Gettolardan Metropollere Yayılan Protest Bir Çığlık: RAP Müzik

Ritmin Ön Planda Olduğu Yeknesak Melodinin Üzerine Şiirini Veya Şarkı Sözlerini Söyleyen Kişiye “Master Of Ceremonıes” (Seremoni Ustası), “Mıcrophone Controller” Ya Da Mıc Check (Mikrofon Kontrol) Anlamlarına Gelen Kısaltmayla “Mc” Diye Hitap Edilir.

Bir müzikal tür olarak rap; melodi derinliği sınırlı, ritme uygun ve çoğu zaman sosyal meselelere parmak basan şiirsel sözlerin hızlı ve ahenkli bir tavırla ardı ardına söylenmesi esasına dayalı protest bir icra yöntemidir. Çoğu zaman MC’nin (master of ceremonies / seremoni ustası) kabullenemediği dünyevi olaylara karşı dile getirdiği yergiler formatında ilerler. Karşı karşıya gelen iki zıtlıktan birinin sahip olduğu şiirsel zekâyı ortaya koyması ve baskın gücü böylece alt etmesi olarak tarif edilebilir.

Bir Alt Kültür Olarak Hip Hop ve Rap
Kültürel bir hegemonyaya inat kendi lokal alanından dünyada olup bitenlere ses çıkaran hatta isyan eden bir başkaldırı refleksi diyebileceğimiz hip hop kültürü, 1970’lerin Amerikan gettolarında hayat bulmaya başlar. Kavram olarak sıkça karıştırıldığı rap müzik ise hip hop kültürünün grafiti, breakdance, ve DJ’lik gibi alt sınıflarından sadece biridir. Dönemin Amerikan varoşlarında, Hispanik ve Afroamerikan nüfusun çoğunlukta olduğu gettolarda özellikle tekinsiz çete mücadelelerinde karşı tarafı yılgınlığa uğratmak ve kendini daha iyi ifade ederek üstünlük sağlamak amacıyla ortaya çıkmış bir alt kültür yapısı olan hip hop, “beyaz adamın” yarattığı popüler kültüre rest çeker. Kolektif burjuva hiyerarşisinin çok dışında kalan “kötü çocuklar” kendilerine ait bir eğlenme aracı ararken aynı zamanda içlerinde her geçen gün daha da artan varoluş sıkıntılarını dışa vurmak isterler. Rap müzik tıpkı blues, caz, punk ya da rock gibi kitlelerin içine attığı hüzün ve çilenin nihayet müzik ile dışa vurulduğu noktada hayat bulur.

Ofansif yönü ön planda ve vücut dili olarak agresif bir ifade biçimine sahip gibi görünse de rap müziğin temelinde dünyayı daha yaşanır bir yer olarak görme temennisi vardır. Bunun için muhatabına önerdiği şey ise ilk önce kendisi gibi olmayana saygı duyarak işe başlamasıdır.

Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziğinden Rap Müziğe
Türk rap müziğinin temellerini ararken yolumuz 90’ların başına ve Alman gettolarına çıkıveriyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, toplumsal bir anafor içinde savrulmaya başlamış ve ideolojik teamüller paralize olmuşken bazı radikal siyasi hareketler bu politik boşluktan faydalanıp iyiden iyiye palazlanmıştı. Nasyonal sosyalizm, fikir ve politik duruşunu demokratik zeminde hâkim kılamadığında “gerekli” görür ise silahlı yollarla kabul ettirmeyi hedefleyen agresif bir pozisyon almış, ilk iş olarak gözüne Almanya’daki azınlıkları kestirmişti. Neo-Nazizm, Anadolu halkının tabiriyle “Alamancı” Nazilerin gözünde ise “Kara Kafa” olan Almanya’daki Türklerin başına bela olacaktı.

Almanya’nın sanayi ve endüstri hamlesinde iş gücü eksiği dolayısıyla yalnızca bir yıl çalıştıktan sonra ülkelerine dönme şartıyla kapılarını araladığı Türk işçiler bir daha geri dön(e)mediler. Kötü koşullarda yaşayıp en zor işlerde çalıştılar. 70’lerde kalıcı konutlara, mahallelere ve toplumsal hayata açıldılar. Kısıtlı da olsa sosyal haklara kavuştular. Bir sonraki kuşak eğitim, dil ve uyum sorunlarını aşmaya başladığında Almanya’da çoktan Türk mahalleleri diğer bir ifadeyle gettoları kurulmuştu. Berlin Duvarı yıkıldığında Amerika Birleşik Devletleri’nin Federal Almanya üzerinde kurduğu baskı artıyor, “güvenlik ve denetleme” faaliyetleri hız kazanıyordu. 90’ların başıydı ve Türklerin yaşadığı bölgelerde Amerikan aileleri artmaya başlamıştı. Çocukları aynı okullara gidiyor, aynı sokaklarda oynuyor, aynı sosyal hayatı yaşıyordu. Türk gençlerinin hip hop kültürü ve rap müzikle tanışması bu siyasi anaforun kent yaşamına etkileri sayesinde gerçekleşti. İngilizce ve Almanca ile başlayan Berlin merkezli Türk rap müzik denemeleri King Size Terror isimli müzik grubunun 1991 yılında çıkardığı The World is Subversion isimli albümde hayata geçirildi. Alper Ağa’nın kaydettiği “Bir Yabancının Hayatı” isimli şarkıyla Türkçe sözlü ilk rap şarkısı müzik tarihimizde yepyeni bir sayfa aralıyordu.

Cartel 1 Numara, En Büyük!
Yakın dönem Avrupa tarihinin en menfur katliamlardan biri olarak hatırlanan olayda 29 Mayıs 1993 günü Almanya’nın Solingen şehrinde yaşayan Türk kökenli Genç ailesinin evi Neo-Nazilerin kundaklaması sonucu yanmış; ailenin beş ferdi tarihte Solingen Katliamı olarak anılan bu olayda hayata gözlerini yummuştu. Daha sonra dönemin Alman hükûmeti, ileri gelen sanatçıların ve aydınların önerisiyle kamuoyunun kanayan vicdanını bir nebze olsun onarmak adına yakılan evi müze hâline getirecek ve girişine “Ey Alman halkı, insanlığa yaşattığın utancı hatırla!” anlamına gelen bir andaç asacaktı.

Bu dönemde rap müziğin reaksiyona dönüştürülemeyen isyanı ve başkaldırıyı söz ve müzik aracılığıyla manipüle etme özelliği, tepkisini yansıtacak mecra bulamayan Almancı Türk gençlerinin imdadına yetişiyordu. Türkçe sözlü rap müziğin dev bir adım atarak müzik dünyasını kasıp kavurmasında trajik bir vaka olan Solingen Katliamı’nın payı bu açıdan çok büyüktür.

Almanya’daki Amerikan ailelerin çocuklarından duydukları müziği önce severek sonra söyleyerek büyüyen çocuklar, getto gruplarını birleştirerek içlerindeki ezilme psikozunu müziğe yansıtmak istediler. Karakan ve Cinai Şebeke isimli rap gruplarına Erci-E’nin de katılmasıyla daha sonra bir fenomene dönüşecek olan Cartel efsanesi doğdu. Grubun aynı isimli çıkış şarkısında yer alan bazı sözlerde manifestolarını o güne dek hiç alışık olmadığımız kadar sert bir dille ifade ettiklerini görüyorduk. Grup, Solingen Katliamı’na şarkı sözlerinde ve video kliplerinde telmihlerde bulunuyor, Alman Neo-Nazilerine göndermeler yapıyordu. Progresif potansiyele sahip bu müzik fenomeni, ritme cuk diye oturttukları şarkı sözlerinde üç kuşak boyu ana, baba ve çocukların yaşadığı “öteki olma ve hor görülme” duygusunu tabiri caizse gözünü budaktan sakınmadan dile getiriyordu. Onlara göre problemin çözümü kolektif bir bilinci aksiyona dönüştürmekten geçiyordu. Gurbet elde yabancı, kendi memleketinde Alamancı olmaktan duydukları üzüntü çoktan reaksiyona dönüşmüştü bile.

Şarkılarında Türklük vurgusu, sömürülme, aşağılanma ve ötekileştirilme duyguları ön plana çıkıyordu. Gurbetçilerin gettolardan şehir merkezine yayılan isyankâr çığlığı giderek toplumsal bir kanona dönüşüyordu. Göçmen ailelerin arafta kalmış genç çocukları, Almanya’da kurdukları rap grupları Cartel ile müzik piyasasında ufak çaplı bir kamuoyu yoklaması yaptılar. Kısa bir süre sonra da albümlerini kaptıkları gibi soluğu, taşı toprağı altın şehir İstanbul’da aldılar. Ve onlar için hiç hesapta olmayan bir rüya böylece başlamış oldu. Albüm müzik marketlerde yerini aldığı daha ilk haftada tam anlamıyla bir bomba etkisi yaratarak 100 bin kopya satmayı başarmış; Altın Kaset, Çifte Platin gibi satış odaklı ödüllerin hepsini toplamayı bilmişti.

Cartel’den Sonra (C.S.)
Türk rap müziğinde çıta daha başlangıçta en yüksek noktaya koyulmuş, ezilen en azından ezildiğini düşünen kitleler için bu yepyeni müzik stili derin bir nefes aldırmıştı. Aslında Türkçe sözlü rap müziğe dört elle sarılan gençlerin babaları da taşradan büyük şehirlere göçtüklerinde tıpkı evlatları gibi duygudaşlık kurdukları bir başka müziğe gönül vermişlerdi. Arabesk… Milenyuma doğru ezilenleri teskin etme görevi bu kez rap müzikteydi. Almancı gençlerin Berlin’in gettolarından İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlere taşıdığı mirasını yerlileştiren Türk gençler ardı ardına müzik piyasasına adım atıyor, hatırı sayılır satış rakamlarına ulaşıp konserlerinde binlerce kişiye “ritmik şiirlerini” okuyorlardı. Bu dönemde Yunus Özyavuz (Sagopa Kajmer), Bilgin Özçalkan (Ceza), Tarık Gamert (Dr. Fuchs), Emre Baransel, Sultana, Kolera gibi sanatçılar Cartel’den aldıkları bayrakları kendi meşreplerine göre ileri taşıdılar. Erman-Ender, Yener Çevik, yine bir Alman ekolü olan Fuat Ergin bu dönemde rap müziğin önemli temsilcileri olarak anılmışlardı. İşi tıkırında olan kalburüstü zevat bu gençlerin eleğine takılmaya mahkûmdu. Kadıköy Acil ve Doğu Bosphorus bunlardan ilk akla gelenlerdi.

Son günlerde sinema ve dizi film müziklerine yansıyan rap müzik ögeleri sayesinde 90’lardan itibaren azalmayan popülaritesini yeniden ivmelendiren rap müzik Ezhel, Norm Ender, Gazapizm, Ben Fero, Sansar Salvo, Anıl Piyancı, No.1, Allâme gibi isimlerle Türkçe rap müziğin gelişimini sağlamaya devam ediyor.

NOT

MC (Mikrofon Kontrol)
MC’nin mikrofon kontrolü, nefes ve ritim uyumu, poetik ustalığı, uyak-ahenk ve dile hakimiyeti onun rap müzikteki armonik başarısının temel unsurlarını oluşturur. Sosyal meselelere hassasiyet, tepkisellik, eleştiri mekanizmasını doğru noktaya konumlandırma ise MC’nin rap kültüründeki derinliğini belirler.

Cartel Albumünden

“Problemin çözümü bizde ve bende/
Yabancısın diye seni ezemesinler/
Cartel Almanya’nın 3 köşesinde/
Cartel vurup geçer/
Ama kime vuracağını iyi düşünüp seçer/
Bütün genç insanlar Cartel’e hazırlar/
Gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?”

Yeraltından Stadyum Konserlerine
Cartel, Türk müzik dinleyicisini dönemin “kitsch” bir müzik geleneği olan stadyum konserleriyle rap müzikle tanıştırmıştı. Grubun İnönü Stadyumu’nda verdiği konsere rekor sayıda müzikseverin katılımı Almanya orijinli Türk rap müzik grubunun İstanbul’u nasıl fethettiği başlığıyla Time dergisine konu olmayı bile başarmıştı.

Vasatın altında sesler hayranları coşturan/Ben bir girdabım boş sözleri derin sularda boğan/Sen dinledikçe dinle, rapten gayrı yalan bana/ Helal olsun laftan anlayana, anlayıp da anlatana.”

Yazan: Necati Bulut

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Eylül-Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın