Havana’da Esrik Bir Rüzgâr: Ernest Hemingway

ERNEST HEMINGWAY, İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA KÜBA’YA GİDEREK HAVANA’DA BİR OTELE YERLEŞTİ. RUHSAL AÇIDAN EN YARATICI DEDİĞİ YILLARINI BURADA GEÇİRDİĞİNİ HER FIRSATTA DİLE GETİRDİ.

Amerikalı romancı ve gazeteci Ernest Hemingway, kıyıya ilk adım attığı anda Küba’ya aşık oldu. Hayallerindeki evini orada inşa etti, balık avlamaktan zevk aldığını orada keşfetti, adada en ünlü romanlarından bazılarını yazdı ve Küba halkıyla sonsuz bir bağ kurdu. Hemingway, ölümünden sonra bu coğrafyada çok miras bıraktı. İhtiyar Balıkçı ile duyduğu büyük aşkını “Besleniyorum buradan” diye dile getirerek ölümsüzleştirdi.

Sonradan kendini keşfedenlerden değildi, o kendini iyi tanıyordu. Ne istediğini biliyordu. Chicago 1899 doğumlu olan Hemingway aslında yazım dünyasına lise yıllarında başladı. Okul gazetesinde minik makaleleri düzenli olarak basılıyordu. Yazılarında “Ring Lardner Jr.” takma adını kullanıyordu. Lise bittiğinde ailesinin tüm baskısına rağmen üniversiteye gitmek yerine gazete muhabiri olmaya karar verdi. Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği o yıllarda Kızılhaç’ta ambulans şoförü olarak çalışmaya başladı. Yazarlık hayatının en verimli dönemini 1925-29 yılları arasında yaşadı, dünyanın en başarılı yazarları arasında adı anıldı. En önemli eserlerinden Zamanımız, Güneş de Doğar, Kadınsız Erkekler, Silahlara Veda’yı bu dönemde yazdı. Sonrasında, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Küba’ya giderek Havana’da bir otele yerleşti. Ruhsal açıdan en yaratıcı dediği yıllarını burada geçirdiğini her fırsatta dile getirdi.

Tehlike, sevgi ve macera tutkunu idi Hemingway. Yazılarının yanı sıra bu yönleriyle de dünyaya damgasını vurdu. Yaptığı dört evlilik, katıldığı ve izlediği iki dünya savaşı, İspanya İç Savaşı, her yöne yaptığı dünya seyahatleri, Afrika’da katıldığı safariler ve sıralamaya şu an dâhil edilmeyen türlü maceralar onun belgelemeye değer bulunan bir hayat tarzına sahip olmasına katkı sundu. Tüm bunları kaleme alması aslında kendi deneyimlerinden esinti oldu. Kaleminin kuvveti de mutlak başarıyı getirdi. Yaşadığı her şey, her zaman gerçekçi, özellikli ve derin bir bakış açısına sahip bu erkeğin karakterini daha da güçlendirdi. Bu özellikleri kendi deyimiyle onun gittikçe Küba’ya daha çok benzemesine sebep oldu. 22 yıl Küba’da yaşadı. İspanya gezisinin bir parçası olarak 1928 yılında ilk kez bu topraklara maaile geldiklerinde o kadar büyülendi ki gemilerinin kaçmasına göz yumarak üç gün daha burada kalmak istedi. Kendisini buralara kök salmış ve özel bağı varmış gibi hissettiğini defalarca kere dostlarıyla paylaştı. Bir mektubunda “Hayatımın geri kalanında sadece Küba’yı anlamaya çalışacağım.” diyordu.

Küba sularında avladığı Marlin kılıç balığı için 1932’de bu topraklara geri döndü, ilk kronik tarih yazılarını yazmaya başladı ve bir daha asla bu adadan ayrılmadı. Ne zaman bu konu sorulsa “Bu ülkeyi çok seviyorum, kendimi evimde gibi hissediyorum. Bir insan doğduğu yerin dışında neresini evi gibi hissediyorsa, gerçek evi orasıdır.” diye bağlılığından bahsetti. 1933 yılında Küba sularında gezinmek için balıkçı teknesi Pilar’ı satın aldı. Philadelphia Akademi’nin yöneticisi olan arkadaşı Charles Cadwalader ile Küba’da, nadir bulunan kılıç balığı Marlin türlerinin taksonomisini araştırdılar. Bu gezi, bilim dünyası için önemli bir bilimsel etkinlik oldu.

Hemingway’in zevkleri çok netti. En başta Havana kenti, balık, boks, kadınlar ve puro… Marlin balığı mevsiminde yerleşik turist olarak geldiği Havana’daki sığınağı, limanın çok yakınındaki Ambos Mundos Oteli idi. Sayısız vesilelerle kaldığı beşinci kattaki 511 numaralı oda, tekrar onun istediği gibi düzenlenerek bir ev haline dönüştürüldü. Şu an müze olarak hizmet veren bu oda ziyaretçilerin akınına uğruyor. Kitaplarının, daktilosunun, gözlüğünün ve sayısız şahsi eşyalarının sergilendiği bu odada dolaşırken yazarın kendini buraya ne kadar ait hissettiğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Belli ki Havana’nın tüm güzelliklerine sahip bir noktadan kenti seyretmek onun için tarifsiz bir zevkti. Gazeteye tarih kroniklerini yazarken molalarında otel odasının Havana’ya açılan geniş penceresinden liman girişine, okyanustan gelen tuzların tadını alarak, katedralin çan kulesine, bina çatılarına, El Morro’da çırpınan Küba bayrağına dalıp gittiğini hayal edebiliyoruz. Rüzgârın nereden estiği belli olmayan kalabalık şehir bölgesinde teknesini korumak için kullandığı limana çok yakın bir konumda kalıyordu. “Silahlara Veda” ve “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanlarını burada yazmış, romanlardan kazandığı parayla ileride hayatının geri kalanını geçireceği çiftliğini almıştı. 1940’ların başında bir hayli insan kalabalığına maruz kalan bölge, onu yormaya başladı ve 1961 yılına dek San Francisco de Paula’da yaşamaya başladı. Şu an bu ev müze olarak kullanılmaktadır. Mimarisi, iç dekorasyonu, peyzajı ve dekorasyon malzemeleri ile bölge için tam bir etnografik müze özelliği taşıyor. Sadece burayı sindirerek gezenler bile bölgenin tarihi ve kültürel yapısı hakkında detaylı bilgiye sahip olabilirler. Dışarıdan gezmeye izin verilen müze evin girişinde “Pilar” adındaki teknesi de sergileniyor. Kedilerinin ve köpeklerinin kendi bahçesinde özel bir mezarlıkta gömülmüş olması, bu dostlarına ne kadar önem verdiğinin de işareti… Havana’ya ait “Yaşlı Adam ve Deniz” romanını bu evde yazmış, ona ait taslaklar ve notlar olduğu gibi muhafaza ediliyor.

Hemingway, Havana’nın her noktasının kendine ait olduğunu hissediyor, geçmişinde bu kente dair izler olduğuna inanıyordu. Her mekân onun için farklı bir anlam taşıyordu. Yazarın La Bodeguita Restoranı’nın duvarlarına yazdığı cümlede bu hayranlığına rastlayabilirsiniz. “La Bodeguita’da Mojito’m, El Floridita’da Daiquiri’m”

Diğer bir uğrak noktası olan Terramar Restoran şu an Hemingway anıları ile dolu. Tüm boş vaktini Cojimar Koyu’nda güneşlenip dinlenerek geçiren Ernest Hemingway ve kılıç balığı resmini buradaki askeri kışlanın duvarında görmek mümkün. Tüm Küba’da bir kamu kuruluşunun duvarlarında kendilerinden olmayan tek yabancı resim Ernest Hemingway’e ait olma ayrıcalığına sahiptir. 1954 yılında Pulitzer Ödülü’nü hak eden “Yaşlı Adam ve Deniz” gerçek bir karaktere dayanan o toprakların duygusunu aktardığı bir Küba kroniğidir. Eserin her bölümünde Havana’dan izlere rastlamak mümkündür. Anselmo Hernandez adında bir Cojimar balıkçısı ile seksen dört gündür hiç balık tutamadığı bir sürecin günlüğü tadında… Romanın ona ithaf edilmiş bu anekdotu çok iyi bilinir. “İnsan yenilgi için yaratılmadı, bir insan tahrip edilebilir ama asla mağlup edilemez.” Aslında kendi savaşını yazdığı bu roman deniz ve yaşlı adamın sabırla hayata karşı savaşıdır. “Gerçek bir yaşlı adam, gerçek bir genç, gerçek bir deniz, gerçek bir balık ve gerçek köpekbalıkları yazmaya çalıştım. Onları yeterince iyi inşa ettiysem, bunun anlamı çok fazla olabilir. Bir şey hakkında iyi ve içtenlikle yazdığınızda, daha sonra bunun bir sürü başka şey olduğunu fark ediyorsunuz.” diyor Hemingway bu kitabı için. Ernest Hemingway sevgisi bugün de Küba’da aynı yoğunlukta yaşanıyor. Devlet büyüklerinden birine duydukları saygıdan bahseder gibi bahsediyorlar ve “Papa” adı onlar için büyülü geliyor. Fidel Castro’nun yazarın ölümünden sonra Havana’da bir anıt yaptırması bunu açıklıyor. Dolu dolu geçen ömrüne, “Hayata kendimizden ne katıyorsak, hayattan da onu alırız.” diyerek 2 Temmuz 1961 yılında Idoha’da bir av tüfeği ile son veriyor Ernest Hemingway.

NOT:

  • Ernest Hemigway Toronto Daily News Gazetesi’nde çalışırken 1922’de savaş muhabiri olarak İstanbul’a gönderilir. Ülkemizde geçirdiği bir ay boyunca İzmir Yangını, Mudanya, Lozan, Edirne ve İstanbul ile ilgili haberleri kendi gazetesine haber yapar.
  • Hemingway, Nobel Ödülü’nü kazandığını öğrendikten hemen sonra, gazetecilerle yapılan röportajda “Benim aldığım bu ödülün sahibinin Küba halkı olduğunu ifade etmeliyim, bu ödülü hak eden tüm çalışmalarımın detayları Küba’da düşünülmüş, yaşanmış ve Cojimar’dan gelen balıkçı arkadaşlarım ile birlikte yazılmıştır. Benim için bu eserimle burası daima vatan olarak benimsenmiştir.” diyerek ödülün sevincini Cojimar balıkçıları ile birlikte kutlamıştır. Cojimar halkı Hemingway’e hayran kalmış ve ona “Papa” (Baba) demişlerdir.
  • Günlük hayatında Havana’da kaldığı dönemler El Floridita’ya uğramadan günü tamamlamazdı. Bu restoran-bar, yazarın dünyanın her yerinden gelen insanlarla konuşma fırsatı bulduğu, denizcilerin, diplomatların, yazarların, doktorların, sporcuların, FBI ajanlarının, banka yöneticilerinin uğrak yeriydi. Yazılarının kahramanlarını hep burada tanıdı aslında. Floridita’da dirseklerini maun bar tezgâhın üzerine yaslanmış bronz bir Hemingway heykeli görmenizin nedeni bu olacaktır.
  • “Ahlak konusunda inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlakidir, eğer kendini kötü hissediyorsan o gayriahlakidir.”

Ernest Hemingway

Yazan: Dilek Alp

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Mart-Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın