Sinan ve Osmanlı’nın En Büyük Medeniyet Projesi

Mimar Sinan’ın Eserlerinde  Kırkçeşme Su Dağıtım Şebekesi  Dünyada Eşi Ve Benzeri Olmayan Bir Mühendislik Harikasıdır Ve 16. Yüzyılda Gerçekleşen Osmanlı Devleti’nin En Büyük Medeniyet Projesidir.

Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyılda eriştiği düzey, dünya devletlerinin ilgisini çeken başlıca gündem olmuştur. İmparatorluk başkenti olan İstanbul bu yüzyılda dünya siyasetinin en önemli merkezi hâline gelmiştir. Her bakımdan zengin ve müreffeh bir toplumun yaşadığı İstanbul metropolü, her çeşitten insanlar için çekici bir dünya kenti durumuna yükselmiştir.

Haseki Külliyesi’nin inşaatı ile kolları sıvayan Sinan, başkentte büyük külliyeler dönemini başlatmıştır. Daha sonra Üsküdar’da Mihrimah Sultan Külliyesi, Şehzade Külliyesi ve Süleymaniye Külliyesi gibi simgesel yapı toplulukları inşa edilmiştir. İstanbul’da yaşamanın cazip hâle geldiği bu dönemde, mimarinin yanında süsleme sanatlarına karşı da rağbet artmıştır. Yeni iş sahalarının açılması ile dünyanın her tarafından en iyi sanat sahibi ustalar İstanbul’a akın etmeye başlamıştır. Böylece birinci sınıf çiniciler, hattatlar ve kalemkârlar gibi mimarlık mesleğinin tamamlayıcısı olan sanatları icra eden büyük ustalar; taş yontucuları, marangozlar, demirciler ve kurşun imalatçıları İstanbul pazarında en yüksek gelir elde eden kesim olmuşlardır.

Şehirler arasında menzil külliyeleri de inşa eden Sinan hem ulaşım hem de ticaret ağlarını geliştirmiştir. Gebze-Edirne ana güzergâhı üzerinden Balkan şehirlerine kadar seyahat ve ticaret yolları artarak ulaşım arterleri zenginleşmiştir. Büyük tüketim merkezi hâline gelen İstanbul’da hanlar, çarşılar, bedestenler şehir ticaretine büyük canlılık katmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) olması, Akdeniz’in Osmanlı Devleti’nin denetimine geçmesini sağlamıştır. Böylece Amerika kıtasının keşfinden önceki eski dünyada deniz ticaretinin en zengin havzası sayılan Akdeniz’de Osmanlı Devleti büyük pay sahibi olmuştur. Buna bağlı olarak Doğu ve Batı dünyası arasında yapılan ticaretin pazarı da İstanbul’a taşınmıştır.

Payitahtın Artan Nüfusuyla Birlikte Yapılan İmar Çalışmaları
Büyük ve zengin ticaret ağının Osmanlı Devleti’nin denetiminde olması ülkeye büyük refah ve canlılık getirmiştir. Bu gelişmeler sayesinde Osmanlı payitahtı artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak üzere külliyelerin çevresinde iskân alanları genişlemiş, buna bağlı olarak ticaret yapıları giderek artmıştır. Süleymaniye Külliyesi’nin açılışından sonra buradaki caminin bakım işleri ve dinî hizmet verenler, medreselerde, darüşşifa ve darülhad gibi okullarda çalışan hoca ve öğrenciler, imarette görev yapan ve çalışanların sayısı toplam külliyede 750 civarında olmuştur. Burada çalışanlara her gün imaretten iki öğün yemek çıkmış, ayrıca 2500 kişiye de yine her gün iki öğün ücretsiz sıcak yemek dağıtılmıştır.

Sinan’ın mimarlık dehasının ötesinde büyük bir mühendis olduğunu da burada hatırlamak gerekir. Zaten mimarlık alanında gösterdiği başarısının temelinde çok yönlü biçimde mühendislik birikimine sahip olması yatmaktadır. Sinan’ın mühendislik yanı, çocukluk yaşlarından itibaren bu alana karşı duyduğu ilgi ve özellikle Yeniçeri Ocağı’na alınmasından itibaren gençliğinin erken yaşlarında gösterdiği başarıdan anlaşılmıştır. Bu husustaki yeteneği ordu ile katıldığı seferlerde ortaya çıkmıştır. Böylece Van Gölü kenarında yaptığı 3 kadırga ve Prut Nehri üzerinde 10 gün içinde inşa ettiği köprü, Sinan’ın mühendislik alanındaki yeteneğini ortaya koymakla kalmamış, onun istikbalini de açarak Ser Mimarân-ı Hassa (İmparatorluğun Baş Mimarı) olmasını sağlamıştır.

Mimar Sinan’ın En Büyük Mühendislik Başarısı
Sinan’ın mühendislik yeteneğini gösterdiği çalışmaları bunlardan ibaret değildir. Onun en büyük mühendislik başarısı su mimarisi alanında ortaya koyduğu eserlerdir. Su yolları için yaptığı kemerler ve imparatorluk coğrafyasının değişik bölgelerinde inşa ettiği köprüler, Sinan’ın mühendislik kariyerini belgeleyen eserlerdir. Hemen şunu da hatırlatalım ki Sinan’ın inşa ettiği mühendislik eserlerinin tamamı işlevlerini sürdürerek günümüze gelmiştir. Sinan’ın bir mühendislik harikası sayılan Kırkçeşme Su Yolu, 16. yüzyılda inşa edilmiş büyük bir projedir. Eserin inşası, İstanbul’da yaşayan nüfusun ve su fiyatlarının aşırı derecede artmasından kaynaklanmıştır. Bilindiği gibi Fatih döneminde İstanbul’da yaklaşık 40 bin dolayında olan şehir nüfusu, 16. yüzyılda yaklaşık 4 misli artarak 160 bine kadar yaklaşmıştır. Hızlı nüfus artışı üzerine su sıkıntısı çekilmez hâle gelmiştir. Hatta bu dönemde bir tulum suyun fiyatının 15 akçeye kadar çıktığı bilinmektedir.

Kırkçeşme Su Yolu’nun Yapılış Hikâyesi
Mimar Sinan Kırkçeşme Su Yolu’nun yapılış hikâyesine hatıralarında geniş yer vermiştir: “Bir seher vakti, Sultan Süleyman Han, İstanbul şehrinde, Kâğıthane’nin ıssız kırlarını gezerken, yolları iç açan bir yeşilliğe ve gönül çeken bir çimenliğe düşer. Padişahın gözleri burada akan temiz suya takılır. Saray-ı Hümâyun’una geldiklerinde, saltanatın ileri gelenlerini toplayarak, bu şehrin eskiden gelişip büyümesine sebep olan, kente ferahlık veren akar suyun hangi yolla geldiğinin araştırılıp incelenmesini buyurur.”

İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını araştırmak için padişah, Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir. Sinan, padişah ile görüşürken fikirlerini kendinden emin olarak dile getirmiştir. Sinan’ın anılarını içeren Tezkiretü’l-Bünyan adlı yazma kaynakta Sinan, Kanunî’nin huzurunda: “Saadetli Padişahım, ben kulunuzun su yolları yapılmasında özel ihtisasım vardır.” diyerek, bu hususta iddialı olduğunu ortaya koymuştur. Kanunî Sultan Süleyman’ın emriyle görevlendirilen Sinan, Kırkçeşme isale hattının yapımına 1554 yılında başlamıştır. Bir yandan Süleymaniye Külliyesi’nin inşaatı devam ederken, diğer yandan bu büyük projeye başlayan Sinan, hummalı bir çalışma ile Kırkçeşme projesini 1563 yılında tamamlamıştır.

Belgrad Ormanı’nda toplanan temiz su; kemerlerle binde bir eğimle, dış enerji olmadan ve yakıt kullanılmadan suyun kendi akış gücüyle İstanbul’a doğru getirilmiştir. Sinan’ın uyguladığı ekolojik mimarinin başarılı ve nitelikli bir numunesi olan bu sistem içinde Mağlova, Güzelce, Uzun, Eğri, Paşa ve Ayvad kemerleri başlıca olmak üzere toplamda 33 adet su kemeri bulunmaktadır. Şehir şebekesi ve Kırkçeşme isale hattından Vakıf Defteri’ne göre sayıları 580’e ulaşan birçok sebil, hamam, cami ve çeşme beslenmiştir. Kırkçeşme su tesisinde önemli elemanlar yer almıştır. Suların toplandığı birçok havuz varsa da bunların içinde en büyük olanı Başhavuz’dur. Kemerburgaz’da bulunan bu büyük havuz yuvarlık formda olup silindir biçimindedir. Başhavuz’un büyüklüğü ve derinliği Sinan’ın deyimiyle Galata Kulesi’ncedir. Günümüze kadar ulaşan Başhavuz iyi durumda ve hâlâ sistem olarak çalışmaktadır. Burada toplanan sular da daha çok tarım işlerinde kullanılmaktadır.

Kırkçeşme tesisinde en göze çarpan parçalar inşa edilen su kemerleridir. Dereleri ve vadileri aşmak için viyadük olan bu kemerler, suyun geçişini sağlayan birer köprü niteliğindedir. Köprüyol anlamına da gelen bu kemerler mimari anıtlar olarak büyük değer taşırlar. Bunların içinde Mağlova Kemeri diye adlandırılan yapı hem mühendislik hem de mimarlık bakımında seçkin bir örnektir. İstanbul Kemerburgaz’da olan bu kemer, iki katlı olup her katta dörder büyük göze sahiptir. Ayrıca çok sayıda küçük gözleri vardır. Yüksekliği 36, uzunluğu da 258 metredir. İki defa selden yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Büyük gözlerin açıklıkları üst sırada 13.45, altta ise 16.75 metredir. Sinan’ın en başarılı yapıtlarından biri olan ve özgün bir plastiğe sahip bulunan kemer türünün en mükemmel ve nadir örneklerindendir. Kırkçeşme’nin diğer örnekleri İstanbul Cebeciköy’de Güzelce (veya Gözlüce) Kemeri, İstanbul Kemerburgaz’da Kırıkkemer veya Eğrikemer adıyla da anılan Kovukkemer ve yine Kemerburgaz’da yer alan Uzunkemer’dir.

Kültür ve sanat tarihimizin en büyük simgesi olan Sinan, mimarlığın yanında mühendislik kimliğiyle de ilgi çekmektedir. Kendi vakfiyesinin girişinde onun için “seçkin mühendislerin gözü, kurucular erkânının süsü, zamane üstatlarının üstadı, dönemin bilge kişilerinin başı, dönemin ve çağının Oklidis’i1, imparatorluğun mimarı ve hakanlığın hocası” sıfatları kullanılmıştır.  Mezar taşında ondan “pir-i mimarân”, yani mimarların aksakallısı diye söz edilmesi bir abartı ürünü değildir.

Bir şair anlatımı ile bunu ele alan Eyyubî (16. yüzyıl), 1495 beyitten oluşan “Menakıb-ı Sultan Süleyman” adlı eserinde büyük ustayı göklere çıkarmakta ve Kanunî Sultan Süleyman’ın ağzından Sinan’ı övmektedir.2 İstanbul’da çekilen su sıkıntısını ve Kırkçeşme’nin yapılış sebeplerini destansı bir dille anlatan şair Eyyûbî, zamanın filozofu ve yapı işlerinin keskin kılıcı diye nitelendirdiği Sinan’ı bütün ustaların rehberi, dağların ve çöllerin onun önünde aciz kaldığını söylemektedir. Yerin derinliklerine de hükmeden Sinan’ın sözlerinin pahalı inciden daha değerli olduğunu, Allah’ın ona çok kerametler bahşettiğini ve göğsüne başka haller koyduğunu, ifade ediyor ve Aristo eğer Sinan’ı görseydi, onun candan müridi olurdu, diyerek onu tebcil etmektedir.3

Osmanlı kültür ve sanat ortamının yetiştirdiği büyük mimar ve mühendis olan Sinan, gerçekten üstün başarılara imza atmış ve tarihte kalıcı iz bırakmış evrensel bir değerdir. Medeniyet tarihimize estetik değerleri yüksek, sayısız eser kazandıran bu büyük usta başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı şehirlerine fiziksel katkı sağlamıştır. Aslında İstanbul’a bağlanan bir su isale hattı olan Kırkçeşme tesisi, 16. yüzyılda gerçekleşen Osmanlı Devleti’nin en büyük medeniyet projesidir.

NOT

Mimar Sinan’ın İstanbul’daki Çalışmaları
Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat döneminde güçlü bir sosyal devletin yarattığı cazibe merkezi, İstanbul’da başlayan yeni hizmet alanları için yeni binaların yapımını gündeme getirmiştir. Bu dönemde İstanbul’un tarihî yarımadası ile sur dışında olan Eyüp Sultan’da ve Anadolu yakasında Üsküdar’da Mimar Sinan tarafından yeni camiler, mescitler, medreseler inşa edilmiştir. Aynı semtlerde Sinan tarafından otuzun üzerinde hamam yapılmıştır. Bu da artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere Sinan’ın İstanbul’daki hummalı çalışması hakkında bir fikir vermektedir.

En Büyük Mimarlık Tasarımı Selimiye Camii
Mimar Sinan’ın meslek hayatında kendisini zirveye taşıyan en büyük mimarlık tasarımı hiç şüphesiz Selimiye Camii’dir. Bu başarıyı elde etmesinde mimarlık yeteneği yanında mühendislik bilgisinin derinliği de vardır. Bu eserle mimarlıkta evrensel bir mesaj vermiş olan Sinan, ismini dünya mimarlık tarihine altın harflerle yazdıracak gücü göstermiştir.

Mühendislik Harikası  Kırkçeşme Su Dağıtım Şebekesi
İstanbul’a kazandırılan bu su isale hattının uzunluğu 55 kilometredir. Dünyada eşi ve benzeri olmayan ve bir mühendislik harikası sayılan Kırkçeşme su dağıtım şebekesi olarak 450 yılı aşkın bir zamandan beri çalışmaktadır. Teknik mükemmelliğe sahip olan bu tesisin içerisinde Başhavuz, birçok çökeltme havuzu, sulama yerleri, galeriler, aynı zamanda önemli mimari anıtlar olan su kemerleri ve bentler, katmalar, maksemler, bacalar, ızgaralar şehir içi şebekesi, su terazileri ve birçok çeşme bulunmaktadır.

Süleymaniye Su Yolu Tesisi
Sinan, cami ve külliyelerin su ihtiyacı için de çalışmalar yapmış, bazılarının da yapımına nezaret etmiştir. Padişah, hanedan üyesi veya devlet adamları gibi yaptıran kişilerin vakfiyelerinde yer alan çeşmelere su yolları da inşa etmiştir. Bunların en önemlisi Halkalı bölgesinden temin edilen suyu Sinan 30 kilometreden fazla bir mesafeden Süleymaniye Külliyesi’ne ulaştırmıştır. Geç Roma döneminden kalan Bozdoğan (Valens) su kemerinin de kullanıldığı Süleymaniye Su Yolu tesisi 1557 yılında hizmete girmiştir.

Mimar Sinan’ın Mezar Taşı Kitabesi
Kitabeyi Sâî Mustafa Çelebi yazmıştır. Bu manzumede Sinan’ın iki önemli mühendislik eseri de övülmektedir. Biri Kırkçeşme su isale hattı, diğeri ise dört parçadan oluşan Büyükçekmece Köprüsü’dür. Aşağıda bu şiirin ilgili dizeleri, yanlarında günümüz Türkçesiyle olan metni ile verilmiştir:

Emr-i şâhiyle kılub su yollarına ihtimâm
[Padişah buyruğuyla su yollarına özendi]

Hızr olub âb-ı hayatı ‘âleme kıldı revan
[Oydu hayat suyunu Hızır gibi dünyaya akıtan]

Çekmece Cisri’ne bir tak-ı mu‘allâ çekdi kim
[Çekmece Köprüsü’ne bir yüksek kemer çekti ki]

Aynıdır âyine-i devranda şekl-i kehkeşân
[Aynen gökyüzünde Samanyolu gibi asılı duran]

Yazan: Suphi Saatçi
*Bu yazı Marmara Life 2019 / Eylül-Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın