ŞEHRİN BOŞLUKLARINI ‘LİLLİPUTLAR’ DOLDURSUN

Okuduğu karikatürle başlayan çizim aşkını “Lilliputlar” serisi ile taçlandıran Hakan Keleş, çizdiği illüstrasyonlarla Türk toplumunda yaşananları, şehrin atmosferini ve sıradan insanların yaşam hikâyelerini sosyal medya üzerinden takipçilerine aktarıyor.

Yaşam ağacımızda, geriye doğru gittiğimizde, “insan” olarak bizlerin de diğer bütün canlılar gibi birçok önemli değişim noktasından geçtiğini görüyoruz. Bu değişimlerin ise hayatımıza olan etkisi ve kültürleri yeniden inşa ettiği inkâr edilemez bir gerçek. Atlantislilere ait 25 bin yıl önceki ve Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’nda 32 bin yıl öncesine ait çizimlerin de tekrar tekrar ispatladığı en önemli şey ise insanoğlunun derdini çizerek anlattığı ve yaşadığı değişimi geleceğe aktardığıdır. Geçmiş yüzyıllarda duvarlara çizilerek gerçekleşen bu aktarım ise şimdilerde “dönüşüm” geçirerek, sosyal medya üzerinden kentlerin ve kültürlerin çizgisini oluşturmaya devam ediyor. Karikatürist Hakan Keleş’in “Lilliputlar” serisi ise şehirlere dair fark edemediğimiz boşlukları doldurduğu için bir adım öne çıkıyor…

Bize biraz kendinizden bahseder misin?                                                 
Sivas’ta doğmuşum ama İstanbul’da büyüdüm. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudum. 2004 senesinde üniversite okumak için Eskişehir’e geldim. Üniversite bittikten sonra askerlik yaptım, ardından İstanbul’da 1-1,5 sene bir şirkette mimar olarak çalıştım; keyifli bir işti ama o sırada da bir şeyler çiziyordum. İlerleyen zamanlarda akademisyenlik başvurum kabul edildi. Şu an Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi ve Anadolu Üniversitesi’nde doktora öğrencisiyim.

Mimarlık alanını seçmeye nasıl karar verdin? Bu alana seni çeken etmenler neler oldu?
Açıkçası başlarda çok istekli değildim ve mimarlıkla ilgili çok bir fikrim yoktu. Ben daha çok güzel sanatlar okumak istiyordum ama biraz ailemin de yönlendirmesiyle mimarlığı tercih ettim. Eğitimin başlarında alışmak zaman aldı ama zamanla çok sevdim bu dünyayı. Lakin sokağın kültürel yozlaşması daha çok gözüme batmaya başladı. 3. sınıftan itibaren İstanbul’a gidip vapura bindiğimde, siluetteki gökdelenler beni rahatsız etmeye başladı.
Şu an fotoğraf ve illüstrasyon ile uğraşıyorsun. Çalışmalara ne zaman başladın ve kendini nasıl geliştirdin?
Ortaokul zamanlarımdan beri karikatür çiziyorum. Lisede ve üniversitenin ilk yıllarında mizah dergilerinde çalışmışlığım var. Mizah dergileriyle ilk karşılaştığımda bakarak, taklit etmeye çalışarak başladım. Kuzenim, yanında çalıştığı doktorun okuduğu eski dergileri getiriyordu bana. Karikatür dergisiyle öyle tanıştım. İlk karşılaştığım an beynimden vurulmuşa döndüm. Hatta ilk gördüğüm karikatürü hatırlıyorum. Mehmet Çağçağ’ın Barzo tipleme karikatürü vardı. Uzunca bir zaman bakıp inceledim. Bir şeyler çizebiliyordum ama karikatür çizmeyi hiç denememiştim, bilmiyordum çünkü. Sonra sürekli çizip sürekli pratik yapınca çizgi, bir noktaya geliyor. Aslında mimarlığın da farkındalığımı artırdığını söylemem gerek. Eğitimin boyunca daha fazla okumaya, araştırmaya, bir şeyler yapmaya, ya da kafanı biraz daha yormaya başladığın zaman sokağa ve şehre başka bir şekilde bakıyorsun. Çizimlerime de yansır çünkü her şeyin bizim gördüğümüz fiziksellikten ibaret olmadığını görüyorsun. Nefes alacak ve kültürü yansıtacak şehirlere ihtiyacımız var.

KİM BU LİLLİPUTLAR?
Sosyal medya üzerinden sokak fotoğraflarının üzerine çizdiğin “Lilliputlar” adlı bir proje başlattın. Nasıl aklına geldi?
Aslında bir proje değil bu, severek yapmaya başladığım bir illüstrasyon serisi. Paylaştığım yer de sosyal medya olunca insanlar geri dönüş verdiler ve bu noktaya geldi. Bir gün, kız arkadaşımı yolda beklerken can sıkıntısından çizdiğim bir illüstrasyonla başladı. Adını da bir arkadaşım koydu; “Gülliver’in Gezileri”nden esinlenerek…

Şu an instagram’da @haakankeles adlı hesabında birçok çalışma mevcut. Bu çalışmalarda aktarmak istediğin bir mesaj var mı? Nelerden ilham alıyorsun?
Şu sıra bu serinin işlerini paylaşıyorum. Ne kadar sürer bilmiyorum. Her birinin kendi içeriği ve hikâyesi var benim açımdan. Fakat özellikle bakan insanlara bir mesaj verme kaygım yok. İlham da genellikle sokakta yürürken geliyor. Çektiğim iyi bir fotoğraf varsa onun üzerine ekliyorum karakteri. Bir ara çok yoğun üretiyordum, elim sürekli telefonumun olduğu cebe gidiyordu. Buradan bu çizim çıkabilir belki diye. Şimdi biraz daha duruldum, hayat temposu içerisinde fırsat buldukça çiziyorum.

Lilliputlar serisine ilk başladığında çizimlerini cinsiyetsiz olarak yapıyordun. Şimdilerde ise Âşık Veysel’i de, çamaşır asan bir kadını da görebiliyoruz. Bu değişimin sebebi nedir?
Cinsiyetsiz olmasının sebebi mekânı doğrudan merkeze alıyordum, fiziksel yükseklik genişlik boşluk vb. tekniklere dikkat ediyordum. İki tane bina, onun ortasında kocaman bir boşluk var ve kimse onun farkında değil ama oraya bir karakter yerleştirdiğimde o boşluğun farkına varıyordu insanlar. Başlangıçtaki çizimlerim hep sokağın atmosferini ve duygusunu vermek üzereydi. Kullanıcıdan ve orada yaşayanlardan bağımsızdı. İyi yâ da kötü olgusunu tartışmadan mekânın atmosferini yansıtmaya çalışıyordum. Herkes Galata Kulesi’ni, Boğaz Köprüsü’nü fark ediyordu ama kimse ara sokakları fark etmiyordu, fark ettirmek istedim.  Ara sokakların, mahallelerin bir gerçeği var, orada 50-60 senedir yaşayan insanların yaşamı duvarlara siniyor. Bir gerçeklik oluşuyor ve oranın kültürü, kimliği, nasıl adlandırırsan adlandır ona ait bir şeyler var. Ve sen bunu temsil ettiğin anda bu görünür hale geliyor. O nedenle Aşık Veysel’in memleketine yolum düştüyse onu yansıtmak, kimliğini ve anısını çizimlerimde görünür kılmak benim için ayrı bir keyif. Ya da hepimizin her gün gördüğü çamaşır asan teyzeyi… Hepimizin hayatında olan ama fark etmeden yanından geçtiğimiz şehrin gerçek ve samimi yanları, karakterleri bunlar…

Peki, bu seri için ileriye dönük bir hayalin var mı?
İlk amacım doktoramı bitirmek. Devamında Lilliputlar’dan bir kitap yapmak istiyorum. Sonrasında da başka projelerim var; çizgi roman, animasyon vb. gibi…

Gençlere bu alan için verebileceğin tavsiyeler neler?
Tavsiye vermeyi çok sevmem. Ama yaş ilerledikçe büyüklerin söylediği, kulağa beylik gelen tüm klişelerin gerçekleştiğini görüyorsunuz. O yüzden, gerçekten çok çalışmak önemli, sevdiğiniz işe kendinizi vermeniz gerçekten önemli. Hayata pozitif ve yapıcı bakmak gerek. Bir de, devir dijital devri, araçları iyi kullanmak gerek ama amaç da olmamaları gerekiyor. Hayatın sosyal medya olmadığını içselleştirmek lazım. Gerçek hayat dışarıda…

NOTLAR
“Lilliputlar” adını verdiği renkli karakteriyle gerçekleştirdiği illüstrasyon çizimleriyle dikkati çeken Keleş’in kişisel Instagram sayfasında yayınladığı çizimler, yurt içinde ve dışında yoğun ilgi görüyor.

İllüstrasyona bugünkü kimliğini kazandıran başlıca kişiler arasında en önemli isim Arts and Crafts hareketinin öncüsü İngiliz William Morris iken Türkiye’de İhap Hulusi Görey’dir.

MİMARLIK VE İLLÜSTRASYON
“Aslında karikatür geçmişim var. Lisede ve üniversitenin başlarında mizah dergilerine çiziyordum fakat mimarlık eğitimi başlayınca o camiadan uzaklaşıp kişisel işlere yöneldim. Bir yandan 2D animasyon, bir yandan çizgi öykü, bir yandan illüstrasyon üzerine üretimler yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Mimarlıkla ve mekanla ilişkilendirdikçe, zaman içinde işler kendi formunu bulmaya başladı.”

LİLLUPUTLAR HER YERDE
“Gördüğümü, hissettiğimi çizmeye devam edeceğim. Güliver’in hikayesinde insanlar büyük Lilliputlar küçüktü. Benim hikayemde tam tersi. Çizdiğim karakterlerle umarım ki bir şehrin her yerinin aynı değerde olduğunu hissettirebilirim.”

Röportaj: Dilara Gülşah Azaplar / İllüstrasyon: Hakan Keleş

*Bu yazı Marmara Life 2018 / Kasım- Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın