kazanma ideali için ilk adımı atan Tahtakale’de oturduğu eve hurufat (harflerin konulduğu dolap) kasası ile ilkel bir baskı makinesi sokar. Ki bu o dönemin ilk özel teşebbüsü olarak da değerlendirilir. Letaif-i Rivayat serisinden bazı kitaplar burada dizilir, basılır, formalar kırılır, ciltlenir, kitapçılara ve o devrin bayileri demek olan tütüncülere dağıtımı yapılır. İş büyür, önce Eminönü Asmaaltı’nda Camlı Han’da bir oda kiralanır ardından Bab-ı Ali Caddesi üzerinde büyükçe bir daireye geçilir. Ahmet Mithat’a Türkçe ve Fransızca çıkmakta olan Takvim-i Ticaret gazetesinin basımını ve Türkçe sayfalarının kendisi tarafından hazırlanması teklif edilir. Türkçe yazımı ve basımı hemen üzerine alan Ahmet Mithat, Fransızca bilen mürettip de bulur. Böylece matbaasında Fransızca gazete de basmaya başlar. Bir yıl geçmeden de Beyoğlu’nda Hazzopulo Pasajı’na naklettiği matbaasında kredi kullanarak aldığı yeni makine parçalarıyla artık Rum hurufatıyla da baskı yapmaktadır. Devir, Bedir ve Dağarcık dergisini de burada çıkarır. Ancak Dağarcık da, muhtemelen materyalist düşünceler taşıyan bir yazıdan dolayı kapanır ve Ahmet Mithat pek ilişkileri olmadığı halde Genç Osmanlılarla beraber sürgüne gönderilir. Sürgün dönüşü Ahmet Mithat Efendi gazetecilik, romancılık ve yayıncılık faaliyetlerine devam eder. Türk basınının en uzun ömürlü gazetelerinden olan Tercüman-ı Hakikat’ı yayınlamaya başlar(1878). Fakirliği ve zor şartları kabullenmeyen, aksine mücadele gücünü geliştirme olarak değerlendirip öyle yaşayan Ahmet Mithat Efendi 1912 yılında Aralık ayında fahrî olarak ders verdiği Darüşşafaka’da hayata gözlerini yumar.

TESADÜFİ DOKUNUŞLAR

*Asıl öğrenme ve münakaşa hırsını geliştireceği kişi de tesadüf sonucu tanıştığı mükemmel Arapça, Farsça, İngilizce, İbranice, Hintçe bilen, yarı meczup, yarı filozof, derviş yapılı Muhammed Bakır Can Muattar’dır. Ayaklı bir kütüphane olarak tanımlanır. İşte o kişi Ahmet Mithat’a Kur’an’dan anlamak için önce Tevrat’ı ve İncil’i okumayı tavsiye eder. Ahmet Mithat’ın dünya görüşünün genişlemesinde, taassuba saplanmamasında ve olaylara tenkitçi bir gözle bakmasında bu adamın önemli rolü vardır.

*Kâtiplik görevini yaparken yolda karşılaştığı Muhacirin Komisyonu Reisi Şakir Bey (Hem asker, hem şair, hem filozof olarak görülür) onu evine davet eder. Başka misafirlerle beraber salonda musiki dinlenir, şiirden, tiyatrodan bahsedilir, geceleyin de ev sahibinin kütüphanesi olan odada yatması teklif edilir. Aslında bu teklif ona yeni bir dünya kapısı aralar. Üç dört aylık ikamet sonrası kütüphaneden faydalanmanın yanı sıra Moliere’in Le Mariage Forcé’sini de tercüme eder Ahmet Mithat. Yine Şakir Bey’in aracılığıyla Tuna sahillerinde işleyen vapurlarda sandık emini, veznedarlık gibi seyyar memuriyetini vilâyet Ziraat Müdürlüğü’nde kâtiplik ve en önemlisi Tuna gazetesi muharrirliği takip eder.

*Ağabeyinin yanında eğitim alırken Niş Valisi Mithat Paşa’nın dikkatini çeker ve Rusçuk’ta hem kâtiplik görevi verilir hem de adına Paşa tarafından bizzat “Mithat” adı eklenir. Aktarda çırak olarak çalışırken dükkân komşusu Fîacı İbrahim Efendi’den, dükkânı süpürüp temizlemesine karşılık okuma-yazma ve Kur’an öğrenir. Osman Hamdi Bey’le yönü batıya dönen Ahmet Mithat’ın İslâmî bilgilerini genişleten bir başka insan da bir ara Bağdat müftülüğünde de bulunmuş, fıkıh alanında ün yapmış olan Muhammed Feyzi ez-Zühafî olur.

*Bağdat’a vali tayin edilen Mithat Paşa, beraberinde Ahmet Mithat’ı da götürür. Memuriyeti dışında bir vilâyet gazetesi çıkarmak için matbaa kurmakla görevlendirilen Zevrâ gazetesinin müdürü ve muharriri (yazar) olan Ahmet Mithat bir dost sohbetinde kendisinden iki yaş büyük olan, fakat çok iyi imkânlarla Avrupa’da on iki yıl kalan ressam, arkeolog ve daha sonra müze müdürü diye meşhur olacak Osman Hamdi Bey’le tanışır.

Yazı: Burçak Öksüz Doğan

Bu yazı Marmara Life 2018 Temmuz- Ağustos sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın