Çukurları Sanatla Dolduran Adam Jim BACHOR

CHICAGO SOKAKLARINDAKİ ÇUKURLARI MOZAİK SANATIYLA DOLDURMASI İLE ÜNLENMİŞ BİR SOKAK SANATÇISI: JIM BACHOR

Sadece bir sokak sanatçısı demek yeterli değil Jim Bachor’dan bahsederken. Amerika’nın üçüncü büyük kenti Chicago’nun rüzgârlı ruhuna uygun bir sanatçı. Bilinen tarihinde 1795 yılına dayanan kentin tanınırlığı, peyzajı, yolları ve özgün mimarisi ile örnek teşkil ediyor. Bachor için kent yaşantısının içinde, kent insanlarının yanında, korumacı, duyarlı ve tepkilerini en etkin yollarla dile getiren bir sanatçı demek çok daha doğru olur. Jim Bachor, sokaklardaki çukurları mozaik sanatıyla doldurması ile ünlenmiş bir sokak sanatçısı. Duygularını ifade ederken kendi özgün tarzını bulmuş ve ne yaptığının çok farkında.  Sizler için Jim Bachor ile internet üzerinden bir röportaj gerçekleştirdik.

Sizi sosyal medyadan iyi tanıyoruz. Hakkınızda araştırma yaptığımızda Chicago’nun en ünlü sokak sanatçısı olduğunuz bilgisine rastladık. Hakkınızda yazılan özgün yazılar Türkiye’ye kadar ulaştı. Sizi tanıyabilir miyiz?
Bunu duymak çok güzel, onur duydum. 1964 Chicago doğumluyum. Grafik tasarımcı, sokak ve mozaik sanatçısı olarak çalışıyorum. Antik teknikler kullanarak mozaik tasarımlar yapıyorum. Chicago, New York, Philadelphia, Detroit, San Antonio, Nashville, Los Angeles, Carrara, İtalya ve Jyväskylä, Finlandiya sokaklarındaki çukurlara tasarladığım mozaiklerle tanındım. İtalya Pompeii’yi ziyaret ettikten sonra, eski bir volkandan çıkan mozaikler buldum ve 2013’te Chicago’daki çukurları mozaiklerle “çukur değil” mesajı vererek doldurmaya başladım. Bir nevi dikkat çekmekti niyetim. Yaptığım iş sanat yapmaktan ziyade, sokak yüzeyinden çok daha derinlere iniyordu. Biraz mizahi, biraz bilgilendirme, biraz protesto, biraz da sorunlara dikkat çekerek çözüme ulaşma diyebilirim. Konferanslar ve sergilerle biraz daha sanatsal yönümü besliyorum.

Mozaik sanatını dünyada iz bırakmak için yaptığınızı söylüyorsunuz. Dünyada iz bırakmak neden bu kadar büyüleyici? İz bırakmak size ne ifade ediyor?
1990’ların sonlarında ilk kez Avrupa’yı (Paris, Londra, Roma) ziyaret ettiğimde mozaik sanatına âşık oldum diyebilirim. Bu ilk keşif, bugüne kadar devam eden antik tarih konusunu benim için büyüleyici kıldı. Avrupa’da o kadar çok tarihi kalıntı var ki ABD’de sahip olmadığımız bir şey bu. Aslında bu kalıntılar, reklam sektöründe bir grafik tasarımcı olarak benim tüm hayal gücümü ateşledi. Yıllar önce seyircilerin oturduğu yerde oturabileceğiniz eski stadyumlar gibi harika. Neyse, Pompeii’ye ilk ziyaretim sırasında tur rehberimiz bir mozaiği işaret etti. “Cam ve mermer solmaz, bu yüzden bu sanat eseri, neredeyse 2000 yıl önce tasarlanan sanatçıya benziyor.” dedi.  Bu tanım inanılmazdı. Birinin, o kadar uzun süre dayanabilecek bir sanat eseri yapabileceği fikri beni hayrete düşürdü. Bu düşünce çalışmamı bugüne taşıdı. 12 yaşındaki ikiz oğullarımın şerefine bir piramit inşa edemeyeceğimi biliyorum. Bunun yerine ben gittikten sonra uzun süre kalabilecek sanat eserleri üretiyorum. Gelecekte insanlar, bunları beğenip beğenmeyeceklerine karar verebilirler.

Sokaktaki çukurları sanatla doldurmak düşüncesi oldukça ilginç? Bu düşünce nasıl oluştu? Nasıl tepkiler aldınız?
Çukurlar çözülemez bir problemdir. “Sabit” olurlar ve birkaç ay sonra tekrar onarılmaları gerekir. 2013’te çukurlar sokaklarımızda özellikle de Chicago’da çok kötüydü. Bu tahrip edilemez sanat formuna (mozaikler) olan tutkumla birlikte, evimin dışındaki bu sorunlara çözüm olarak başvurdum. İlk başta çukur sanatını yaptığımı söyleyemedim. Polisle başımı belaya sokmaktan endişelendim. Ayrıca, şehirdeki tren istasyonlarından birinde mozaik yapmak için Chicago Transit Authority’de (CTA) büyük bir görev aldım. Başım belaya girip bu komisyonu kaybederim diye endişelendim. Sonunda bir arkadaşım beni dinlemedi ve ne yaptığımı anlatmak için gazete ve televizyon haber şovlarına başvurmaya başladı. Bir girişim diğerine, diğeri bir başkasına yol açtı ve sonra canlı bir televizyon şovu, gazete makaleleri, çevrimiçi makaleler vb. derken ünüm yayıldı ülkede.

Antik dünyada, günlük yaşamın görüntüleri mozaik ile ifade edilmiş. Siz mozaiklerinizde popüler kültürün simgelerini kullanıyorsunuz. Neden bu simgeler? Bu bir eleştiri mi?
Yapmaya çalıştığım şey, 21. yüzyılda mozaik sanatını daha da ileri götürmektir. İnsanlar “mozaik” deyince dini ikonlar, geometrik desenler veya Togas’ta yaşayan insanlar anlıyorlar. Bir boşluğu doldurma ve bu eski tekniği çağdaş topluma geri getirme fırsatını yakaladım. Mizahımın bir kısmını işime sokmayı seviyorum. Günümüzde kahveye (en azından ABD’de) ya da abur cubur yiyeceklere tapınan insanları eğlenceli bir şekilde tiye almak hoşuma gidiyor. Bu tam bir eleştiri değil aslında -daha gözlemsel- kendimize bakmak ve bazen ne kadar saçma göründüğümüzü görmek diyebilirim. Ayrıca, normalde mozaik gibi eski bir teknik kullanarak oluşturulmuş bir çalışmada asla göremeyeceğiniz bir konuyu görmenin komik olduğunu düşünüyorum (ezilmiş bir bira kutusu veya atıştırmalık cips gibi). Çukur sanatımla özellikle evrensel “gerçekleri” yan yana koyuyorum bazen. Yani herkes “çukurlardan nefret ediyor” ve herkes çiçek veya dondurmayı “çok seviyor” anlamına geliyor. İki uç uca zıtlıktan hoşlanıyorum, herkesin nefret ettiği bir şeyi almak ve onu herkesin sevdiği bir imgelemle doldurmak.

Röportajlarınızda sokakların bakımından sorumlu otoritelerin yaptığınız işten pek hoşlanmadıklarını anlıyoruz. Sizce sorumlu otoriteler neden bu olumsuz bakış açısına sahip?
Aslında, 6 yıl boyunca çalıştığım hiçbir şehirde sokak bakım personelleri ile herhangi bir olumsuz etkileşimde bulunmadım. Şehirdeyken bir gazeteye (The New York Post) röportaj verdim. Muhabir, kentin Ulaştırma Bakanlığı’ndan bu hikâye için yaptığım çalışmayı yanıtlamasını istedi. Bundan hoşlanmadıklarını, sürücülerinin dikkatini dağıttığını ve onları çıkaracaklarını söylediler. Çok ciddiydiler. Çukur mozaiklerinin çoğunu bir hafta içinde sokaktan söktüler. Polisle birçok kez etkileşime girdim. Sonrasında ne yaptığımı anladılar ve bir daha sorun yaşamadım.

Bir sokak çukurunu sanatla doldurma macerasını tarif edebilir misiniz? Hangi mozaiğin yapılacağına nasıl karar veriyorsunuz ve ne kadar sürüyor?
Sanat stüdyomda önce her şeyi taslak olarak tamamlıyorum. Her parçanın tamamlanması yaklaşık 8-10 saat sürüyor. Vaktim olduğunda doldurulması muhtemel çukurların bir listesini tutarım. Ve yapmaya hazır hale getiririm. Kurulumlar iki adımda gerçekleşir. Birinci adım yaklaşık 1,5-2 saat sürer. Sanat eseri kurulduktan sonra tüm malzemeleri sahaya (su, beton, süpürgeler, paçavra vb.) getiririm, onları trafik konileri ile korurum. İkinci adım yaklaşık 8 saat sonra (sıcaklıklara bağlı olarak) veya beton kuruduktan sonraki gün olur. Tel fırçalarla mozaikleri ovalarım ve eskisi kadar gerçek görünür. Sonra son fotoğraflarını çeker ve tamamlandığını düşünürüm. Ayrıca takipçilerin / hayranların bulması için yakınlarda bir yerde “minik hediyelikler” bırakırım ve ardından Instagram ve Facebook’ta yeni çalışmalarımı duyururum. Konu ile ilgili ortak bir temaya dayanan çok parçalı serilerde çalışmayı seviyorum. Mümkün olduğunca, çalıştığım bölgeye uygun temayı ararım. Bu, çalışmakta olduğum yerel alana uyum anlamına geliyor. Yani eğer bir abur cubur üzerine seri hazırlıyorsam, o kentin insanları için popüler olan yerel bir üründen bir parça denerim.

 NOT:

Türkiye’yi ziyaret etme şansınız oldu mu? Türkiye tarihi mozaikler açısından zengin bir yer. Bu tarihi mozaikler arasında İstanbul’un sokak çukurlarına bir iz bırakmak ister misiniz?
Aaa tabii biliyorum! İki kere Türkiye’ye geldim ve çok sevdim, Türkler harika insanlar. Keşfedilmeyi bekleyen sayısız antik kent kalıntınız var. Ülkeniz toprakları bu konuda çok zengin. Aşağı yukarı ülkenizde 1000 mil (1600 km) yol yaptım. İstanbul’da biraz zaman geçirip sonra İzmir’e ve sonra Antalya’ya ulaştım. Yol boyunca antik kalıntıları araştırdım, bilgi aldım. Finansman sorununu çözebilirsem İstanbul’da da bu konuda çalışmak isterim. Büyüleyici, tarihi bir kent.

Röportaj: Bahar Alban / Fotoğraf : Jim Bachor

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Mart-Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın