“Kimseye Etmem Şikâyet, Ağlarım Ben Halime”

Hece ile şiir yazan ilk kadın şairimiz İhsan Raif, lirik şiirlerin yanı sıra vatan sevgisi ve dinî duygular ihtiva eden şiirlerde yazmıştır. Balkan mağlubiyetinden sonra Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin düzenlediği büyük mitingde, Fatma Aliye ve Halide Edip ile birlikte kürsüye çııkıp şiir okumuş kadınlar arasındadır. İhsan Raif yalnızca şiir yazmamış aynı zamanda şiirlerini bestelemiştir. Güfte ve bestesi kendisine ait on dokuz eseri bilinmektedir.  

İlk kez, bir taş plaktan dinlemiştim bu şarkıyı, sözleri müziğin arasında yoğurulduğu için o an tam olarak seçememiştim kelimeleri. Nihavent olduğunu sonradan öğrendiğim makamı beni tarifsiz hüzünle içine çekmişti. Aynı şarkıyı daha sonra diğer seslendiren ustalardan da dinledim. Sırayla Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Melihat Gülses ve Bülent Ersoy’dan dinledim. Aynı sözler üzerine her biri farklı hikâye anlatıyor gibiydi. Müzeyyen Senar’ın yorumu sarstı diyebilirim, sanki sonradan detaylarını öğreneceğim öyküyü birebir yaşamışçasına aktardığı his, yüreğimi yaktı. Sonrasında birkaç kez daha ondan dinledim. Yıllar sonra bu sözlerin, dolayısıyla şarkının sahibi İhsan Raif Hanım’ın hikâyesini araştırdığımda bu dizelerin hazin bir aşk anlatımı değil, derin bir umutsuzluğa dair olduğunu anladım. Kelimeler, engellenemez bir kaderin dile getirilişi, belki de yazıya dökülmüş gerçek haykırışlardı. Belki de tahmin edemediğiniz kadar günümüzün kadın hikâyelerinden biriydi. Çaresizce var olmak için çırpınan bir kadının yok oluş hikâyesi… Köşeye sıkışmış, sesini duyuramayan, boyun eğmek ve razı gelmek zorunda bırakılan kırk dokuz yıl… İşte, bir hayatın elden kaçışı…

Kısa ömrüne, kısıldığı kapan içinde  hemen her şeyi katmaya çalışmış, denemiş, aslında çırpınmış yürekli bir kadın İhsan Raif Hanım… Masumiyet, baskı, otoriteye boyun eğme, özgüven, cesaret, dört evlilik, çocuklar, milli mücadele koşturmaları, kadın hakları derken şiir ve yazı girmiş tüm ömrüne. Vezir Köse Mehmed Raif Paşa’nın kızı olarak Beyrut’ta dünyaya gelmiş. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezmiş. Müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri almış. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duymasının ardından döneminin şairlerinden Rıza Tevfik’in etkisiyle hece vezniyle halk şiiri tarzında şiirler yazmış.  “Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizden” diye geçiyor edebiyat dünyasında.  Kendini, duygularını ve hayallerini yazdığı için şiirleri aşk ve yoğun duygularla dolu.

Çok fazla hakkında yazılmamış bir kadın olmasına rağmen renkli bir hayatı olmuş. Aslında, onu bu denli kadınsı, bu denli duygu dolu, bu denli zengin bir ruh haline dönüştüren yaşanmış zorlu bir hayat çizgisi var. Belki de bir şekilde yarım kalan karması tüm hayatı boyunca onu kovalamış durmuş, sürekli tekrarları yaşamış her dönemeçte. Filmlere konu olacak kadar yoğun fakat bir o kadar da yalın bir hayatı olmuş. Yaşadığı Taş Konak’ta çocuk denecek çağda (13) gerçek dışı talihsiz bir olayın, iç yüzünü anlatma fırsatını bile bulamadan zorla evlendirilmeye kadar varması ve sonrasında içine düştüğü trajik döngüden çıkamayışı… Aydın bir ailede büyümesine rağmen toplumsal baskının, babası Köse Mehmed Paşa’nın dayatmaları ile infaz benzeri bir kararın uygulanması. Gerçek dışı kurgulanmış bir tahmin sonucu bir kız çocuğunun masum olmasına rağmen ispatlanamadan kesin hükmünün verilmesi… Kızının bu yalvarışları Raif Paşa’yı hiç etkilemiyor. İçine düştüğü köşeye sıkışmışlık, bu dizeleri yazdırıyor ona:

“Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

Küçük yaşta istemediği bir evlilikle sonuçlanan olay İhsan Raif’in hayatında büyük değişikliklere ve acılara yol açıyor.On dört yılın ardından, 27 yaşında ve üç çocuk annesi genç bir kadın olarak ayrılır eşinden ve yeni bir hayata hazırlar kendini. Kısa sürede ikinci ve üçüncü evliliklerini yapar. Dönemin tanınmış kadın şairlerinden biri olmuştur artık. Üçüncü eşi şair Şahabettin Süleyman’ın ani ölümü, onun tekrar içine kapanmasına neden olur. Bir süre sonra en üzüntülü günlerinde yanında olan Strazburglu şair Bell ile dördüncü evliliğini yapmaya karar verir. Bu son evliliğini yaşadığı dönem, edebiyat hayatına verdiği katkılarla değil sonu gelmeyen dedikodularla hatırlanmasına neden olacaktır. Son eşiyle birlikte hayatının sonuna kadar İsviçre’de yaşar. 1926’da apandisit ameliyatı için gittiği Paris’te kırk dokuz yaşında yaşamını yitirmiştir. Mezarı İstanbul, Rumelihisarı’nda bulunmaktadır.

Neden gülmesin gül gibi yüzler;
Niçin ağlasın o güzel gözler,
Niye sevgiye sevimsiz sözler,
Söylenir diye şaşar ağlarım.

Şu gördüğümüz rengârenk, çiçek,
Sevdalı bülbül, arı, kelebek,
Yekdiğerini bırakıp gidecek:
Vefasızlığa bakar ağlarım.

Solmasın dersin sümbülüm, gülüm;
Yârin elinden alacak ölüm;
Bütün dünyayı inletse ünüm;
Çaresizlikten coşar ağlarım.

Neş’e gizlenir çöker bir melal;
Her vücut, her şey mahkûm zülal;
Son nefese kadar tükenmez cidal,
Tükenmez derdim sayar ağlarım.

Aklım ermiyor of, ne haldir bu?
Yaşamak için dert, mihnet kaygı;
Bir zevke bedel bin acı duygu;
Duygusuz felek sorar ağlarım.

Zalimler ceza görmeli elbet.
Mazlumlar niçin çeksinler zahmet?
Hak çiğneniyor, nedir bu hikmet?
Haksızlıklara yanar ağlarım.

Not:

“Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben halime,” şiirine konu olayların geçtiği, Taş Konak bugün Şişli Kaymakamlığı olarak kullanılmaktadır.  Mehmet Raif Paşa vezir olduğunda, II. Abdülhamid’in emri ile tahsis edilen arsa üzerine 1889 yılında inşa edilmiştir. O dönemde İstanbul’da birçok ahşap konak yapılırken, bu konağın inşasında taş kullanılması sebebiyle adı Taş Konak olarak anılmıştır. Nafıa ve Ziraat Nazırı Köse Mehmed Raif Paşa’nın ikametgâhı olarak kullanılmıştır.

Yazar: Dilek Alp

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Ocak-Şubat sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın