Azra Erhat ve Mavi Yolculuk

Türk edebiyatında hümanist düşünce denince akla ilk gelen isimlerden… İlyada ve Odysseia, Sophokles, Aristofanes, Hesiodos ve daha nice çevirileri; büyüklere masallar tadında yazdığı “Mitoloji Sözlüğü”; deneme türünde kaleme aldığı “İşte İnsan-Ecce Homo” ve “Sevgi Yönetimi”; tabii ki Anadolu kültür ve uygarlığı üzerine yazdığı, gezi edebiyatımızın başyapıtlarından sayılan “Mavi Yolculuk” ve “Mavi Anadolu” kitapları… Edebiyatımıza, fikir ve düşünce dünyamıza katkıları saymakla bitmeyen bir entelektüel: Azra Erhat…

Mavi Yolculuk Nedir?
“Mavi yolculuğu anlatmak zordur, mavi yolculuğu yaşamak gerek… Mavi yolcu olmak ne demektir, diye sorarsanız, bu bir bilinç işidir derim. Bu bilinç insana bir ayrıcalık, bir üstünlük duygusu verir ama mavi yolcuyu çevresinden ayırmaz, tam tersine bu bir çeşit sağtöre aşılayarak bu ülküyü başkalarına da benimsetme hevesini verir. Bir mavi yolcu için en büyük başarı, kendisi bir mavi yolculuk düzenleyebilmek ve arkadaşlarına bir mavi gezi serüveni yaşatmaktır.” (Mavi Yolculuk kitabından)

Azra Erhat akademisyen, yazar ve çevirmen kimliğinin ötesinde önemli bir toplum bilimci, felsefe ve düşünce tarihini edebiyat metinleriyle çok iyi örtüştürebilen gerçek bir münevverdi. Onun kafa yorduğu mevzulardan biri de insanlığın geleneksel mirasından beslenen kadim geleneklerin, alışkanlıkların modern bireye miras olarak kalmayışıydı. Ona göre 20. yüzyılın sonlarında insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük felaket yabancılaşma illetiydi. Hangi coğrafyaya veya sınıfsal kategoriye ait olursa olsun modern zaman insanları, kültürüne, tarihine, diline, edebiyatına, coğrafyasına kısaca özüne yabancılaşıyordu. Nitekim ‘müzmin efkâr’ diye nitelendirilen depresyon, yalnızlık histerisi gibi zamane illetleri yabancılaşma neticesinde peyda olan modern hastalıklar sınıfındaydı. Büyük şehirlerde nimet gibi görünen esasında bir cenderede kıstırılmaktan başkaca anlamı olmayan tekdüze yaşamlar, çağın en büyük beşerî sorunuydu. Erhat, açık havaya ve doğal yaşama özlem duyan insanın bunu gerçekleştirmek için gittikçe endüstriye dönüşen turizm batağına düştüğünü de görüyordu. Büyük gemilerle tatil turlarına katılmak, curcunası bol tatil köylerinde birkaç hafta geçirmek amacıyla tüm yıl boyunca var güçle çalışıp didinmek yerine, mavi yolculuk yapmanın insana daha verimli ve sağlıklı geleceğini söylüyordu.

Azra Erhat’ın uzun uzun anlattığı mavi yolculuk felsefesi şaşaadan ve lüksten uzak, detaylardan arındırılmış, gereğinden fazlanın teknenin dışında kaldığı mütevazı bir serüvendir. Konfor aranmaz mavi gezilerde; teknenin bir tuvaleti vardır bir de duşu. Mavi yolcular yemeklerini bile kendileri pişirirler. Mürettebat sayısı asgaridir. Onların işi, yolcuğun rotasına uygun biçimde tekneyi hava şartlarına göre ilerletmektir. Teknik detaylar dışında tüm gemicilik ve balıkçılık faaliyetleri de mavi yolcuların sorumluluğundadır. Bu seyahat, kibirden ve şehir hayatının getirdiği bireycilikten kolektif bir bilinçlenmeyle kurtulmaktır.

Deniz Yolculuğundan Bir Fikir Akımına: “Mavi Anadoluculuk”
Azra Erhat, fiziksel yolculuğun faydasını zihinsel konforun bozulması şartına bağlamıştır. 1950’li ve 60’lı yıllarda aralarında Sabahattin Eyüboğlu ve Halikarnas Balıkçısı’nın da yer aldığı bir grup şair, yazar, ressam ve entelektüel zamanın zor koşullarına ve olanaksızlıklarına aldırmadan zihinsel konforlarını bozarak deniz yolculuklarına çıkarlar. Teknelerinin adı da ruh halleriyle aynıdır. Uçarı… Kuzey Ege’den başlayan yolculukları hep deniz üzerinde, kıyılarda, antik coğrafyalarda geçer. Akdeniz Uygarlıklarının bereketli Anadolu topraklarındaki tarihi serüvenlerinin izinleri sürüyorlardır. Bu macera, aslında bir entelektüel fikir gelişimi, tarihi yeniden okuma ve yorumlama, elde edilen düşünsel gelişimin edebiyat, şiir, resim ve felsefe yoluyla aktarılması olarak tanımlanabilir. Nitekim Türk fikir tarihinde, öncülüğünü yine aynı isimlerin yaptığı (Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Vedat Günyol) bu aydınlanma hareketi Mavi Anadoluculuk olarak adlandırılır.

Batılı Kaynakların Çevirisi ve Önemi
Azra Erhat, Klasik Yunan Filolojisi uzmanı olarak Batılı kaynakların Türkçeye kazandırılması noktasında, gönül rahatlığıyla, Anadolu aydınlanmasına en çok katkı sağlayan isimdir diyebiliriz. Hasan Âli Yücel’in öngörüsüyle hayata geçirilen “Dünya Edebiyatından Tercümeler” projesi kapsamında Yunan klasiklerinden birçok temel eserin Türkçeye kazandırılmasında Azra Erhat’ın dil hakimiyetinin yanı sıra edebî yeteneğinin de payı vardır. Aristofanes’den Barış, Sophokles’ten Electra, Platon’dan Devlet, Jean Anouilh’dan Antigone Türkçeye ilk olarak kazandırılan klasik metinlerdir. Çeviri konusunda tecrübe sahibi olmaya başlayan ve önemini gitgide kavrayan Erhat, daha sonra Homeros’tan İlyada ve Odysseia’yı devamında da Herodot’u çevirmeyi kafasına koyar; bunu bir borç ve sorumluluk olarak görür. Batı yazın tarihinin en önemli eserlerinden olan Homeros’un destanlarını Türkçeye kazandırmak için bir çalışma programı hazırlar fakat nereden başlayacağını kestiremiyordur. Ve daha önemli bir diğer sorun da metinlerin birer manzume oluşudur. Şiir çevirmenin zorluğu, öncelik olarak hangisine odaklanmanın gerektiği gibi sorularla Sabahattin Eyüboğlu’na akıl danışır. Eyüboğlu, edebiyat tarihinin en klasik eserlerinden olan bu epik metinleri ancak bir şair ile birlikte çevirirse hakkını verebileceğini söyler ve ekler. “Mutlaka İlyada’dan başlamalısın!”

Homeros’a Türkçe Merhaba
Şair A. Kadir’le birlikte on beş yıl sürecek olan bu devasa metinlerin çeviri macerasına böylece başlarlar. Azra Erhat, İlyada’nın ilk cildiyle 1959 Habip Edip Törehan Ödülü’nü, üçüncü cildiyle de 1961 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazanır. Tarih ve edebiyat ilişkisine çok aydınlatıcı bir perspektiften bakar. İnsanlık tarihinin en eski yerleşimi olan Mezopotamya Havzası, Anadolu ve Akdeniz üçgeni bir efsaneler, destanlar, göçler, masallar cennetidir. Bu anlatıların Eski Yunan ve Roma Uygarlıklarına mal edilmesinin nedeni, buralı yazarların diliyle Eski Yunanca ve Latince olarak yazılmasından başka bir şey değildir. Oysa tüm bu kadim hikâyeler Anadolu, Akdeniz, Mezopotamya ve Mısır topraklarında gerçekleşmiştir. Kültürel bir anafor ile çoğalmış sonraki nesillere anlatılarak var olmuşlardır. Tüm bu coğrafyaların ortak ürünleridir. Diller onları anlatma, geleceğe taşıma noktasında sembolik birer araçtır. Anlatıyı kültürel bir aidiyete dönüştürmemelidirler.

Deniz, Hep Yeniden Başlayan Deniz… (Valéry)
Azra Erhat’ın gezi/seyahat türünün sınırlarını genişlettiği, felsefeden antropolojiye, arkeolojiden mitolojiye dek birçok disiplinden faydalanarak kaleme aldığı kitapları “Mavi Yolculuk” ile “Mavi Anadolu”da baştan sona “insancı” felsefesinin yansımalarını okuruz. Bu tür düşüncelerinin akisleri, anılarını anlattığı yazıları hariç, tüm deneme ve gezi yazılarında hatta bir metne sadık kalmasına rağmen çevirilerinde dahi hissedilir. Kitaplardaki anlatıcı derin bir hayat ve insan sevgisini damıtarak üslubuna yansıtan ‘ben’in sesidir. Anadolu’nun ve Akdeniz’in havasından, suyundan, dağından, taşından, denizinden, toprağından en önemlisi de insanın yüreğinden beslenir. Tüm hayatını tıpkı yazıları gibi insan ve doğa sevgisiyle geçirmiş olan yazarı, Mavi Yolculuk kitabında alıntıladığı Orhan Veli dörtlüğüyle selamlayalım.

“Gün olur alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış
ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.”
                                          Orhan Veli

NOT

Azra Erhat’ın Hayatı
1915’te İstanbul’da doğan Azra Erhat, ilk ve ortaöğretimini Belçika Brüksel’de tamamladı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirdikten sonra Klasik Filoloji Bölümü’nde asistanlık yaptı ve 1946’da doçent oldu. 1949-1956 yılları arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde yazıları yayımlandı. Uzun yıllar Milletlerarası Çalışma Bürosu Kütüphanesi’nde çalışan Erhat, Fransızca, Almanca, İngilizce, Latince ve özellikle Yunancadan yaptığı çevirilerle tanındı. Azra Erhat, 1982’de yaşama veda etti.

Azra Erhat’ın Çevirileri
İlyada (1967 A. Kadir ile birlikte); Odysseia (1970 A. Kadir ile birlikte); Hesiodos-Eserleri ve Kaynakları (1977 Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte); Aristophanes-Eşekarıları, Lysistrata Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar (Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte); François Rabelais-Gargantua (Sabahattin Eyüboğlu ve Vedat Günyol ile birlikte); Homeros-Tepegözlerin Mağarasında (A. Kadir ile birlikte); Homeros-Gül ile Söyleşi; Piri Reis-Yedi Deniz (A. Kadir ile birlikte); Platon- Şölen, Dostluk (Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte); Aiskhylos-Zincire Vurulmuş Prometheus (Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte); Antoine De Saint Exupery-Savaş Uçuşu, Küçük Prens; Colette-Dişi Kedi, Cicim

İnsancılık Bir Mutluluk Sorunudur
“Döndüm dolaştım. Okudum düşündüm. Şu sonuca vardım ki, insancılık bir mutluluk sorunudur. Yani insan ancak mutlu olduğu zaman insan olur. Üstelik hümanizma ya da insancılık eğilimi gösteren öğretilerin asıl amacı ve son ereği insanın mutluluğunu sağlamaktır.” (Azra Erhat, Sevgi Yönetimi kitabından)

Azra Erhat ve Hümanizma
Azra Erhat, “İşte İnsan” kitabında derin hümanizma anlayışını, insancıl bakış açısını şöyle açıklar: “Hümanizma, insanın kendine örnek seçtiği bir insanda bütün insanlığı görerek, bularak, severek insanlığı insanlık yolunda daha ileri götürecek işler yapmasıdır.” Bireyde tüm toplumu görmek ve sevmek, faydacılıktan uzak insan olmayı yeterli görerek sevmek, gerçek bir hümanist yaklaşımdır. Onun eserlerinin merkezinde bu “insancılık” duygusu vardır.

Azra Erhat’ın Eserleri
Mavi Anadolu (1960-Gezi Yazısı), Mavi Yolculuk (1962-Gezi Yazısı), İşte İnsan-Ecce Homo (1969-Deneme), Mitoloji Sözlüğü (1972-Mitoloji), Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976-Mektup), Sevgi Yönetimi (1978-Deneme), Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk (1979-Gezi Yazısı), Troya Masalları (1981-Çocuk Masalı), Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına (Eleştiri), Gülleylâ’ya Anılar (Anı), Düşün Yazıları, Halikarnas Balıkçısı (Halikarnas Balıkçısı adına yayıma hazırlayan)

Yazar: Necati Bulut

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Eylül-Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın