ŞEHİRLER VE FESTİVALLER

Eski Mısırlılardan Sümerlilere kadar tarihte birçok toplum tanrılara kurban vermek, bazen de baharın gelişini kutlamak için eğlenceler düzenlerdi. Durum günümüzde de değişmiş sayılmaz. Eğlenmek, hasat kutlamak vb. daha nice şey için dünyada ve Türkiye’de festivaller düzenleniyor. Biz de sizler için Rio’nun çılgın festivalinden İstanbul sokaklarına, tarihin derinliklerinden günümüze, festivallerin öyküsünü derledik…

Festivaller, günümüz dünyasının en büyük turistik faaliyetlerinin başında geliyor. Her yıl milyonlarca insan Rio, Valencia, Washington, Delhi gibi şehirlere sadece festivallere katılmak için ziyarete gidiyor. Festivaller birçok şehir için ise marka olmak, tanınmak ve turist çekmek için önemli bir fırsat. Rio gibi sadece festivalle hatırlanan ve bununla birlikte sahillerini bütün dünyaya pazarlama fırsatı yaratan ve marka haline gelen şehirler var. Birçok şehir bazen kente özgü ürünlerini pazarlamak, bazen kültürel bir değeri dünyaya tanıtmak ve turistik bir artı değer yaratmak, bazen de ticari bir faaliyeti desteklemek veya marka şehir olmak için festival düzenliyor. Bazı festivaller ise katılımcılar için yemek içmek, şarkılar söylemek ve dans etmek için bir fırsat ve iyi bir tatil zamanı. İyi de bu iş nasıl başladı? İnsanoğlu “Hadi biraz eğlenelim ve müzik dinleyelim, festival yapalım” mı dedi, yoksa işin kökeni farklı mı? Peki ya festival adı nasıl ortaya çıktı? Her zaman yaptığımız gibi yine gelin biraz işin tarihçesine girelim ve sonra dünyaya nasıl yayıldığına bakıp, tümden Türkiye’ye gelip, bizim şehirlerimize ışık tutalım.

TANRILARA KURBAN…
Festivaller de birçok insan icadı gibi hayatta kalma çabasının ve toplumsal düzeni sağlama isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Geçmişin pagan toplumları bazen bolluk ve ideal iklim şartları için, bazen de deprem, sel gibi doğal afetlerden korunmak için pagan tanrılarına adak kurban etmişler ve festivaller düzenlemişlerdir. Bazen de kazanılan savaşlardan sonra yine şükran amacıyla eğlenceler düzenlenmiştir. Medeniyetin Mezopotamya, Anadolu ve Mısır’da geliştiğini aklınızda tutarsanız, ilk festival kalıntılarına da bu bölgede rastlandığını anımsarsınız. Mısır’ın Luksor şehrinde bulunan Karnak Tapınağı’nın duvarları, tarihe açılan gizli bir kapı gibidir. Duvarlarda Tanrı Ra adına düzenlenen bir festivale dair çizimler bulunur. Çizimlerde, her yıl nehrin suları yükselmeden önce, renkli kıyafetler giydirilen firavun ve ailesinin, Luksor Tapınağı’ndan Karnak Tapınağı’na doğru, bir tahtırevan üstünde insanların omuzlarında taşındığı resmedilir. Bu festival esnasında Nil Nehri  kenarında geceler boyu yenilir ve içilir. Nil, Mısır için hayat veya ölüm demektir ve ona hükmeden Amun Ra, kutsanırken toplum da bir norm etrafında, ortak bir “idea” için bir araya gelir. Ayrıca yine antik Mısır’da Ramses III, Libyalılar ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra Luksor’da bir festival düzenlemiştir. Ayrıca Mezopotamya’da yapılan çalışmalar M.Ö. 4 bin yılında Sümerliler tarafından Akitu adında şenlikler yapıldığı gösteriyor. Yazıyı bulan Sümerliler bu şenlikleri de tabletlere işlemişti. Tabletleri okumayı başaran arkeologlar, Akitu şenliklerinin Tanrılarla kötü ruhlardan kurtulmak için yapılan anlaşmaları kutlamak için yapıldığını belirtiyorlar. Yine yazıtlardan doğanın yeniden canlanmasının da kutlandığı anlaşılıyor ki, Akitu şenliklerinin bugün Mezopotamya bölgesinde kutlanan Nevruz gibi birçok şenliğin de atasıdır ve buradaki şenliklerde Sümerler de tiyatronun da doğmasına neden olmuştur. Tabii her festival yemek, içmek, müzik değil, zira Güney Amerika’nın eski uygarlıkları Mayalar ve Aztekler şenlikler zamanı tanrılara kurban verirlerdi. Bu kurban hayvanlardan değil, en güzel çocuklar arasından seçilirdi. O nedenle her festival bir ölüm demekti. Rivayet odur ki, Tamp Nameorun’un açılışı için 300’den fazla kurban verilmişti.

TÜRKLER’İN BAYRAMI
Dünya’da bunlar olurken Orta Asya’da Türkler kendi festivallerini kutlamaktaydı. Kaşgarlı Mahmut’un 11. yüzyılda kaleme aldığı Divan’ında ilk defa “bayram” kelimesinden bahsedilir. Kaşgarlı Mahmut’a göre kelimenin aslı “bedhrem”dir ve ilk defa Oğuzlular “beyrem” olarak kullanmışlardır. Genelde göçebe bir hayat süren Türkler baharın gelişini büyük şenliklerle kutlarlardı. Bu eğlenceler genelde bayram yerlerinde yapılır, alana büyük bir ateş yakılır, çiçeklerle süslenirdi. Bayram zamanı atların kullanıldığı yarışmalar gerçekleştirilir, çeşitli müsabakalar organize edilir ve kazanlarda yemekler pişirilirdi. Bu eğlence anlayışı Türk topluluklarının genişleyip dünyaya dağılması, farklı inanç ve kültürlerden etkilenmesiyle birlikte biraz form değiştirdi ama günümüze kadar yaşamaya devam etti. Bugün hala Kırgızların Pamir dağlarında oynadığı kökböri oyunu, Anadolu’da oynanmaya devam eden cirit oyunu, Edirne’de düzenlenen yağlı güreşler (ki bir benzeri her yıl Moğolistan’da düzenlenir) ve bütün Türk dünyasında kutlanan Nevruz bayramları bugüne ulaşmış Türk oyunlarıdır.

FEAST’TEN FESTİVALE
Peki, Türklerin bayramları ile bugünün festivalleri arasında nasıl bir benzerlik var? Şarkı, türkü, yeme içme, süsleme, oyunlar, bütün bunlar birer festival. Bundan daha ötesi festivallerin de kökeni bayramlardır. Zira “feast” kelimesi Latince bayram anlamına gelir. Pagan inanç döneminde dünyanın geri kalanındaki gibi kutlamalar yapan Latin dünyası Hristiyanlıktan sonra, yortular, noel gibi dini günleri festival olarak kutlamaya başlamıştır. Festival ilk olarak Latin dünyasında 14. yüzyılda kelime olarak ortaya çıkmıştır ve ilk kullanımı inanç bayramını tarif etmektedir. İngilizce kayıtlara ise “festifall” olarak da ilk 1300’lü yıllarda girmiştir. Ama zaman içinde sanat, müzik, spor gibi birçok alanda gerçekleştirilen etkinlikler festival adını almaya başlamıştır. Günümüzde ise kelime o kadar genişlemiştir ki, içinde eğlence, tanıtım veya yemek içmek olan her etkinlik neredeyse festival adını almıştır. Ama festivalin olmazsa olmazı renktir…

RİO’DAN YENİ DELHİ’YE FESTİVALLER
Bugün dünyada neredeyse günün her saati dünyanın bir şehrinde festival vardır. Bunlardan bazıları ise oldukça popülerdir ve dünyadan her yıl milyonlarca kişinin bu şehirlere ziyaret etmesine sebebiyet verir. Bundan en meşhuru herkesin bildiği Rio Festivali. Rio için “renk” kelimesi hafif kalır, rengarenk kelimesi bile onu tam tanımlamaz. Samba okullarının dansçılarının bandolar eşliğinde, bir birinden yaratıcı tasarımlarla Marquês de Sapucaí Caddesi’nde yaptıkları festival geçişi ile bilinen Rio bugün her ne kadar alkol ve çıplaklıkla gündeme gelse de, onun da kökenin de bir inanç yatıyor. Hristiyanlık inancına göre Paskalya döneminde 40 gün boyunca hayvansal gıdalar yenmeyerek oruç tutulur. Rio Karnavalı da 1973 yılında ilk bu amaçla başlanmış ama sambacıların rekabeti yıllar içinde festivali bugünkü haline getirmiş. Ama renk denince ilk akla gelen yer elbette ki Rio değil değil, Yeni Delhi veya Goa’daki Holi Festivali. Hindu inancına göre Tanrı Krishna henüz bir çocukken karanlığın efendisi şeytan Pootna onun canına kastetti ama başarılı olamadı ve öldü. Onun öldüğü gün ise bugün Hindistan’ın birçok yerinde bayram olarak kutlanıyor. Aslında bu hikâyedeki birçok imge muhtemel ki simgesel, aynı Mısırlılar da ve Türkler de olduğu gibi kış ve yağış ölümü ve şeytanı temsil ederken, bahar hayatı ve aydınlanmayı temsil ediyor. Hindistan’ın farklı bölgelerinde genelde kışın bittiği baharın başladığı dönemde kutlanan Holi, renkli boyaları ile meşhur olmuş bir festival. En bilinen kutlamaların yapıldığı Yeni Delhi’de müzik de festival coşkusuna eşlik ediyor. İnsanlar festival boyunca çocuklar gibi boyanarak ve birbirlerine boyalar fırlatarak kutlamalar yapıyorlar. Tabii burada her rengin de bir anlamı var. Yeşil bereketi, sarı optimizmi, kırmızı enerjiyi, mavi güven ve sadakati, pembe ise aşk ve tutkuyu sembolize ediyor.

DÜNYADAKİ FESTİVALLER
Günden güne yaygınlaşan ve dünyanın her yerinde yapılmaya başlanan tüm festivalleri teker teker anlatmaya kalksak, bir dergi değil kitap çıkarmamız gerekir. Biz sizlere bu alanda başarıya ulaşmış olanları sıraladık. Japonya’da Kiraz Çiçeği Festivali, Hristiyan dünyasında kutlanan Cadılar Bayramı, New Orleans’da kutlanan Mardi Gras, Tayland’daki Full Moon Partisi, İtalya’daki Venedik Karnavalı, İspanya’daki Domates Festivali, Münih’deki Octoberfest, Çin’deki Yeni Yıl Festivali gibi çok ünlü festivaller var. Büyük bir çoğunluğu kışın bitişi ve baharın gelişi ile ortaya çıkmış festivallerin bazıları bugün bir pazarlama parçası olarak dünyada şehirlere hizmet ederken insanları eğlendiriyor…

PEKİ, TÜRKİYE’DEKİ FESTİVALLER?
Türkiye deyince akla ilk gelen ve en yaygın festival Nevruz bayramıdır. Türklerin Orta Asya’dan getirdiği ve halen kutlanan en uzun soluklu festival kesinlikle Nevruz’dur. Ama sadece bir bölgede, geniş bir topluluk tarafından kutlanmak yerine, biraz kültürel ve inançsal değişimlerle birlikte genelde her köy ve kasabada tek tek kutlanıyor. Bunun dışında her ne kadar festival adını kullanmasak da bizdeki Kurban ve Ramazan bayramları da birer festival niteliğinde. Tabii daha çok köylerimizde bu formda kullanıyor, şehirlerimizde ise tatil fırsatı olarak görüldüğü için bir festival formunda değil. Bu bayramların dini yönlerini de ele aldığınızda, kurulan salıncaklar, yeme içme zenginlikleri, aileleri bir araya getirmesi gibi özellikleri ile dünyanın farklı bölgelerinde kutlanan festivallerle aynı formda olduğunu görürsünüz. Tabii Ramazan Bayramı’nda bir deniz kenarına tatile gider, ayaklarınızı uzatır kitabınızı okursanız, bu güzel bir dinlenme molası olsa da form olarak festival değildir.

BÜYÜKÇEKMECE FESTİVALİ…
Bayramlar ve nevruz gibi geniş kitleler tarafından kabul edilen festivallerin dışında Türkiye’nin birçok şehrinde, bazen şehre sanatsal bir değer kazandırmak, bazen kültürel ve coğrafi değerleri tanıtmak, bazen de ticareti canlandırmak amacıyla çeşitli festivaller düzenleniyor. Bilecik’teki Kiraz Festivali, Denizli Acıpayam’daki Kavun Festivali, İstanbul Film Festivali, Bolu Yemek Festivali gibi… İşte bu festivallerden bir tanesi, İstanbul’da düzenlenen ve son günlerde dikkat çeken Büyükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği ve Dünya Festivaller Birliği (CIOFF) tarafından yedi kez dünyanın en iyi festivali seçilen Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali. Her yıl 64 Ülkeden gelen 1500 kültür ve sanat elçisini en iyi şekilde ağırlayan Büyükçekmece Belediyesi, bu yıl 19’uncusunu düzenlediği festivalin startını tarihi Mimar Sinan Köprüsü üzerinde ışık, ses ve su gösterileriyle verdi. Görünen o ki, “Sevgi birbirimize, barış hepimize” sloganı ile 64 ülkeden ağırladığı misafirlerine keyifli ve bir o kadar da kültür dolu anlar yaşatan Büyükçekmece Belediyesi, Türk toplumunun kültür hayatına katkı sağlamak için elinden geleni yapıyor. Biz de, dünya ülkelerinin turizm fırsatı olarak değerlendirdiği festival kavramının önemini anlayan ve ülkemizde başarı ile hayata geçiren herkese okuyucularımız adına teşekkürü borç biliyoruz.

NOTLAR

Japonya Kiraz Çiçeği Festivali
Japoncası Sakura olan kiraz çiçekleri, meyve vermeyen, sadece çiçek açan ve o çiçeklerini de 2 hafta içinde döken bir ağaç. Bu yüzden de hem güzelliği, hem de hızlı bir şekilde ölümü sembolize ettiği söylenir. Yani Japon kültüründe ölüme bakış açısını gösteren bir çeşit felsefedir.

*Venedik Karnavalı’nın, 13. yüzyılda şehri etkileyen veba salgınından sonra başladığı düşünülüyor. Salgından etkilenen ve vücutları tahrip olan insanlar uzun kostümler giyerek ve maske takarak şehirde dolaşırlarmış. Zamanla bu kıyafet ve maskeler daha
renkli olmaya başlamış.

*Her yıl Ocak ayının son Salı gününde İskoçya’nın en kuzeyindeki Shetland Adaları’nda bulunan Lerwick kenti, Viking’lere uzanan tarihini büyük bir ateş festivali ile kutluyor.

DÜNYANINENÜNLÜ FESTİVALLERİ
1. Holi / Goa ve Yeni Delhi – Hindistan
2. Rio Karnavalı / Rio de Janerio – Brezilya
3. Venedik Karnavalı / Venedik – İtalya
4. Japonya Kiraz Çiçeği Festivali
5. Full Moon Partisi / Ko Pha-Ngan – Tayland
6. İspanya Domates Festivali: La Tomatina / Buñol – İspanya
7. Oktoberfest / Münih – Almanya
8. Up Helly Aa / Shetland – İskoçya
9. Çin Yeni Yılı / Pekin – Çin Halk Cumhuriyeti
10. Mardi Gras / New Orleans – USA

Yazı: İlyas Yıldız

*Bu yazı Marmara Life 2018 / Eylül- Ekim sayısında yayımlanmıştır.

ŞEHİRLER VE FESTİVALLER” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın