Marmara’nın Yüzücüleri

Marmara’nın Yüzücüleri

Kışın bir Pazar günü, bütün şehir derin bir uykudayken, onlar sabahın 4’ünde kalkıp yola çıkıyor, saat 6’da havuza girip antrenman yaptıktan sonra saat 8 gibi Marmara’nın serin sularına bırakıyorlar kendilerini…

Üç tarafı denizlerle çevrili bir memleket Türkiye ama buna rağmen dünya su sporlarında madalya toplayan yüzücülerimiz yok denecek kadar az ve hatta yüzme bilen insan sayımız bizim gibi sıcak denizlere sahip olmayan Rusya, İsveç, Almanya gibi ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar gerilerde.  Peki, su ile aramızdaki bu mesafenin sebebi ne? Yüzmekten mi hoşlanmıyoruz, yoksa her şeyin başı eğitim mi?

Ama bir grup insan var ki, onlar yaz kış demiyorlar ve her semti deniz kokan bu şehrin tadını çıkarıyorlar. Profesyonel yüzücülerden veya denizin kenarında denize ayağını sokup çıkanlardan bahsetmiyoruz. Sonradan yüzmeye başlayan ve hepsi birer master yüzücü olmayı başarmış insan grubundan söz ediyoruz.

Birçok kişinin korktuğu Boğaz’ın akıntılı sularına korkmadan giren, yarıştan yarışa koşturan ve bunun için sabahın köründe yataklarından kalkan bir grup insanın hikâyesi bu. Dergimizin bu sayısında onların hikayesine yer verelim istedik ama sadece röportaj yapıp koysak olmazdı, onlarla birlikte bir günü yaşamaya karar verdik. Sabahın köründe kalkıp, önce havuza ve arkasından buz gibi Marmara Denizi’nin sularına saldık kendimizi…

TATLI UYKUDAN UYANMAK

Sabahın 4’üne kurdum saati… Uykunun en tatlı yerinde saatin acı sesiyle gözümü açıp alarmın sebebini sorguladığımda kendimi yeniden yatağa atmak için inanılmaz bir arzu duydum. Çünkü birazdan buz gibi suya girecektim, Maraton Yüzme Topluluğu’nun diğer üyeleri gibi… Zoraki yüzme eşyalarını hazırlayıp yola koyuldum ve saat 5.45 gibi Üsküdar Altunizade’deki havuzda aldık soluğu. Havuzun kenarında fotoğrafçımız ve editörümüz, havuzun içinde ise ben bu hikâyeyi takibe başladık. Saat 6 gibi Maraton Yüzme Ekibi’nin üyeleri havuza gelmeye başladı. Oysa bu saatte şehrin büyük bir çoğunluğu derin uykuda, sabah kalkıp mükellef bir pazar kahvaltısı yapmanın rüyasındalar… Maraton Yüzme Ekibi ise antrenör Emrah Özsevim gelinceye kadar kenarda ısınmasını yapıyor. Neden bu ekip? Çünkü onlar yüzme bilmediği halde kendini boğaza atıp risk alan bir grup değil, yüzme işini daha ciddi ve profesyonelce yapıyorlar… Antrenör Emrah Özsevim, asıl işi bilgisayar mühendisliği olsa da yüzme sporuna gönül vermiş bir profesyonel. Hoca işin uzmanı olunca eğitim de ona göre oluyor. Öncelikle sözlü olarak dersin başında detaylıca bilgiler veriyor, suda duruş, streamline, doğru kol çekişleri ve bir dizi “drill” çalışılacak…

KADINLARI YÜZMEYE TEŞVİK EDİN

Hoca antrenman bilgilerini paylaştıktan sonra,  antrenmandaki kadın sayısının azlığından bahsedip, Türkiye’de yüzme sporuna yeterince ilgi göstermemelerinin üzüntüsünü dile getirip, “Lütfen eşlerinizi de yüzmeye getirin” diye tavsiyeler veriyor ve birkaç hayat dersi ile birlikte antrenmana geçiliyor. Bir saat soğuk suda yan durmalar, kol çekmeler ve sonra yarışlar derken, bir buçuk saatlik dersin sonunda artık ekip Boğaz’a gitmek için hazır. Havuzun soğuk suyundan çıkıp, daha da soğuk olan Boğaz suyuna girmek, hiç mantıklı gelmiyor bana. Ama ne yapalım, bir defa çıktık bu yola ve gideceğiz. Üsküdar’a Kız Kulesi karşısına geldiğimizde, aynı ekipten bir grubun daha erken geldiğini, yüzüp çıktığını görüyoruz. Üşümüşler, polarlar giyilmiş, taze poğaça eşliğinde sıcak çaylar yudumlanıyor. Çayın sıcak buharını görürken soğuk suya girme fikri işkence gibi görünmeye başlıyor.  Ama yapacak bir şey yok, havuzdan gelen ekiple birlikte Boğaz’ın soğuk suyuna kendimi atıyorum, önce başım bir dönüyor, ben neredeyim, burası neresi, denizin içinde bu kulenin ne işi var diye sorgulamaya başlarken yavaş yavaş kendime geliyorum. Galiba su biraz ısındı derken, insan vücudunun nasıl da ortama adapte olduğuna şaşırıyorum. Akıntının tersinde, Üsküdar yönünde bir süre yüzmeye başlıyoruz. Yüzdüğümüz ekipte, Kocaeli’nden gelenler bile var, 65 yaşında Hasan abi de onlardan bir tanesi… Yüzerken iyice ısınıyorum ve suyun ideal sıcaklığı buymuş galiba diye düşünüyorum.  Tabii bu arada sahilden bizi izleyen meraklı gözleri de unutamıyorum, “deli galiba bunlar” diyorlar.

SARAYBURNU FATİHLERİ

Tabii asıl delilik bu değil, akıntıya karşı Boğaz’da yüzmek belki de açık su yarışına hazırlanan birisi için normal bir antrenman. Zira Sarayburnu Fatihleri denilen bu yüzme grubu, bir aralar tekneler eşliğinde Salacak’tan Sarayburnu’na yüzüyordu. Ama hoca Emrah Özsevim buna karşı, çünkü Boğaz’da çok canlı bir gemi trafiğinin olduğunu, üzerlerine gelen bir roro gemisinden kimsenin kaçma imkanının olmadığını söyleyip, bunun tavsiye edilmemesi gereken bir aktivite olduğunu belirtiyor. Kıyı şeridi boyunca yüzmek, çok daha güvenli bir antrenman. Hocanın uyarılarına rağmen bunu yapmaya devam eden ayrı bir grup var ve onlar da bu aktiviteyi yaparken bir defa Sahil Güvenlik’ten ceza yemişler ama hala bu riski almaya devam ediyorlar. Aralarında avukat, doktor, iş adamı gibi insanlar da var, sabah burada suya girip, karşıda elbiselerini giyip işe gidiyorlar.  Ayrıca Sarayburnu Fatihleri denilen grup bazen Sarayburnu’ndan Sivri Ada’ya yüzüp geliyor. Tabii siz bunların hiç birini tek başınıza denemeyin. Çünkü Boğaz’ın akıntıları çok güçlü ve antrenmanlı bir yüzücü değilseniz akıntıda sürüklenebilir ve kendinizi Marmara’nın ortasında bulabilirsiniz.

DRİLL NEDİR?

Farklı spor dallarında da kullanılan drill kelimesi, daha çok tekniği düzeltmek ve tempoyu iyileştirmek için yapılan çalışmalara verilen addır. Yüzmede ise suda akışkanlığı artırmak ve yüzebilirliği kolaylaştırmak için  kol çekişi, ayak vuruşu, vücut duruşu gibi tekrara dayalı alıştırmalar için kullanılır.

STREAMLINE NEDİR?

Aerodinamik akışkanlık olarak  çevirebileceğimiz bu kelime, yüzücü literatüründe en az sürtünmeye maruz kalarak, suda akıp gitmeyi ifade ediyor.

TRİATHLON NEDİR?

Yüzme, bisiklet ve koşu gibi branşların bir arada yapıldığı spor dalıdır. Bu üç sporu bir arada yapan atlete de triatlet denir.

KİM BUNLAR

Yaklaşık bir saatlik yüzmeden sonra yine Salacak’ta kıyıya çıkıyoruz. Kışın ortasında İstanbul’a lapa lapa kar yağarken bile denize giren Sarayburnu Fatihleri’ni (Maraton Yüzme Ekibi) tanımak istiyoruz. Kim bunlar, işleri ne, ne zamandır bu işi yapıyorlar? Geniş bir gruptan bahsettiğimiz için onlardan şimdilik bir kaçını tanımaya çalışacağız.

41 YAŞINDA BİR REKORTMEN…

“Su yaşınızı bilmez” mottosuyla bilinen Emrah Özsevim 41 yaşında ve halen milli sporcular gibi yarış çıkartıp birçok organizasyonda birincilik kürsüsünü kimseye bırakmıyor. Kariyer ve aile yaşamının yanına kendi yüzme antrenmanlarını ve antrenörlüğü de dahil eden, geçmişte çok defa birincilik kürsüsüne çıkan Özsevim’in bütün kürsüleri tek tek anlatılmaz. Biz son bir yılda aldığı birincilikleri sıralayalım, gerisini varın siz anlayın. 1 Temmuz 2018’de Yunanistan’ın Meis Adası’ndan Kaş’a düzenlenen 7,5 km.’lik yüzme yarışmasında genel klasman birincilik,  29 Eylül 2018 Bodrum Aquamasters 10 km. Açık Yüzme Yarışması’nda birincilik ve 12 Ağustos 2018 İnebolu İstiklal 2. Açık Yüzme Yarışması’nda birincilik… Peki nasıl bir motivasyon her sabah 5’te yataktan kaldırıp, bazen metrobüsle kilometrelerce sabahın köründe yol yaptırıp, havuza ve bazen de boğazın akıntılı, 12-13 derecelik suyuna girmesini sağlıyor? Emrah hoca yüzmeyi her yaştan ve her cinsiyetten insanın yapması gerektiğine inanıyor ve bu konuda bilinci artırmayı kendine vazife edinmiş. Bu amaçla Maraton Yüzme Topluluğu’nu kurmuş ve burada antrenörlük yapıyor. Genç kuşaklara örnek olmaya çalışıyor. Onun için yüzme bilinçli yapılması gereken bir spor. Gereksiz riskler almaya ve bu işi bilim dışı yapmaya sıcak bakmıyor. Daha da önemlisi bu ülkede veteranların ve kadınların spor yapması gerektiğini, çünkü genç kuşakların da onları örnek alacağına inanıyor. Kadınlarla ilgili tespitleri ise şöyle “Dünyanın birçok yerinde iş nedeniyle bulundum ve oralarda da sabahları antrenman için havuzlara gittim ve en çok kadınları havuzlarda gördüm. Rusya’da, İsveç’te sabahın köründe kadınlar havuzlarda yüzme antrenmanı yaparlar. Kadınların spor yapması önemli çünkü gelecek nesilleri onlar yetiştiriyorlar. Bu nedenle ülkemizde özellikle kadınlar arasında bilinçli yüzme  sporunun yaygınlaşmasını arzu ediyorum ve erkekleri eşlerini yüzmeye teşvik etmelerini tavsiye ediyorum.” diyor.

EMRAH ÖZSEVİM KİMDİR?

Bu yazının birçok yerinde ondan bahsettik, o bazılarına göre biraz çılgın ve bazılarına göre işine deli gibi bağlı bir yüzme antrenörü. Aslında antrenörden öte iyi bir yüzücü… Ama sanmayın ki asıl işi yüzme hocalığı. Maraton Yüzme Ekibi’nin kurucusu Emrah Özsevim aslında bilgisayar yüksek mühendisi ve özel bir şirkette tam zamanlı çalışan bir yönetici. Yüzme sporuna 1982 yılında henüz çocuk yaşta İzmir’de başlayan Özsevim, bir süre farklı kulüplerde yüzmeye devam etmiş. 1995 yılında yaptığı spor dallarını genişleterek triathlona başlayan Özsevim triatlet olarak birçok yarışmada ilk üçü paylaşmış. 2001 yılında Triathlon Milli Takımı’na seçilen Özsevim, bisiklet, koşu ve yüzmeyi içeren üç spor dalının antrenmanları ile iş kariyerinin bir arada yürümeyeceğini fark ederek sadece yüzmeye yönelmiş. Kendi başarısının yanı sıra bu işi daha profesyonel yapan sporcular yetiştirmek ve yüzme sporunu ülkemizde yaygınlaştırmak için de antrenörlüğü işleri arasına eklemiş.

DOKTORALI BİR YÜZÜCÜ CEMAL GÜMÜŞ | Bankacı

1974 Samsun doğumlu olan Cemal Gümüş, evli ve 4 çocuk babası. Bir bankada yöneticilik yapan Gümüş, profesyonel yüzme ile tanışması 2017 Amasra Yarışları ile olmuş. Bir yıldır yaz kış demeden hemen hemen her sabah Sarayburnu’na gelip yüzdükten sonra işe gittiğini belirten Gümüş “Emrah Özsevim ile tanışmadan önce ben artık yüzmede üstadım, yüzmede çok iyiyim diyordum. Onun derslerine girmeye başladıktan sonra yüzmede henüz emekleme seviyesinde bile olmadığımı gördüm. O nedenle sabah 6.30 da kalkmak bana hiç zor gelmiyor hatta ders günlerini iple çekiyorum” diyor. Peki bankacılık gibi yoğun bir iş sürecinde yüzmeye nasıl vakit ayırıyor Cemal Gümüş? Bu soruyu şöyle cevaplıyor, “Biraz fedakarlık ve gayret ile pek çok işi yüzme ile bir arada yapabilirsiniz. Yüzme sporu sağlıklı yaşamın yanı sıra mutlu bir aile ve iş hayatında başarıya da katkı yapıyor. Ben hem havuz çalışmalarını, hem Sarayburnu’nda yüzmeyi iş hayatımı aksatmadan yürüttüm, ayrıca bir de üstüne 2018’de doktoramı tamamladım.”

BEL KAYMASI DİYE BAŞLADI MANŞ’I GEÇTİ HASAN HEKE | Serbest Meslek

Grubun en deneyimli isimlerinden birisi olan Hasan Heke, 1954 Kastamonu İnebolu doğumlu. Yüzmeye belindeki kayma nedeniyle doktor tavsiyesi üzerine başlamış. Boğaz’ın serin sularında bel kayması ile başlayan bu yüzme serüveni Manş Denizi Yüzme Yarışı ile devam etmiş. İşte Hasan Eke’nin yüzme ile ilgili anlattıkları: “Yüzmeye doktor tavsiyesi ile başladım ve 6 yıldır Boğaz’ın serin sularında yaz kış hafta sonu demeden yüzüyorum. Bazen 6 derecelik suyu gördüğümüz oluyor, ilk başlarda “neden?” sorusu kafama çok takıldı. Ama zamanla kışın soğuk suya alışmanın vücut direncini de artırdığını fark ettim, son yıllarda grip olmadan kışı geçiriyorum. Bazen Üsküdar’dan Sarayburnu’na yüzerek geçiyoruz.” Hasan Heke diğer sporculara göre şanslı, iş yeri kendine ait ve antrenman saatlerini ayarlayıp işini ona göre organize edebiliyor. Haftada 4 gün havuz antrenmanı yapıyor ve bir gün de Emrah Özsevim’in Maraton Yüzme Ekibi ile derslere katılıyor. Bu arada Hasan Heke, İngiltere ve Fransa arasındaki Manş Denizi’nde düzenlenen yüzme yarışmasını İnebolu Belediyesi İstiklal Manş Takımı’nın yüzücüsü olarak katıldı ve bu yarışa Türkiye’den katılan en yaşlı yüzücü unvanını elde etti.

RAMBO ŞÜKRÜ MEHMET ŞÜKRÜ AKAR

Mehmet Şükrü Akar, 1972 Mardin doğumlu, evli ve 7 çocuk babası. Yüzmek asla aileme vakit ayırmama engel değil, aksine ailemle daha huzurlu ve mutluyum diyor. “Çocuklarımın da yüzme sporuyla ilgilenmesini arzu ediyorum. Çanakkale Zaferi’nin 100. yılı onuruna yapılan Anzak Yarışları’yla yüzme camiasının içine girdim ve o günden itibaren düzenli olarak yüzmekteyim. Havuz antrenmanları yanında düzenli olarak mesai öncesi Kız Kulesi ve Sarayburnu kıyılarında yüzüyorum. Yüzme etkinliği sonrası işimin başına dönüyorum ve kendimi zihinsel olarak daha zinde, yüksek moralli hissediyorum. Çalışanlarım da yüzdüğüm günlerde daha enerjik olduğumun farkındalar ve beni motive ediyorlar. Denizde bir balina gibi sekerek yüzdüğüm için arkadaşlarım bana Rambo diye hitap etmekteler. Mutluluğun tarifini yapamam belki ama formülünü söyleyebilirim, yüzmek. Su insanı hem mutlu hem de çok sağlıklı yapmakta.  Ülkemizde yüzme sporuna dair tesislerin artması dileklerimle…”

BOĞAZ BENİM İÇİN BİR HAYALDİ  ŞÜKRÜ SELVİ | Sevkiyat Oparatörü

Ekibin üyelerinden birisi olan Şükrü Selvi’nin yolu ise uzun, hafta sonları sabah Gebze’den Üsküdar’a 100 km’lik yol çekerek yüzmeye geliyor.1980 Bulgaristan doğumlu olan Selvi, evli ve iki çocuk babası. Colgate Palmolive Fabrikası’nda sevkiyat operatörü olarak çalışan Selvi, yüzmeye 9 yaşından önce Bulgaristan’ın Yenipazar ilçesinde Kuzgun deresinde başlamış ve hep İstanbul’da yüzmeyi hayal etmiş. İstanbul Boğazı’nı ilk duyuşunu şu şekilde anlatıyor: “Büyüklerimiz kendi duyumları ile bize  İstanbul’u anlatırdı, şehrin ortasından deniz geçiyormuş derlerdi. 9 yaşında göç ederken ilk defa Boğaz’ın üstünden geçtik ve hayran kaldım. İçimden “Bir gün burada yüzebilir miyim?” diye sordum ama o gün cevaplayamadım. 28 sene sonra ise İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçtim. Şimdi ise sabahları 100 km. yol kat ederek buraya gelip Boğazda yüzüyorum ama Maraton Yüzme Ekibi’ne katıldıktan sonra yüzme hayatım değişti.1.5 ayda 800 m derecemi 45 sn. aşağı çektim. Emrah Hoca’ya bu katkılarından dolayı teşekkür ederim.”

*Bu yazı Marmara Life 2018 / Kasım- Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın