Yaş Dostu Kentler

KÜRESEL YAŞLANMA OLGUSU, YAŞLI DOSTU KENTLER İHTİYACINI ORTAYA ÇIKARMIŞ VE SON YILLARDA ULUSLARARASI KURULUŞLARIN, YEREL YÖNETİMLERİN VE BİLHASSA AKADEMİNİN DİKKATİ YAŞ DOSTU KENTLER ÜZERİNDE YOĞUNLAŞMIŞTIR. PEKİ NEDİR YAŞ DOSTU KENT?

Nasıl oluşturulmalıdır ve kimler içindir? Esasında, yaşlı nüfusun sağlıklı ve aktif yaşlanmasını hedefleyen yaş dostu kentlerin evrensel bir tanımını bulmak oldukça zordur. Geniş bir perspektiften bakıldığında; yaşlıların konut içerisindeki ihtiyaçlarından başlayarak konut yapısı ve konut çevresine uyumluluğunu gözeten, toplumsal anlamda yaşlıların da katılabileceği bir sosyal çevre inşasının adımlarını atan, aktif ve yerinde yaşlanabilmenin yollarını arayan, yaşlıların gündelik pratikler içerisinde var olmaları için sosyal izolasyonun önüne geçen, her türlü sosyal, ekonomik ve mekânsal boyutu dikkatle planlanan yerlerdir yaş dostu kentler. Kültürel ve coğrafi farklılıkların şekillendirdiği bu kentlerin inşasında bir çerçeve oluşturması adına Dünya Sağlık Örgütü, yaş dostu kentler için bir rehber hazırlamış ve bu kentlerde bulunması gereken sekiz kentsel alan belirlemiştir. Belirlenen bu alanlar, yaş dostu kentlerin olası ihtiyaç haritalarına işaret ederek görece esnek bir tanım oluşturmaktadır.

Dünyada Yaş Dostu Kent Uygulamaları
Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği en temel kentsel alanlar fiziksel çevre ile ilgilidir. Bunlar arazi kullanım desenleri, mikro seviyede kentsel tasarım ve ulaşım sistemidir. Fiziksel çevre koşulları, belirlenen diğer kentsel alanlar gibi bölgeden bölgeye farklılıklar gösterecektir. Örneğin Slovenya ve Manchester’da yaş dostu kent olmanın ilk adımları iskân, yeniden yapılandırma ve tasarım olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşlıların yaşadığı konutların güvenli bölgelerde bulunması ve hastane ve park gibi önemli noktalara ulaşımlarının kolay olması gerekmektedir. Yayalar için güvenli geçitler, güvenli kaldırımlar ve yürüyüş yolları da fiziksel çevre gerekliliklerinden yalnızca bazılarıdır. Bunların yanında, konutların ödenebilir olması ve ev içinde gerekli modifikasyonların sağlanması da üzerinde durulan bir diğer konudur. Fiziksel çevre ve koşulların sağlanmasından sonra gelen diğer üç alan toplumsal katılım, saygı ve sosyal içerme, kentsel katılım ve istihdamdır. Her ne kadar sağlıklı bir fiziksel çevre yaşlıların toplum içerisinde var olmalarını sağlayan pekiştirici bir güç olsa da sosyal katılımın sağlanması için ayrıca imkânlar oluşturulmalıdır. Özellikle aktif yaşlanma kapsamında istihdam olanaklarının artırılması gerekmektedir. Çalışan yaşlıların, çalışma saatleri ve iş yeri koşulları makul bir şekilde düzenlenmelidir. Sosyal katılımın artırılması adına erişilebilir ve iyi aydınlatılmış bir etkinlik yelpazesi planlanmalıdır. Kanada-Quebec’teki4 yaş dostu kent uygulamasında üzerinde en fazla durulan konulardan biri katılımcılıktır. Yaşlılarla ortak hareket etmek isteyen Quebec, yaşlıların ihtiyaçlarının belirlenmesinden sonra işbirlikçi uygulamalar yürütmekte ve kolektivizm etkisindeki Doğu Asya yaş dostu kentlerinde5 uygulanan yukarıdan aşağıya yaklaşımı reddetmektedir. Quebec örneğinde, yönetişim yaklaşımı ile yaş dostu kentlerin daha verimli olabileceği düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği son iki kentsel alan ise iletişim ve bilgi, toplumsal destek ve sağlık hizmetleri ile ilgilidir. Yaş dostu kentlerin katılımcı yapısı iletişim ve bilgi ağını güçlendirecektir. Bunun yanında kamusal alanlarda bilgisayar ve internet erişiminin sağlanması, geniş örneklemler kullanılarak ihtiyaç haritalarının çıkarılması ve gerek fiziksel çevrenin gerek planlama ve programların danışma ve bilgilendirme yoluyla gerçekleştirilmesi iletişim ve bilgi ağının sürekliliğini sağlayacaktır. Ayrıca yaşlıların sağlık koşullarının iyileştirilmesi, açık alanların temizliğine dikkat edilmesi ve yeşil alanların artırılması da yaşlı dostu kentlerin mutlaka takip etmesi gereken ihtiyaçlardır. Son olarak, yaş dostu kentlerin sürdürülebilir bir nitelik kazanması için literatürde sıkça değinilen “ömür boyu evler” ve “ömür boyu mahalleler”den söz ederek yaş dostu kentlerin kapsayıcılığını vurgulamak gerekmektedir. “Ömür boyu evler” ve “ömür boyu mahalleler”, yaş dostu kentlerin bir bileşenidir ve yaşlıların kent içerisinde hareketli ve bağımsız kalmalarını amaçlarken aşağıdan yukarıya doğru şekillenen bir yaklaşımı da mümkün kılmaktadır. Yaş dostu kentlerin konut ihtiyaçlarının giderilmesi, hizmetlere erişimin kolaylığı, güvenlik ve sosyal katılımın gerçekleşmesi gibi yönetişim odaklı yaklaşımı kentsel çevrenin yalnızca yaşlılara uygun bir şekilde düzenlenmesine değil ömür boyu mahallelerle herkes için mümkün bir kent tasarımına işaret etmektedir.

Yazan: Hamdüsena Eşrefoğlu

 

Yaş Dostu Kentler ve Topluluklar Küresel Ağı

Yaş Dostu Kentler ve Topluluklar Küresel Ağı (WHO Global Network for Age-friendly Cities and Communities), Dünya Sağlık Örgütü’nün 2010 yılında, dünya genelindeki kentler ve topluluklar arasında deneyim paylaşımını ve karşılıklı öğrenmeyi teşvik etmek amacıyla kurduğu bir ağ olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel nüfusun yaşlanması ve yüksek hızdaki kentleşme karşısında atılmış önemli adımlardan biridir. Nitekim bu ağ, bünyesinde bulunan kentler ve topluluklar arasında bağlantı kurmayı, dünya çapındaki know how’ı paylaşarak artırmayı, yenilikçi ve somut çözümler üretmek üzere üyelerini desteklemeyi amaç edinmiştir. Ağa üyelik, söz konusu kentin/topluluğun Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaş dostu statüsünde kabul edildiği anlamına gelmese de bu statüye sahip olma sürecine girdiğine işaret etmektedir.

Sağlıklı ve Aktif  Yaşlanma
Dünyanın farklı bölgelerinden farklı boyutlardaki kentleri ve toplulukları bünyesinde barındıran Yaş Dostu Kentler ve Topluluklar Küresel Ağı, daha fazla yaşlı dostu olma çabasındakileri bir araya getirmektedir. Ağ, yaşlı sakinleri için sağlıklı ve aktif yaşlanmayı destekleyen, kaliteli bir yaşamı teşvik eden ve birbirinden farklı kültürel ve sosyoekonomik niteliğe sahip kentlerden ve topluluklardan oluşmaktadır. Ağa daha fazla yaş dostu olmaya karar veren tüm yerel yönetimler katılabilmektedir. Mevcut durumda ulusal düzeyde üyelik kabul edilmemektedir. Ağa katılmak isteyen yerel yönetimlerden yaş dostu olmaları beklenmemekte fakat bunun için çalışmayı taahhüt etmeleri şart koşulmaktadır. Yaş dostu olmak üzere taahhütte bulunan, bunun için çalışan ve bu süreçteki deneyimlerini diğer üyelerle paylaşan üyeler, ağın bir parçası olmaya devam etmektedir. Peki bu ağa üye olmak ne gibi avantajları beraberinde getirmektedir? Küresel bir bilgi paylaşım havuzuna erişim, bu avantajların başında gelmektedir. Yaş dostu ortamları desteklemeyi misyon edinmiş küresel bir ağ tarafından desteklenmek, Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi web sayfasında faaliyetlerin ve başarıların sunulabileceği bir görünürlük elde etmek, uluslararası düzeyde iş birlikleri kurmak gibi diğer avantajlar da nüfusun hızla yaşlandığı bir dünyada, yaş dostu bir kent olmak için göz ardı edilemeyecek önemli noktalardır. Tüm bu avantajlardan hâlihazırda yararlanmakta olan kentlerin ve toplulukların dünya üzerindeki yaygınlığı ve toplam sayısı da bir hayli dikkat çekicidir. Nisan 2019 itibarıyla Yaş Dostu Kentler ve Topluluklar Küresel Ağı, 41 ülkedeki 833 kenti ve topluluğu kapsamaktadır. Bu, dünya genelinde 229 milyonun üzerinde insana tekabül etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nden Uruguay’a, İran’dan Peru’ya pek çok ülkeden üyeye sahip olan bu ağda Türkiye’den de üç üye bulunmaktadır. 2014 yılında ağa katılarak Türkiye’den ilk üyeliği Antalya iline bağlı Muratpaşa Belediyesi gerçekleştirmiştir. Ardından İstanbul’un en köklü ilçelerinden Kadıköy Belediyesi, 2016 yılında ağa katılmış ve onu 2018 yılındaki üyeliğiyle Mersin takip etmiştir. Yaşlı sakin sayısı her geçen gün artan ve bunun bir eğilim olarak devam edeceği öngörülen kentlerimiz düşünüldüğünde, bu ağa üye olan kentlerimizin ve topluluklarımızın artması ihtiyacı, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olarak karşımızda durmaktadır.

Yazan: Büşra Turan

 

Aktif Yaşlanma

2012 yılı Avrupa’da “Aktif Yaşlanma ve Nesiller Arası Dayanışma Yılı” olarak seçilmiştir. Türkiye’de de 2019 yılı “Yaşlılar Yılı” ilan edilmiştir ve aktif yaşlanma önemli bir başlık olarak gündeme gelmiştir.

Aktif Yaşlanma Nedir?
1997 yılında gerçekleştirilen G8 Zirvesi’ne göre aktif yaşlanma:

  • Yaşlı ve yaşlanan yetişkinlerin ekonomik ve sosyal yönlerden hayatla ilişkilerini devam ettirme isteklerini ve yetkinliklerini yansıtır.
  • Ücretli işin teşvik edilmesinden çok daha fazlasıdır: Eğitim ve serbest zaman da dahil olmak üzere farklı sosyal ve politik boyutlara sahiptir.

G8 Zirvesi’nde aktif yaşlanmanın işaret ettiği aktiviteler görüldüğü üzere yaşlı yetişkinlerin resmi kayıtlarla olsun olmasın her tür gönüllü çalışmasını, ev ve çocuk bakımı konusunda ailelerine, komşularına, arkadaşlarına sağladıkları her tür desteği, sosyal anlamda gerçekleştirdikleri her tür katılımı önemli aktiviteler olarak değerlendirmekte ve bunların toplumca desteklenmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Aktif Yaşlanma Ne Değildir?
Aktif yaşlanmanın teorik ve pratik tarihsel gelişimine bakalım (2): 1960’lara kadar uzanan “başarılı yaşlanma” yaklaşımında, orta yaştan sonra ücretli işten ayrılarak emekli olma ve çocukların yetişkinlik dönemine erişmesi ile ebeveyn olarak sahip olunan rollerdeki gerileme ile sosyal rol ve ilişkilerde yaşanabilen gerilemenin yeni ilişki, aktivite ve yaşam memnuniyeti sağlayacak yollar ile tamamlanmasına işaret etmektedir. Başarılı yaşlanma teorisi, yaşlılığı sosyal rol ve ilişkilerin zorunlu bir kaybı olarak değerlendiren “geri çekilme teorisi”ne eleştirel bir cevap olarak geliştirilmiştir. 1980’lere gelindiğinde, yaşlı birey ve kronolojik yaşı odağa almak yerine, yaşlanma sürecinin kendisini temel alan çalışmalara başlanmıştır. Böylelikle yaşlılığa karşı olumlu bir tutum takınılsa da, ekonomi temelli olan “üretici yaşlanma” yaklaşımı ortaya çıkmıştır. 1990’larda ise Dünya Sağlık Örgütü önderliğinde sağlıklı yaşam ve aktif olma arasındaki bağı esas alan, yalnızca iş ve üretim piyasasına odaklanmayıp toplumsal katılımı da önemseyen, daha geniş kapsamlı bir aktif yaşlanma kavramı gelişmeye başlamıştır. Bu süreç 1997’deki G8 Zirvesi ile olgunlaşmıştır. Görüldüğü üzere yaşlılık döneminde bireyin yaşamından duyduğu memnuniyeti aktif olmasına bağlayan bir tutum, aktif yaşlanmanın içeriğini ele almakta oldukça yetersizdir (1). Sadece ekonomi odaklı bir yaklaşım da yeterli olmayıp sosyal boyutlar önemsenmelidir. Zira sağlık durumu, ekonomik durum ve göçmenlik statüsü gibi politik yönlerden sınırlılıkla karşı karşıya olan yaşlıların tecrübeleri önemsenmelidir. Neticede aktif yaşlanmadan söz ederken dikkat edilmesi gereken anahtar nokta, her bireyin farklı bir yaşam tecrübesine sahip olduğu gerçeğidir.

Aktif Yaşlanma Politikalarda Nasıl Ele Alınmalıdır?
Aktif yaşlanmanın ekonomik bağlam ile sınırlı kalmaması gerek teorik çalışmalar ve bilimsel araştırmalarda ve gerekse de politika yapım süreçlerinde dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır. Aktif yaşlanma uygulamalarının isabetli olması için birey ve içinde yaşadığı toplum arasında işbirliğinin sağlanması, devletin motive edici bir rol üstlenerek gereken kaynakları tedarik etmesi ve aktif yaşlanmayı teşvik etmesi, yaşlı bireylerin sosyal ve ekonomik uyumunu sağlaması önemlidir. Walker (2006) çalışmasında bu hassasiyeti sağlayacak yedi temel belirlemiştir:

  • Aktivite ücretli işten fazlasıdır ve bireyin yaşam memnuniyetine katkı sağlayabilecek her tür aktiviteyi içermelidir.
  • Aktif yaşlanma politikaları yalnızca mevcut yaşlı nesli değil, sonraki nesilleri yani yaşlılarla birlikte yaşlanan nesilleri de hedef almalıdır.
  • Farklı yaşlı grupları arasında yapılan ayrım kendi içinde tehlikelere sahiptir, gündelik hayatlarında destek ve bakıma ihtiyaç duyan yaşlılar da dahil edilmelidir.
  • Nesiller arası dayanışmanın sağlanması modern aktif yaşlanma yaklaşımında önemli bir nokta olmalıdır.
  • Aktif yaşlanma hem hakları hem de sorumlulukları içermelidir.
  • Aktif yaşlanma stratejisi yeni katılım imkânları sağlayıcı ve mevcut katılımları da güçlendirici olmalıdır.
  • Aktif yaşlanma milli ve kültürel çeşitliliğe saygılı olmalıdır.

Yazan: Ferhan Saniye Palaz

 

İstanbul’da Yaşlıların Durumu

İstanbul’da 2018 yılında yapılan nüfus sayımına göre 1 milyon 99 bin 348 yaşlı yaşamaktadır. Bu sayı 15 milyonluk İstanbul nüfusunun %6,68’ine denk gelmektedir. Bu sayının %57’si kadın %42’si erkektir. İstanbul’da yaşlı nüfusun en yüksek oranda yaşadığı ilk beş ilçe sırasıyla Kadıköy (%9,44), Adalar (%8,67), Şile (%8,59), Beşiktaş (%7,55) ve Bakırköy (%7,17) ilçeleridir. En az yaşlının yaşadığı ilçeler ise Esenyurt (%1,54), Sultanbeyli (%1,55), Sancaktepe (1,64), Başakşehir (%1,74) ve Sultangazi (%1,87) ilçeleridir. Görüldüğü üzere İstanbul’un eski yerleşim yerlerinde yaşlı nüfus oranı daha yüksektir. Bununla birlikte Çatalca ve Şile gibi kentin çeperlerindeki ilçelerde de yaşlı oranı yüksektir. Bunun sebebi bu ilçelerde kırsal yerleşim bölgelerinin var olması olarak görünmektedir. Yaşlı nüfusun oransal olarak en az yaşadığı ilçeler göç ile kurulmuş ilçelerdir. 1980 sonrası dönemde Anadolu kentlerinden yoğun göç alan bölgelerden olan Esenyurt, Sultanbeyli ve Sancaktepe en düşük yaşlı oranına sahip ilçelerdir (TÜİK, 2018).

Grafikten de anlaşılacağı üzere yalnızca son on yıl içerisinde İstanbul’da yaşayan yaşlı birey sayısı 200 binden fazla artış göstermiştir. İstanbul için doğuşta beklenen yaşam süresinin 75,8 olduğu da düşünülürse ilerleyen yıllarda bu artışın ivme kazanacağı ön görülmektedir. İstanbul’da hanelerin %17,2’sinde yaşlı birey bulunmaktadır. Tek başına yaşayan yaşlı oranı ise %3,5 olarak belirtilmektedir. İstanbul’da yalnız yaşayan yaşlıların %78,1’i kadın yaşlılardan oluşmaktadır. Kadın yaşlıların ortalama yaşam süresinin uzun olmasıyla birlikte artan yalnız yaşayan kadın yaşlıların sayısındaki bu artış dikkat çekmektedir. 2013 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen bir araştırmaya göre İstanbul’da yaşlıların yaşam tercihleriyle ilgili bulgular yaşlıların nerede yaşamak istediklerini anlamakta yardımcı olacaktır. Bu araştırmaya göre yaşlıların %34,6’sı “oğlumun yanında kalırım”, %33,9’u “evde bakım hizmeti alırım”, %15,9’u “huzurevine yerleşirim”, %11,3’ü ise “kızımın yanında kalırım” demişlerdir (TAYA, 2013).

Yaşlıların Kentsel/Kamusal Alanla Kurdukları İlişki
Yaşlıların gündelik hayatlarını nasıl sürdürdüklerine bakacak olursak ibadetle meşgul olmak, kahvehaneye gitmek, spor yapmak, el işi gibi alışkanlıkların yaşlıların gündelik hayatlarını şekillendiren aktiviteler olarak gözükmektedir.  Bunun yanında yaşlıların kentsel/kamusal alanla kurdukları ilişkiye bakacak olursak, sinemaya ya da tiyatroya gitme sıklıkları düşüktür. Misafirliğe gitme sıklıkları ise görece daha yüksektir. Yaşlıların gezmeyi ve yürüyüş yapmayı sık sık tercih ettikleri görülmektedir (Otrar&Kurtkapan, 2015, s. 181). Bir metropol olan İstanbul’un sahip olduğu yaşam ritmi içerisinde yaşlıların konumu iyi tespit edilmeli ve bu anlamda kent ile etkileşim içerisinde yaşlılara imkânlar sunan bir kent tahayyül etmeliyiz. Eşit kullanım ve erişilebilirlik, kentsel tasarımda göz önünde bulundurulması gereken en temel ilkeler olmalıdır.

Yazan: Furkan Başarslan

 

Sayılarla Türkiye’de Yaşlılık

Tıp alanındaki gelişmelerle birlikte beklenen yaşam süresindeki artış günümüzde yaşlı bireylerin nüfusumuz içerisindeki oranını arttırmıştır. Tarihsel olarak bakıldığında 1935’te kayda geçen verilere göre 16 milyon civarında olan Türkiye nüfusunun %3,9’u yaşlı iken, 2018’e gelindiğinde 82 milyon içerisinde yaşlı nüfusun payı %8,8’e ulaşmıştır. Bu oran 7 milyon 186 bin 204 kişiye denk düşmektedir. TÜİK’in nüfus projeksiyonuna göre ise yaşlı nüfusun 2023 yılında %10,2’ye, 2040’da % 16,3’e, 2060’ta %22,6’ya ve 2080’de %25,6’ya yükselmesi öngörülmektedir.

2018’de Türkiye genelinde yaşayan yaşlıların %44,1’i erkek, %55,92’u ise kadındır. Kadın yaşlıların oranının yüksek olması doğuşta beklenen yaşam sürelerinin cinsiyete göre farklılaşmasıyla açıklanabilir. Ülkemizde erkekler için beklenen yaşam süresi 75,3 iken kadınlar için 80,8 yıl olmuştur. Beklenen yaşam süresi 65 yaşına ulaşmış bireyler için ise 17,7 yıl olarak tahmin edilmektedir. Beklenen yaşam süresindeki bu artış, yaşlılık döneminin insan hayatında uzun yılları kapsadığına işaret etmekte ve yaşlıların aktif yaşlanma sürecine dahil olmalarının gerekliliğini göstermektedir.

Kentler dikkate alındığında doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek olan ilk beş kent şu şekilde sıralanmaktadır; Tunceli (80,7), Muğla (80,3), Trabzon (80,0), Mardin (79,8) ve Gümüşhane (79,8). Kent bazında beklenen yaşam süresinin en düşük olduğu yerler ise Kilis (76,1), Ağrı (76,8), Kütahya (76,8), Ardahan (76,9) ve Gaziantep (76,9) olmuştur. Türkiye’de yaşlıların büyük bir çoğunluğu kentlerde yaşamaktadır (%86,01). Kırda yaşayan yaşlı sayımız ise görece daha azdır (%13,98). Türkiye’de en çok yaşlının yaşadığı iller sırasıyla İstanbul (1.006.545), İzmir (470.098), Ankara (453,824), Bursa (267.226), Konya (201.451)’dır. Bu sıralama en çok nüfusa sahip olan illerde yaşlı sayısının da fazla olduğunu göstermektedir. Bu veriyle birlikte ele alınabilecek olan bir başka veri ise kentlerin toplam nüfusu içerisindeki yaşlı oranıdır. Bu veriye göre oransal olarak en çok yaşlının yaşadığı ilk beş kent sırasıyla Sinop (%22,19), Kastamonu (%20,79), Artvin (%18,84), Giresun (%18,81) ve Çorum (%18,34)’dur (TÜİK, 2018). Türkiye’de oransal olarak en az yaşlının bulunduğu beş kent ise sırasıyla Hakkari (%4,59), Şırnak (%5,025), Van (%5,86), Şanlıurfa (%6,39) ve Batman (%6,69)’dır. Ülke geneline bakıldığında Doğu kentlerinde yaşlı nüfusun oransal olarak daha az bulunduğunu söylemek mümkündür. Karadeniz ve İç Anadolu Bölgeleri’nde ise oransal olarak daha fazla yaşlı yaşamaktadır.

Yaşlanma ve Eğitim Düzeyi İlişkisi
Yaşlılık ve yaşlanmanın anlamlı bir şekilde ele alınabilmesi için önemli değişkenlerden biri de eğitim düzeyidir. Yaşlıların %43,8’i ilkokul mezunudur. Okuma yazma bilmeyen yaşlı oranı ise %19,2’dir. Bir yüksekokul ya da fakülte bitirmiş olan yaşlı oranının %5,44 olduğu görülmektedir (TÜİK, 2017). Türkiye genelinde yalnız yaşayan yaşlıların oranı %5,4’tür. Yaşlıların çoğu çocuklarının yanında yaşamayı istemektedir (%40,2). Evde bakım hizmeti almak isteyen yaşlıların oranı (%38,6), huzurevine gitmek isteyen yaşlı oranı da %7,7’dir (TÜİK, 2016).

Yaşlılıkta Yaşam Memnuniyeti
TÜİK’in 2017 yılındaki Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre 65 yaş ve üzeri bireylerin mutluluk düzeylerine bakıldığında %5,68’inin çok mutlu, %55,52’sinin mutlu, %26,75’inin orta seviyede mutlu, %10,5’unun mutsuz ve %1,55’inin çok mutsuz olduğu görülmektedir. Bu konuyla ilgili yapılan değerlendirmelerde yaşlı bireylerin mutluluk düzeylerinin yüksek olmasının “kanaatkarlık” kavramıyla açıklanabileceği belirtilmektedir. Yaşlı bireylerin mutluluk kaynaklarına bakıldığında %83,53 ile sağlık ilk sırada yer almakta ve sevgi %9,62 onu takip etmektedir. Türkiye’de yaşlanan nüfus için hizmet üretilmesi gereken ve tüm boyutlarıyla ele alınması gereken sosyal bir gerçek olarak önemli bir çalışma alanı oluşturmaktadır. Yaşlılığı yaşamın bir evresi olarak ele alıp, sosyal ve ekonomik alanda yaşlılarımıza yer açmalı ve aktif bir yaşlanma süreci desteklenmelidir.

Yazan: Furkan Başarslan

 

Dünyada Yaşlanma

Dünyada Yaşlı Nüfusuna Dair İstatistikler: Dün, Bugün, Yarın

  • Birleşmiş Milletler’in “Dünyada Yaşlanan Nüfus 2017” raporuna göre tüm dünyada 60 yaş ve üzeri nüfus, 1980’de 382 milyonken 2017’de 962 milyona çıkarak ikiye katlanmıştır. 2050’de yeniden ikiye katlanıp 2.1 milyara yükselmesi beklenmektedir.
  • 2030’da yaşlı nüfusun 1.41 milyar olması ve 10 yaşa kadarki çocuk nüfusundan 10 milyon daha fazla olması beklenmektedir.
  • 2050’de 60 yaş ve üzeri nüfusun 2.1 milyar ile 10-24 yaş arası genç nüfustan 100 milyon daha fazla olması beklenmektedir.
  • 2017’de 80 yaş ve üstü nüfus 137 milyon iken 2050’ye gelindiğinde üç katına çıkarak 425 milyon olması beklenmektedir.

En Çok Yaşlı Nüfusu Gelişmekte Olan Bölgeler

  • Dünyada yaşlıların 3’te 2’si gelişmekte olan bölgelerde yaşamaktadır ve 2050’ye gelindiğinde bu oran her 10 yaşlıdan 8’i şeklinde olması beklenmektedir.
  • Nüfusun yaşlanması tüm dünyada, hiçbir ülke ayırt etmeksizin gerçekleşmekte olup azalan doğum oranları ile uzayan ömrün bir sonucudur.
  • Nüfusun yaşlanması Kuzey Amerika ve Avrupa’da en ileri düzeydedir: 2017’de her 5 kişide 1 kişiden daha fazlası 60 yaş ve üzerindedir.
  • Tüm dünya yaşlanmaktadır: 2050’de Avrupa’nın %35’i, Kuzey Amerika’nın %28’i, Latin Amerika ve Karayipler’in %25’i, Asya’nın %24’ü, Okyanusya’nın %23’ü ve Afrika’nın da %9’u yaşlı olacaktır.

Yaşlılar kimlerle birlikte yaşıyor? Peki ya yalnız yaşama oranları neler?

  • Elimizde veri olan 143 ülke ve bölgede 60 yaş ve üzeri nüfusun özerk yaşama oranı oldukça çeşitlidir. Özerk yaşam ile BM yaşlı bireyin tek başına ya da yalnızca eşi ile yaşamasını yani çocukların hanede olmamasını referans almaktadır. Bu oran en düşük %2.3 ile Afganistan’da ve en yüksek %93.4 ile Hollanda’dadır.
  • 2010’da Asya, Afrika, Latin Amerika ve Karayipler’de, 60 yaş ve üzeri nüfusun yarısından fazlası en az bir çocuğu ile birlikte yaşamaktadır, Avrupa ve Kuzey Amerika’da bu oran %20’dir.
  • Genel olarak yaşlı kadınların yaşlı erkeklere kıyasla yalnız yaşama ihtimali daha yüksektir. Afrika’da da Avrupa’da da yaşlı kadınların yalnız yaşama ihtimali yaşlı erkeklerden iki kat fazladır.
  • 67 ülkeden alınan veriye göre son on yıllarda yaşlılar arasında özerk yaşam artmıştır: 1990’da %24 iken 2010’da %37 olmuştur. Çocuklar ile birlikte yaşama ise 1990’da %65’ten 2010’da %53’e düşmüştür.

 

Nüfusun Yaşlanması Politikalara Nasıl Yansıyor?

Tüm dünyada nüfusun ortalama yaşı yükselmeye devam ettiği için, tüm ülkelerin hükümetleri yaşlı ve yaşlanan bireylerin ihtiyaçlarını hedefleyen politikalar üretmek zorundadır. Bu ihtiyaçlar arasında 1) Uygun konutların sağlanması, 2) Yeterli istihdamın oluşturulması, 3) Sağlık ve bakım hizmetlerinin yeterli hâle getirilmesi, 4) Sosyal korumanın sağlanması ve 5) Kuşaklararası ilişkilerin tesis edilmesi sayılabilir.

Yazan: Ferhan Saniye Palaz

 

Kentsel Dönüşüm: Yaşlılar için Bir Tehdit mi, İmkân mı?

Kentsel dönüşüm bugünün metropolleri ve büyükşehirleri için önemli gündemlerden birini oluşturmaktadır. Hızla gelişen ve nüfusu yoğunlaşan kentlerdeki yapılı çevrenin niteliğinin yükseltilmesini amaçlayan kentsel dönüşüm çalışmaları, kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Kent ekonomilerinin yapısal değişimlerinin bir sonucu olan kentsel dönüşüm, sermayenin kendini var ettiği bir araç olarak konumlanabilmektedir. Ayrıca üretimden hizmetler sektörüne geçişte kentlerde yaşayan yeni orta ve üst sınıfların konut taleplerinin karşılanması kentsel dönüşüm ile mümkün olmaktadır. Sermaye kentsel dönüşüm ile kendini yeniden üretirken kentteki farklı toplumsal grupların yerleşim pratiklerini de belirlemektedir.

İnşanın yanı sıra yıkımın başat olduğu kentsel dönüşüm uygulamalarında kentte zaman içinde organik olarak gelişen yapılı çevrenin bir anda yıkılması söz konusudur. Yaşlılar bu yıkımlardan en fazla etkilenen grupların başında gelmektedir. Mekânla ve bu mekânı oluşturan sosyal ilişkilerle sıkı bir bağı olan yaşlılar için kentsel dönüşüm ile ortadan kaldırılan sadece binalar değil hatıraların var ettiği mazidir. Mekânda geçirilen süre arttıkça aidiyet ve bağlanma da artmaktadır. Bu durum hatıralarla ilgili olduğu kadar aşinalık açısından da önemlidir. Mekâna, insana, yapılı ve doğal çevreye aşina olmak gündelik hayat pratiklerini kolaylaştıran, insana kendini güvende, hatta evinde hissettiren bir özelliktir. Yaş aldıkça insanın güven arayışı önem kazanmaktadır, özellikle bir metropolde ya da büyükşehirde yaşıyorsanız. Mekânla kurulan yakın ilişki ve mekâna aşinalık yaş aldıkça kamusal mekânın kullanımını da önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır. Aktif yaşlanma açısından en önemli meselelerden birinin kamusal mekân pratikleri ve kullanımı olduğu dikkate alınırsa kentsel dönüşümün kamusal mekânları nasıl dönüştürdüğü ve gündelik hayata hangi düzeyde etkide bulunduğu önemli hâle gelir. Kentsel dönüşümle sadece binalar değil sokak, cadde ve mahalle ölçeğinde değişimler yaşanabilmekte ve aşina olunan, sürekli deneyimlenen kamusal mekânlar ve pratikler yaşlı bireyin hayatından çıkabilmektedir. Yeni bir sosyomekânsal çevrenin inşa edilmesi erişilebilirlik ve kullanım açısından kolaylıklar sağlasa da zaman içinde oluşan pratiklerin ve mekânsal ilişkilerin yerini tutmayabilir. Bu bağlamda kentsel dönüşüm yaşlıların mekânla ve mekân üzerinden geliştirdikleri toplumsal ilişkileri olumsuz etkileyebilir ve aktif bir yaşlanma deneyiminden uzaklaştırabilir.

Mekansal Çevre ve Aktif Yaşlanma İlişkisi
Diğer taraftan kentin hızlı gelişimi nedeniyle oluşan mekânsal çerçeve yaşlıların gündelik hayat pratiklerini zorlaştırabilmektedir. Konut içindeki eksiklikler ve yanlış tasarım uygulamaları; bina içindeki -başta asansör, merdiven, giriş rampası olmak üzere- donanım ve imkân yetersizliği; kaldırımların olmaması ya da dar olması; mevcut kaldırımların yürünebilir olmaması (yüksek, çukur, boşlukta duran parke taşları vb.) ve niteliğinin düşüklüğü; park, kamusal tuvalet vb. mekânların az olması ve/veya yaşlıların kullanımı için uygun olmaması söz konusudur. Bu mekânsal çevrenin aktif yaşlanmayı mümkün kılacak yaş dostu bir yapıda olması gerekmektedir. Bunun için bazı mekânsal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Kentsel dönüşüm söz konusu düzenlemelerin yapılması için bir imkân olarak değerlendirilebilir. Yaşlılar için kentsel dönüşüm hem bir tehdit hem de bir imkân olma potansiyeline sahiptir. Sermayenin yıkıcı baskılarına direnerek kentsel dönüşümün sosyomekânsal çevreyi bütünüyle değiştirmesi önlenerek yaşlılar açısından bir tehdit olmasının önüne geçilebilir. Diğer taraftan farklı mekânsal düzenlemeler için kentsel dönüşüm bir araç olarak kullanılarak yaşlı bireylerin aşina oldukları mekânda ve o mekânı var eden toplumsal ilişkilerden kopmadan/ayrılmadan aktif bir biçimde yaşlanabilecekleri kentsel koşullar oluşturulabilir. Böylelikle hâlihazırda mevcut uygulamalarda yaşlılar için bir tehdit olarak görülen kentsel dönüşüm bir imkân hâline gelebilir.

Yazan: Murat Şentürk

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Mayıs-Haziran sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın