Sessiz Hikâyelerin Sahibi Vecihi Ofluoğlu

Evrensel Bir Sanat Olan Pantomimin Geçmişi İnsanlık Tarihi Kadar Eskilere Dayanır. Modern Dönemlere Yaklaştıkça Tiyatro Kuramlarına Sırtını Yaslayarak Teknik Bir Temaşa Sanatına Evrilmiştir.

Tiyatro sanatının en eski formu tragedyaya kadar uzanan bir anlatım biçimi olan pantomim/pandomim en yalın tanımıyla, sözsüz yapılan tiyatro olarak bilinmektedir. Bir oyuncunun herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı oyun türü olan “mim” prensibine dayanır. Teorik manada Eski Yunan ve Roma’da yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü olarak izah edilir. Sanatçı yüz hareketleri, mimikler, vücut ve el-kol yardımıyla bir hikâyeyi izleyene eksiksiz aktarmaya çalışır.

Sessizliğin Çığlığı
Vecihi Ofluoğlu ülkemizde pantomim sanatı deyince akla ilk gelen isimlerden. Çocukluğundan itibaren bir sanatı ya da zanaatı hayatının merkezine koyan ve onunla hemhâl olan tüm icracılarda olduğu gibi onun gözlerinde de aynı ışığı görmek mümkün. Buna yaptığı işi tutkuyla sevenlerin ışığı diyebiliriz. Onun bu sanata olan tutkusunu “Pantomime nasıl merak saldınız, bir akademisi ya da konservatuvarı var mı, yoksa ülkemizde pantomim sanatçıları alaylı olarak mı yetişiyor?” diye sorunca apaçık görebiliyorsunuz.

“1960’lı yılların ortalarında Sarıyer Ortaokulu’nda okurken ilk kez okul tiyatrosunda sahneye çıkmaya başladım. Bir gün Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’ne bir Fransız topluluk geldiğini söylediler, tesadüfen izledim ve benim için o gün yepyeni ve renkli bir dünyanın aralandığını hissettim.

Hiç konuşmadan sadece hareketlerden oluşan bir sahne performansıydı bu gördüğüm. Çok etkilenmiştim. Büyülü bir andı benim için. Okul piyeslerinde metin ezberleme oyun tekstine sadık kalma bana hep sıkıcı gelirdi. Büyükdere’de bulunan kütüphanenin salonunda çalışıyorduk o zamanlar. Hemen arkadaşlarıma gittim ve gördüklerimi anlattım. Çok ilginç bir şey gördüm, hiç konuşmuyorlar ama istediklerini dile getiriyorlar, bütün oyunlar aklımda biz de deneyebiliriz, dedim. İşte her şeyin başladığı an, o andır. Pantomim sanatı tabiri caizse, o gün bana bulaştı. O yıllarda bu alanla ilgili akademik olarak eğitim alabileceğim hiçbir yer yoktu.  Sonradan konservatuvarlı olduğumda bir beden yatkınlığı oluştu tabii. Yurt dışında bu sanatı sürdüren farklı kişilerden eğitimler aldım. Şimdilerde çoğu hayatta olmayan Türkiye’deki pantomim sanatçılarıyla da görüştüm. Onlardan da büyük katkı sağladım. Daha çok kendime özgü bir tarz oluşturmaya çalıştım. Yani kısacası o yıllarda bu alanda eğitim aldığım herhangi bir kurum olmadı.”

Pantomim sanatı, ülkemizde şu anda orta yaşlarını süren kişilerin yani tek kanallı televizyonla büyüyen neslin, çocukluk yıllarından aşina olduğu bir sanat. Yüzünü beyaza ve siyaha boyamış bir sanatçının icra ettiği çoğu komik olan performanslar televizyondan izlendiği kadarıyla akılda kalmıştır. Müstakil bir gösteri sanatı olduğuna ancak ileri yaşlarda konuya profesyonel ilgi duyanlar vâkıf oluyordu.  Yani pantomim sanatçısı, televizyonla büyüyen çocuklar için bir bakıma palyaço vazifesindeydi. Peki pantomim sanatı nerede nasıl ortaya çıkmış diye düşündüğümüzde Vecihi Ofluoğlu sanatın etimolojisine inerek anlatıyor.

Pantomim İçe Odaklanıp Dışa Anlatma İşidir
“Pantomim, “panto” ve “mim” sözcüklerinden oluşuyor. “Panto” bütün, “mim” ise taklit demektir. Malumunuz mimesis kavramı buradan çıkmış olmalı. Yani mealen pantomim, “bütünü taklit etmek” anlamına gelir. Ülkemizde yazılı kaynaklarda pandomim şeklinde kullanılıyor ama etimolojisi belirttiğim gibidir. Teknik olarak sahne üzerinde olabildiğince kostümsüz ve aksesuarsız bir halde ve dili kullanmaksızın seyirciye ulaşması hedeflenen ve tahkiye içeren anlatımın, sanatçının bedenini, yüzünü kullanarak aktarması işine pantomim diyoruz. Her şey anlatılabilir mi pantomim sanatında?  Tabii ki bu mümkün değil. Her sanatın anlatım kısıtlılıkları vardır. Balede veya diğer gösteri sanatlarında olduğu gibi pantomimde de benzer durumlar söz konusudur. Sanatçı bu kısıtlılığa odaklanmamalı, anlatabileceği şeyler üzerine yoğunlaşmalıdır. Eğitim kısmına gelince bu sanatın icracısı olabilmek için iyi bir eğitimden geçmek şart. Tüm sahne sanatlarında olduğu gibi öncelikle bedeni çok iyi tanımış olmak gerekiyor. Çünkü o tanıdığınız beden bir bakıma bizim tek enstrümanımız. O bedenden yola çıkarak birtakım şeyleri yapılandırmamız gerekiyor. Her şey bedeni fiziki anlamda çok iyi eğitmenizle başlıyor ve çok iyi tanımanızla devam ediyor. Hâkim olmanız gerekir ki dile getirdiğiniz şeyler bir anlam ifade etsin. Dolayısıyla bu sanat biraz içe odaklanıp, dışa anlatma işidir. Yani çok iyi tanıdığınız bedenin neler yapabileceğini biliyorsanız. Oradan yola çıkarak o bedende bir şeyleri dile getirebilirsiniz.”

Pantomimde Mekân ve Oyunculuk
Pantomim sanatının minimalist bir tarafı olduğu muhakkak. Kostüm ve dekor uygulama işleri bu gösteri sanatının arasının hoş olmadığı detaylar. Böyle düşününce pantomim için mekân sınırlaması önemli midir, değil midir sorusu geliyor akıllara. Vecihi Ofluoğlu minimal bir tarafı olmakla birlikte pantomimin gerçek bir sahne sanatı olduğunun altını çiziyor.

“Teorisini ve uygulama eğitimini verdiğimiz bir sanat olan pantomim, sahnede icra edilen bir performanstır. Dolayısıyla sahne sanatlarına bağlı bir formattır. Mekân gereksinimi ve sınırlılıkları vardır. Özellikle yurt dışında rastladığımız ve sokaklarda yapılanlar pantomim gösterileri mekân sınırlarını reddederler ama bence bunlar sanatı farklı bir formatta ele alıyorlar. Çünkü o anda yoldan geçmekte olan kişilere, yani hazır bulunma sürecine dâhil olmayanlara yönelik bir performans bu. Sahnede yapılan pantomimle sokakta yapılan ve mekânı umursamayan gösteriler birbirinden farklıdır diyebilirim. Ne de olsa sokakta dinamik bir insan sirkülasyonu var. Sabit değil. Onların dikkatini çektiğinizde sizi izlemeye başlarlar. O anda hikâyeyi karşı tarafa iletmek için anlatımı bir adım geriye alarak yinelemek gerekir. Sokaktan geçenin sahnedeki izleyici kadar sabır ve sadakat göstermesini de bekleyemezsiniz. Böyle bakınca sahnede yapılan pantomimden daha da zor bir performans olduğunu söyleyebilirim.”

Antik Çağ tragedyalarından bu yana sahnede rol yaparak izleyiciyi bir maceranın ya da hikâyenin muhatabı yapmak en temel anlatım metodudur. Bunun için de sanatçının kullandığı en önemli argüman sesiyle can verdiği bir metne sahip olmasıdır. Pantomim, sahne sanatlarının bu en can alıcı ögesini kullanmadan hikâye anlatmaya çabalayan bir tür olarak kuşkusuz çok zor bir icra yöntemini benimsemiştir. Vecihi Ofluoğlu bir pantomim sanatçısının bu zorlukları nasıl aştığını dile getirirken bu sanata ilgi duyanlar için de püf noktalarını sıralıyor.

“Kadim insanlık tarihinde sözel iletişimin olmadığı ilkel dönemlerde insanlar daha çok bedenlerini kullanarak insiyaki (içgüdüsel) seslerle iletişim kurarlardı. Daha sonra sözel iletişimin ilerlemesi ve birtakım kavram tanımlamalarıyla iletişim devam etmiş fakat beden kullanımından vazgeçilmemiş. Yani sizinle konuşurken elimi kolumu sallamak, mimik kullanmak gereği duyuyorsam bu bedenin yapmış olduğu bir harekettir. Bunlarla benim bedenime yaptırdıklarım elbette aynı şeyler değil. Dolayısıyla insanlık tarihinde böyle bir değişim süreci yaşanmış. Sözsüz iletişim ilk başlarda gösteri niteliği taşımıyordu elbet. Ama insanlar, bir şeyi konuşmadan anlatmaktan büyük keyif alıyorlardı ve giderek böyle bir sanat ortaya çıkmaya başladı. Vücut aksiyonlarıyla (sözsüz olarak) her şeyi anlatabilir misiniz? Elbette mümkün değil. Bir de bazı bedenlerin bu işe özel yatkınlığı olduğunu söylemek gerekir. Bazıları bu şekilde söylemek istediklerini çok kolay iletirler. Pantomim sanatı teknik olarak ihtiyaç duyduğu anlarda minimal aksesuarlardan ya da ses efektlerinden hatta görsel materyallerden de yararlanabilir. Asıl olan iletmek istediğiniz şeyin karşıya çerçevesi belli bir anlatım formatında ulaşmasıdır.

Pantomim susmanın değil, susarken bile çok şeyler anlatabilmenin sanatı. Vecihi Ofluoğlu bu sanata dair deneme yanılma yoluyla öğrendiği ne kadar çok şey varsa imbikten damıtır gibi anlatıyor. Tutkusunu anlatmayı seven insanlara has heyecanlı hâliyle  bitiriyor sözlerini. Biz de pantomim hakkında bilmediğimiz ne çok şey olduğunu öğreniyor, bu sessiz sanatın aslında ne kadar gür bir sesi olduğunu anlıyoruz.

NOTLAR

Vecihi Ofluoğlu Kimdir?
1950 yılında Bartın’da doğdu. Trakya ve İstanbul Üniversitelerinden mezun oldu. 1965 yılında “Ölümden Daha Büyük Şeyler Var” adlı oyunla sahneye adım attı. Pantomim sanatına 1966 yılında başladı. Ülke düzeyinde bu sanatın tanıtımına çalıştı. 1968 yılında Türkiye’de ilk kez çağdaş anlamda bir pantomim topluluğu kurdu. İstanbul Üniversitesi bünyesinde “Pantomim Sanat Dalını” kurdu. Uzun yıllar Devlet Konservatuvarının Opera ve Bale Ana sanat Dallarında sanatçı öğretim görevlisi olarak mimik ve hareket dersleri verdi. Özel tiyatrolarda eğitmen ve oyuncu olarak çalıştı. Opera, bale ve sinema filmlerinde yer aldı. Yurt içi ve yurt dışı birçok ödüle sahiptir. Oyunları yerli ve yabancı pek çok televizyon kanalında gösterildi. Çoğu sahnelenmiş yüze yakın kısa pantomim oyunu vardır.

Pantomim Sanatında Maske Ve Makyaj
Minimal bir anlatım tarzını tercih eden mim sanatında kostüm ve dekor olmazsa olmaz değilken, maske ve makyaj sıklıkla tercih edilir. Sinema tarihinin sessiz film dönemlerinde teknik bazı farklılıklar olmakla birlikte pantomim tarzı oyunculuk kullanılmış ve bu durum sanatın modern zamanlardaki gelişimine katkı sağlamıştır. Charlie Chaplin, Laurel ve Hardy sessiz sinemada pantomim sanatının beyaz perdeye aktarımına başarılı örnekler olarak sayılabilir.

Türkiye’de Pantomim Eğitimi
“Türkiye’de pantomim sanatıyla ilgili üniversitelerde akademik manada herhangi bir bölüm yok maalesef. Sadece konservatuvar bünyesinde şahsımın girişimleriyle açılmış olan bir sertifika programı vardı. Oldukça çok sayıda katılımcımız da oldu hatta birçoğu bu sanatı aktif olarak devam ettiriyorlar. Maalesef şu sıralar bu eğitimler sürmüyor. Kaldı ki dünyada da durum bizden farklı değil. Daha çok kurs mahiyetinde eğitimler var.”

Pantomim Sanatçısı Nasıl Olmalı?
“Pantomim sanatçısı tabiri caizse biraz amorf (biçimsiz) olmalıdır. Oyununu kendi yazar, kendi yönetir hatta afişini bile kendi hazırlar. Biletini kendisi satar, seyircisini kendisi oluşturur. Sonra sahneye çıkar ve oynar. Sahne üzerinde çok dikkatli olmak zorundadır. Seyircinin küçük bir dalgınlığı anlatımdaki bazı yerlerin gözden kaçmasına neden olabilir. Onun için pantomim sanatçısının gözü kulağı oyunun devamlılığında, seyircinin hikâyeye senkronize olabilmesindedir. Bu yönleriyle oldukça zordur.”

Yazan: Bahar Alban

*Bu yazı Marmara Life 2019/Temmuz-Ağustos sayısında yayımlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın