Türkiye’nin İnovasyonla Sınavı

Türkiye, Küresel Ekonominin Değişken Koşullarında Katma Değeri Yüksek Ürün Üretimini Artırmak İçin İnovasyonu Merkeze Alan Farklı Strateji Belgeleri Yayınlamıştır.

Millî Hedefler
2015-2018 Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde “orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde Afro-Avrasya’nın (Kuzey Afrika, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya gibi tarihi bağlarımızın olduğu bölgeler için) üretim üssü olmak” vizyonu ile “Türk sanayisinin rekabet edebilirliğinin ve verimliliğinin yükseltilerek, dünya ihracatından daha fazla pay alan, ağırlıklı olarak yüksek katma değerli ve ileri teknolojili ürünlerin üretildiği, nitelikli iş gücüne sahip, aynı zamanda çevreye ve topluma duyarlı bir sanayi yapısına dönüşümü hızlandırmak” hedefi ortaya konmuştur.

Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan yüksek katma değerli ürün ve hizmetlerin ticarileştirilerek küresel pazarlara ihraç edilmesi özellikle ülkemizin karşı karşıya bulunduğu cari açık sorunu ile mücadeleye sağlayacağı katkılar açısından da büyük önem taşımaktadır. 2023 Türkiye İhracat Stratejisi ile “2023 yılında 500 milyar Amerikan doları ihracata ulaşarak, ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer alması” vizyonu çerçevesinde kuruluşunun yüzüncü yılında Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın %1,5’e ulaşması mümkün olabilecektir. Türkiye’nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasında yer alabilme hedeflerine ulaşması Ar-Ge, inovasyon, ileri teknoloji ve bilgi odaklı üretim ile gerçekleşebilecektir.

Mevcut Duruma Bir Göz Atalım
Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerini ortaya koyduğu Ulusal İnovasyon Sistemi 2023 Belgesi’nde özel sektöre ayrı bir önem verilmiş ve bu sektör için iki alt hedef belirlenmiştir. Bunlardan ilki özel sektör tarafından gerçekleştirilecek Ar-Ge harcamalarının Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) oranının 2023 yılında %2’ye ulaşmasıdır. 2017 yılında gerçekleştirilen Ar-Ge harcaması toplamı yaklaşık 29,9 milyar TL’ye ulaşmış ancak bu harcamanın GSYH içindeki payı yaklaşık %0,96 ile sınırlı kalmıştır. Bir diğer hedef ise sadece özel sektörün 2023 yılında Tam Zaman Eşdeğer (TZE) olarak toplam 180 bin araştırmacı istihdam etmesidir. 2017 yılı sonu itibarıyla tüm Türkiye’de özel sektör, kamu ve akademiyi de kapsayan çalışan araştırmacı sayısı TZE olarak toplamda ancak 154 bin kişi olmuştur.

İmalat Sanayi ve Hizmetler Sektörü İnovasyonda Öncü
2014-2016 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde işletmelerin inovasyon performanslarını ölçmek amacıyla TÜİK tarafından gerçekleştirilen yenilik araştırmasına göre on veya daha fazla çalışanı olan girişimlerin %61,5’i inovasyon faaliyetinde bulunmuştur.

Girişimler faaliyet gösterdikleri sektörlere göre incelendiğinde sanayi sektöründeki inovatif girişimlerin oranının %64,5; hizmet sektöründeki inovatif girişimlerin oranının ise %57,7 olduğu görülmektedir. Araştırmadan çıkan önemli sonuçlardan biri de çalıştırdıkları personel sayısına göre büyük ölçekli firmaların küçük ölçekli firmalara göre daha inovatif olduklarıdır. Örneğin 250 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin %70,4’ü inovasyon faaliyetinde bulunurken bu oran 10-49 çalışanı olan girişimler için %60,4 olmuştur. Girişimler inovasyon türlerine göre değerlendirildiğinde ise sırasıyla en çok pazarlama yeniliği (%42), organizasyon yeniliği (%34), süreç yeniliği (%34) ve ürün yeniliği (%31) faaliyetlerinin gerçekleştirildiği görülmektedir.

İnovasyon faaliyetlerinin ortaya çıkışı, başarı ile yürütülmesi, çıktıların ticarileştirilmesi gibi tüm aşamalarında kurumlar arası iş birliği önemli rol oynamaktadır. 2014-2016 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde ürün ve/veya süreç yeniliği faaliyeti gerçekleştiren girişimlerin yalnızca %23’ünün diğer girişim veya kuruluşlar ile iş birliği yaptığı, iş birliği yapılan girişimlerin ise %88,2’sinin aynı gruba bağlı diğer girişimler olduğu görülmektedir. Bu sonuç ülkemizde inovasyon alanında farklı işletme, kurum ve kuruluşlar arasındaki iş birliğinin yeterince gelişmemiş olduğunu, ekosistem paydaşları arasındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik destekler sağlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca inovasyon faaliyetinde bulunmayan girişimlerin (%35,8) büyük çoğunluğu (%88,2) inovasyon yapmaya zorlayan bir neden olmadığını %17,8’i ise inovasyon faaliyetini engelleyen faktörlerin fazla olduğunu belirtmişlerdir. Bu durum da inovasyon kültürü ve bilincinin yeterince gelişmediğine işaret etmektedir.

Neler Yapmalıyız?

Öncelikle kendi performansımızı ölçebilmeliyiz.
Ülkemizin bazı önde gelen kentlerinde inovasyon alanında önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen hizmet altyapı ve mekanizmaların performanslarına ilişkin tutarlı ve kapsamlı bir değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Sadece Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin kendi iç işleyişine göre düzenli bir performans değerlendirmesi yapılmaktadır. Ancak, araştırma merkezleri, laboratuvarlar, inovasyon merkezleri gibi mekanizmalara yönelik kamuya açık düzenli performans değerlendirmeleri bulunmamaktadır. İnovasyon stratejileri ve müdahale araçları kurgulanırken bu veri eksikliği, alınan kararların kalitesini olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, tüm inovasyon mekanizmalarının performanslarının bilimsel yöntemlerle ölçülmesi ve şeffaf biçimde yayınlanması hem karar alma süreçlerine hem de mekanizmalar arası farkların giderilmesine yardımcı olacaktır.

Sürdürülebilir İşletme Modellerinin Kurgulanması
Mevcut inovasyon altyapısında eksiklikler bulunmasına rağmen atıl bir kapasiteden de bahsetmek mümkündür. Kurulan merkezlerin ve laboratuvarların bir bölümü atıl durumda, salt akademik amaçlı kullanılmakta veya yapılan çalışmaları ticarileştirme kapasiteleri düşük kalmaktadır. Bu atıl kapasitenin kullanılması yeni altyapıların yapılmasından çok iş birliği temelli işletme modellerinin geliştirilmesine bağlıdır. Bundan dolayı farklı mekanizmaların kullanımına uygun “Sürdürülebilir İşletme Modelleri Raporunun” en hızlı biçimde hazırlanması gerekmektedir.

OSB Temelli Teknolojik Dönüşüm Stratejisi ve Eylem Planı
İmalat sanayi, istihdam yaratma kapasitesi bakımından önemli yer tutmaktadır. Ayrıca ülkemizin ana ihracat kalemlerini içerisinde barındırmaktadır. Fakat imalat sanayindeki mevcut üretim teknolojimiz, küresel hedeflerimiz ile uyumlu bir seviyede değildir. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili üretimimiz, düşük ve orta-düşük üretimin gerisinde kalmaktadır.  Bunlara ek olarak ticaretimiz ihracatı görece düşük ithalatı ise görece yüksek teknolojili ürünlerden oluşmaktadır. Bu durum Türkiye’nin dış ticaret açığı vermesine neden olmaktadır. Dolayısıyla mevcut üretimde teknoloji yoğun bir yaklaşıma geçilmesi için ülkemizdeki OSB’lerde faaliyet gösteren üreticilerin teknoloji ve bilgi yoğun üretim altyapılarına geçişlerini kolaylaştıracak ve ortak teknolojik ve stratejik altyapı gereksinimlerini sağlayacak mekanizmaların kurulması gerekmektedir.

Bu bağlamda hangi OSB’lerde hangi tür gereksinimlerin olduğunun tespit edilmesi ve bu tespitler üzerinden de OSB Temelli Dönüşüm Stratejisi ve Eylem Planı’nın oluşturulması elzemdir.

Kendi Bölgemizde İnovasyonun Lideri Olmalıyız!
2015-2018 Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde yer alan “orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde Afro-Avrasya’nın üretim üssü olmak” vizyonuna Türkiye’yi daha hızlı taşımak için tüm paydaşlara önemli rol ve görevler düşmektedir. İnovasyon alanında yapılan tüm çalışmaların Avrasya makro bölgesine (Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika) daha hızlı sirayet etmesi için mevcut inovasyon kapasitemizi geliştirme hedefi hayata geçirilmelidir. Ayrıca bu kapasitenin hızla gelişmesini sağlayacak otantik, kadim ve zengin kültürel yaşamı etkili biçimde tanıtmak, gerekli ağ yapılarının kurulmasını sağlamak ve mevcutlarını geliştirmek için Avrasya İnovasyon Platformu’nun İstanbul merkezli olarak kurulması önemlidir.

NOT

İnovasyon Nedir
İş, üretim, sanayi ve ticaret sektörlerinde ekonomik hinterlandın doyum noktasına yaklaştığı modern dönemlerde öne çıkan ve değeri her geçen gün daha fazla anlaşılan bir kavramdır inovasyon. Sektörlere ve akademik çalışmalara göre tanımı nüanslarla farklılaşsa da genel olarak, “yeni olan bir şeyin ekonomik ve sosyal bir katma değere dönüştürülecek şekilde ticarileştirilmesi” şeklinde izah edilmektedir.

Toplumsal Gelişmede İnovasyonun Önemi
Ekonomi, üretim, istihdam ve toplumsal gelişim ilişkisinde kilit bir noktada duran inovasyon kavramının önemi üzerine gerçekleştirilen akademik araştırmalar temel bazı prensipler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunlar; inovasyonun lokal-bölgesel ve küresel ekonomiler için sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanmasına, toplumlar için sosyal kalkınma ve refah düzeyinin artmasına, işletmeler ve ulusal ekonomiler için rekabet gücünün temel dinamiği haline gelmesine katkı sunduğu yönündedir.

Yazan: Mehmet Onur Partal

*Bu yazı Marmara Life 2019/Temmuz-Ağustos sayısında yayımlanmıştır

Bir Cevap Yazın