Medeniyetlerin beşiği Akdeniz’in Işığı; Likya

Medeniyetlerin beşiği Anadolu, tarih boyunca kadim uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Kuzeyden güneye, doğudan batıya Anadolu’yu ilmek ilmek dokuyup farklı uygarlıklara ve onların özgün kültürlerine bazen yuva bazen köprü olmuştur bu yaşlı yarımada. Doğu ile batının birbiri ile kavuştuğu, kültürlerin buluştuğu eski kara Anadolu, coğrafi bütünlüğü içerisinde farklı medeniyetleri birbirine kaynaştırmayı başarmıştır.

Akdeniz’in bir ucu Likya, diğer uçu Karya’ya kadar uzanır. Likya’nın sınırları batıda Massikytos Dağı (Akdağ) ve Indos Irmağı (Dalaman Çayı), doğuda Solyma (Beydağları) ile Limyros (Alakır Çayı) Irmağı olarak kabul edilmektedir. Patara Yol Anıtı, arkaik ve klasik çağlarda bu sınırın Daidala (İnlice Asarı) ile Telmessos (Muğla Fethiye) arasında bulunan bölgede olduğunu belgelemiştir. Likya’nın kuzey sınırının; Toros Dağları’nın bitiminde konumlanan ve dağlardaki havzalardan beslenen üç akarsuyun (Ksanthos [Eşen Çayı], Myros [Demre Çayı], Arykandos [Başgöz Çayı]) kuzeye doğru uzanan kollarının oluşturduğu düşünülmektedir.

Roma İmparatorluk Çağı’nda Elmalı Ovası’nda yer alan Khoma, Podalia ve Nisa kentleri Likya Birliği’ne girerek Likya’nın siyasi olarak da kuzey coğrafyası içinde yer almışlardır. Kibyra Bölgesi Roma İmparatorluk Çağı’nda Likya Birliği içinde yer almış ve birlik sikkeleri basmıştır. Bu bölgenin, Arkayik ve Klasik Çağlar’ında, önce Frigya etkisinde kaldığı, Roma Cumhuriyet Dönemi’nin ilk dönemlerinde de Asia Eyaleti içinde yer aldığı bilinmektedir. Kuzey sınırı için, Antalya il merkezinin 12 km. kuzeydoğusunda, Termessos’a sınır olan, Elmalı bölgesinde yer alan Müren Köyü’nde bulunan bir yazıtta, Termessos’a kiraya verilen arazi üzerinde Likya Birliği ile Termessos’un anlaşmazlığı konu edilir. Likya’nın kuzey sınırı imparatorluk çağının başlarında buraya kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Doğudan batıya doğru sıralanan Gölgelidağlar, Akdağlar ve Beydağları Likya’nın içlerine doğru uzanır ve Likya’yı kısımlara ayırır. Likya’nın batı ve doğu kısımlarında geniş verimli ovalar yer almaktadır. Bunlardan Finike, Demre ve Eşençay vadileri gibi zengin delta ovalarının yanı sıra daha kuzeyde konumlanan Elmalı Ovası da bu zengin ovalar içinde yer alır. Zengin ovaları besleyen su sistemi de oldukça fazladır. Dağlardan beslenen bu ırmaklar doğudan batıya doğru Limyros, Arykandos, Myros, Ksanthos, Glaukos (Nif Çayı) ve Indos’tur (Dalaman Çayı). Bu dağlık ve parçalı coğrafyanın kuzeyden izole edildiği, etkilere karşı kapalı olduğu görülür. Hem Kragos (Boncuk Dağı) ve Antikragos (Baba Dağı) dağlarının arasından hem de Indos ile Glaukos ırmaklarının ormanlık araziye doğru açılan dar yollarından, Karya’ya açılan geçiş alanları yer almaktadır. Bu bölgede Karya ve Likya kültürlerinin etkileşimi görülür. Özellikle basılan sikkelerde, Karya dilindeki seslerin Likçe’ye uyarlandığı gözlemlenir. Likya’nın batısında Karya kültürü etkisi olduğu gibi, kıyılarda da Hellen nüfuzunun etkin olduğu bilinmektedir. M.Ö. 7. yüzyılda Alakır Çayı ağzında yer alan Rhodiapolis (Kumluca yakınında), Korydalla (Hacıveliler), Gagai (Yenice) ve Phaselis kentlerinin Rhodos’un kolonileri olduğu bilinmektedir. Likya ülkesinin konum olarak, Mısır’a, Kıbrıs ve Ege Denizi’ne olan erişimiyle; sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynakları, kendine has kültürel zenginlikleri, ülkeyi dış güçlerin ilgi alanına çekmiştir.

DENİZ İNSANLARI
Kendini ışığın medeniyetine teslim etmeye karar veren yolcu, kuzeyden güneye, doğudan batıya masallara taş çıkartacak kadar güzel dokunmuş şehir devletlerinin ayrı ayrı hikâyelerine hazırlanmalıdır. Likya ülkesinin sakinleri hakkında ilk bilgileri, Homeros’dan öğrenilebilir. Ünlü şair Homeros, Likyalı olarak dile getirdiği Sarpedon ve diğer Likyalı komutanlardan birer kahraman olarak bahseder. Hitit metinlerinde ve Mısır hiyerogliflerinde adları geçen Lukkaların Likyalıların selefleri olduğu söylenir. Kadeş Savaşı’nda Hitit müttefiki olarak adı geçen, III. Ramses tarafından «Deniz İnsanları» olarak adlandırılan bu topluluğun aynı coğrafya üzerinde yaşayarak kültürel birlik oluşturdukları; ama hiçbir politik birliğe sahip olmadıkları dillendirilir. Luviler’in önemli bir kolu olan Lukkalar’ın, Likya kültürü üzerinde, gerek kullanılan dil gerekse de inanç konusunda etkilerini uzun süre korudukları düşünülür. Likyalıları, Giritli Sarpedon ile beraber bu bölgeye gelen ve «Termilai» (Termiller) olarak adlandırılan halkla ilişkilendirilir. Homeros’un dile getirdiği Likyalılar’ın Karya’da iskân eden Lukkalar olabileceği ve Herodot gibi diğer antik yazarların da dillendirdiği Termilai’nın ya Girit’ten gelen göçmenlerin hepsine verilen ad olduğu ya da Giritli göçmenlerin, Lukkalar’la kaynaşması sonucu ortaya çıkan halk olabileceği düşünülür. Likyalılar’ın kökenleri dışında en ilgi çekici yanlarından biri de tarihleridir. M.Ö. 7. yüzyıldaki kolonizasyon hareketi sonucu kıyıda yer alan birkaç kentin Rhodos tarafından ele geçirildiği düşünülür. Kıyılardan öteye koloni kurulmamasının nedeni yerel mevcudiyetin, yabancı etkiye karşı gösterdiği mücadele gücü olarak birleşme eğilimidir. Pers egemenliğine kadarki dönemde Likyalılar’ın özgür olduğu bilinir. Ksanthos kenti Perslerle yapılan savaş sonrası büyük yenilgi sonucu harap olur. Pers egemenliği altında Likya’da Hellen etkilerini, bulunan çift dilli yazıtlardan fark edebiliriz. Hellence isimlerin yazıtlarda önemli bir yer tutuğu gözlenmekle beraber, Pers şahıs isimlerinin de yazıtlarda geçmesi etkinin boyutlarını göz önüne serer. M.Ö. 358-337 yılları arasında Persler, Likya’yı, Karya satrapı olan Mausollos gözetimine verir. Vergilerin de Mausollos’a ödendiği bu dönemde, Likya’nın batısında etkin olan Karya Likya etkisi kültürel yoğunluğu ile halkları birbirine yaklaştırır. Mausollos’tan sonra kardeşi Piksadoros, İskender’in Likya’ya gelişine kadar yönetimde söz sahibi olur. Özellikle bu dönemde Likçe yazıtlarda Karya kökenli isimlerin varlığı şehir devletlerinin ve kültürel etkileşimin en önemli kanıtıdır. Makedonya’dan Anadolu’ya geçen İskender’in, M.Ö. 334-333 kışını Likya’da geçirdiği bilinmektedir. İskender’in M.Ö. 323 yılındaki ölümüyle, komutanları arasındaki mücadele sonucu, Likya’yı etkisine alan ilk Hellenistik devlet, Ptolemaioslar’ın Mısır’ı olmuştur. Bu dönemde, Hellenistik  devletlerin, Akdeniz’de ön plana çıkan Roma gücüne karşı tetikte olduğu görülür. Seleukos kralı III. Antiokhos, M.Ö. 190 yılında, batıya doğru ilerlemesi sonucu, Roma ile karşı karşıya gelir. Rhodos ve Pergamon’un da müttefikliğini sağlayan Roma, Phaselis’i üs olarak seçer, müttefiki Rhodos’a Karya ve Likya’yı armağan eder. Fakat Rhodos’un ağır vergilerle ve baskıcı yönetimiyle Likya’yı bunaltması, Likya’nın Roma Senatus’una başvurmasına neden olur ve Roma Senatus’unca Likya’nın özgürlüğü tekrar ilan edilir. Rhodos etkisinden kurtulan ve çok düşkün olduğu bağımsızlıklarına kavuşan Likya, federal yapıda bir birlik kurarak, başta 23 kentin katıldığı bir meclis oluşturur. Meclis anlayışı ışık medeniyeti Likya ile ortaya çıkar.

LİKYA YOLU
Eğer yolcu tek tek Likya kentlerini yürümek isterse, onu bugün Likya Yolu olarak adlandırılan ve Dalaman’dan Olympos’a uzanan eşsiz doğa manzaraları ile uzun bir yolculuk bekler. Yürüyüş ritmine göre değişse de ortalama 40 gün sürecek bir rota ile Likya şehirleri birbirine bağlanır. Anadolu’nun her bir köşesi örümcek ağları gibi birbirine Roma yolları ile bağlanmıştır. Akdeniz ise Karya’dan uzanıp gelen Likya yolları ile batıdan doğuya uzanan bir hat ile şehirlerini birbirine bağlar. Likya’nın erken dönemlerinde en önemli kentlerinden bir tanesi Xhantos Akropolüdür. Aynı şekilde yanı başındaki Letoon da 18 km’lik eşsiz kumu ile Patara kıyılarında keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir. Batı Likya’da Pınara, Tlos, Sidyma, Kadyanda, Orta Likya’da Limyra, Gürses, Myra, Sura, Trysa, Hoyran, Tyberissos, Teimiusa, Korba, Tüse, Büyük Avşar, Apollonia, Dereağzı, Phellos, Arneai, Kandyba, İsinda, Bayındır Limanı, Doğuda Aricanda, Kymira, Olimpos görülmeye değer ilk yerleşim yerleridir.

Bu yerleşim yerlerinin su gereksinimleri çoğunlukla kayaya oyulmuş sarnıçlar ile sağlanır. Sur içerisinde su kaynağına çok fazla rastlanmaz. Likya’nın coğrafi yapısı nedeni ile tarım yapılabilecek alanlarının az oluşu, küçük ve orta ölçekli yerleşim alanlarının dağınık olmasına neden olur. Kentlerin çevresinde şarap ve zeytinyağı presleri ve kayaya oyulmuş yerleşim alanları görmek de mümkündür. Likyalılar’ın yerleşim alanları genelde eğimli araziler teraslanarak veya kayalar düzeltilerek inşa edilmiştir. Likyalılar, tarihte bağımsızlıklarına düşkünlükleri ile bilinen ve demokrasi kelimesinin yaratıcıları olarak adlandırılan bir medeniyettir. Anadolu’nun ışık medeniyeti olmasındaki en büyük özellikleri de yine aynı nedenledir. Denizci bir medeniyet olmaları, limanlarının varlığı ile Akdeniz’deki tüm gelişmelerden haberdar olabilmeleri onların en büyük özelliği olmuştur. Roma orduları ile yalnızca bir kez Magnesia Savaşı’nda karşılaştıkları belgelenen Likyalılar Anadolu’da bağımsızlıklarını siyaseten koruyabilen ama savaşçı ve bilge bir toplum olduğu geride bıraktıkları şehir devlet kalıntıları ile gözlenebilen bir medeniyettir. Uzun ve engebeli arazilerden eşsiz deniz manzaralarından yol alıp günlerce yürümeyi göze alabilen bir seyyah bütün Likya şehirlerinden tek tek geçip Akdeniz’i bir uçtan diğer uca dolaştığında zihninde eşsiz yapıları, hala bozulmadan kalabilmiş tiyatroları ve dev kral mezarları ile masal gibi bir medeniyetin izlerini hatırlayacaktır. Likya Birliği’nin şehirlerini görmeden, cennet doğanın içerisinde yürüyüp yol almadan yazılacak her yazı eksik kalır Likya için… Tarihin ve doğanın ustalıkla örülmüş taş yapılarını ve ustalıkla dövülmüş kayalarını görmek, bir seyyahın hayat boyu keşfedebileceği en güzel yolculuğa çıkarır Anadolu’nun Işık Medeniyeti. Peki, siz yola çıkmaya hazır mısınız?

LETOON
Kaş – Fethiye karayolunda, Kaş’a 50 km uzaklıkta, Kınık yakınından ayrılan 4 km’lik bir yol üzerinden Letoon harabelerine ulaşılır. Letoon’da bulunan arkeolojik kalıntılar, M.Ö. 7. yüzyılda kurulduğunu göstermektedir. Arkaik ve Klasik Dönemlerde (M.Ö. 7-5) Anadolulu bir tanrıça ve bir Nymphe (su perisi) kültünün olduğu bilinmektedir.

TELMESOS
Fethiye’nin antik dönemlerdeki ismi; Telmessos’tur. Bu kentin Likya ve Karya uygarlıklarının sınırında M.Ö. 5. yüzyılda kurulduğu bilinmektedir. Günümüze ulaşan kalıntılardan, Helenistik ve Roma dönemlerinde, kentin zengin ve yüksek bir kültüre sahip olduğu, Tanrı Apollon’a adanmış ünlü bir kehanet merkezi olduğu biliniyor. Antik Telmessos’un Likya’ya özgü kaya mezarları, lahitleri, kale ve tiyatrosu bütün görkemiyle Fethiye’yi süsler.

XHANTOS
Dağlık Likya eyaletinin en eski ve en büyük kentidir. Fethiye – Kaş yolu üzerinde, Fethiye’ye 55 km mesafededir. Kent esas olarak Likya Akropolu, Roma Akropolu ve bunların dışında kalan kısımlardan oluşmaktadır.

PATARA
Kalkan-Fethiye karayolu üzerinde, Kalkan’a 14 km uzaklıkta bulunan şehrin adının M.Ö. 23. yüzyılda Hitit metinlerinde geçmesi, Patara’nın, Xanthos gibi, Likya bölgesindeki en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu gösteriyor. Bölgenin en büyük ve en işlek limanı olarak önemini hiçbir devirde yitirmeyen şehrin, yazıt ve sikkelerde Likya dilindeki adı Pttara, Helenistik dönemlerde, Arap kaynaklarında ise Batara olarak geçiyor. Helenistik dönemlerde, Tanrı Apollon’un kışlık kehanet merkezi ve Likya Birliği nin üç oy hakkına sahip şehrinden biri olan Patara, Bizans döneminde de Aziz Nicholas’ın doğum yeri olarak ün kazanmış. Kutsal topraklara giden hacıların, ziyaret ettikleri bir liman kentidir.

Yazı: Özgür Çiftçi

 

Bir Cevap Yazın