10’un Hikâyesi; Diego Armando Maradona

DİEGO MARADONA, NAPOLİ İÇİN BİR FUTBOL FİGÜRÜ OLMAKTAN ÇOK DAHA ÖTESİYDİ. ARJANTİNLİNİN POSTERLERİ HÂLÂ ŞEHRİN SOKAKLARINI SÜSLEMEYE DEVAM EDİYOR.

Bir Şehir, Bir İnsan
Milyar dolarlık bütçelerin yönetildiği günümüz futbol ekonomisinde, bir oyuncunun değil şehirle, bir takımla özdeşleşmesi bile artık çok kolay olmuyor. Misal dokuz yıl boyunca Real Madrid forması giyen Cristiano Ronaldo, yıllık 31 milyon avroluk maaş karşısında bir anda Juventus’un yolunu tutabiliyor. Çok nadir de olsa Lionel Messi gibi, Francesco Totti gibi kariyerlerinde başka bir kulüp görmemiş isimler de çıkabiliyor. Ancak onlar bile en fazla kulüplerinin simge futbolcusu olarak hafızalara kazınabiliyorlar.Dünyada koca bir şehrin, bir futbolcuyla anıldığı ilk, tek ve büyük ihtimalle son vakaya göz atalım o zaman.

Diego Armando Maradona ve Napoli
1982 yılında Barcelona, Maradona transferini açıkladığında herkes “Dünyanın en iyi futbolcusu, dünyanın en iyi kulüplerinden birine geldi.” diyordu. Hakikaten de öyleydi. İspanyollar futbol tarihinin en pahalı transferini yapıp, Diego’yu Arjantin’den getirmeyi başarmışlardı. Kâğıt üzerinde mükemmel bir işti. Ancak Barcelona bu transferi yaparken Diego’yu yetenekleriyle değerlendirmiş, özgür ruhunu hesap edememişti. İspanyol kulübün köklü kuralları, disiplini, oyun kültürü hiç de Diego’ya göre değildi. O takımı yönetmeye talipti; oysa Barcelona yönetilmeye müsait bir kulüp değildi. Goller atıyor, maçlar kazandırıyor ama mutlu olamıyordu. Önce hocasıyla, daha sonra kulüp başkanıyla yaşadığı sorunlar içinden çıkılamaz hâle geliyor, Barcelona iki yılın sonunda Diego’yu satış listesine koyuyordu.

Maradona’nın Napoli’ye Transferi
Tam da o sıralarda, Güney İtalya’nın en fakir ve en sert şehrinde gündem Maradona’ydı. Napoli Kulübü Başkanı Corrado Ferlaino, başarısız geçen yılların ardından takımın ve şehrin havasını değiştirmek için Arjantinli yıldızı gözüne kestirmişti. Barcelona dünyanın en pahalı transferini ucuza bırakmak istemiyordu. Napoli Kulübü’nün belki çok parası yoktu ama ruhu vardı. Şehir, Maradona ismini duyunca âdeta ayaklandı. Napoli başkanının “paramız yetmiyor” çağrısı, şehrin en fakir sokaklarında bile yankı buldu. Maradona için açılan hesapta on beş günde yeterli para toplanınca, İtalyan kulüp, Barcelona’nın kapısını bir kez daha çaldı.

Diego’nun talibi çoktu ancak Napoli şehrinin kendisi için âdeta seferber olması tam da Arjantinli yıldızın isteği olan tutkunun ışıkları gibi parlıyordu. 1984 yazında Maradona, Napoli’ye indiğinde, kimse onun bu şehrin en önemli simgesi olacağını tahmin edemiyordu. İlk sezon sonunda sıralamada 8’inci, ikinci sezonda ise 3’üncü oldular. Sonra o meşhur 1986 yazı geldi. Maradona âdeta tek başına Dünya Kupası’nı Arjantin’e taşırken attığı her gol, yaptığı her hareket dünya futbol tarihinde ikonik bir görüntü hâline geliyordu. Yedi İngiliz futbolcuyu çalımlayıp, pek çok otoritenin gözünde futbol tarihinin gelmiş geçmiş en güzel golünü atmış, o da yetmemiş kalecinin üstünden eliyle topu ağlara gönderip “O el Tanrı’nın eliydi.” açıklamasını yapmıştı. 1986 Ağustos’unda Napoli artık dünyanın en iyi ve en çok konuşulan oyuncusuna sahipti.

Bir sonraki sezon Maradonalı Napoli bu sefer de tarihinin ilk Avrupa başarısını elde ediyor ve o günkü ismiyle UEFA Kupası’nı müzesine götürüyordu. Bu arada diğer İtalyan kulüpleri Napoli’yi durdurmak için tüm güçleriyle uğraşıyorlar; Gullitler, Van Bastenler, Brehmeler İtalya’nın yolunu tutuyor ancak Arjantinli durmak bilmiyordu. 1989-90 sezonunda Napoli’nin ikinci kez şampiyon olmasıyla, Maradona artık tam anlamıyla bir Napoli fenomeni hâline gelmişti. Arjantinli yıldıza olan sevgi öyle bir noktaya ulaşmıştı ki şehirde Maradona Şapeli bile açılmıştı. Napoli’deki Maradona tutkusu çığırından çıkmıştı ve Diego bunun farkındaydı. O yıl Dünya Kupası İtalya’da yapılıyordu ve ne büyük tesadüftür ki ev sahibi İtalya, Napoli şehrinde oynanacak maçta Arjantin’i ağırlıyordu. Yarı final maçının öncesinde Maradona, Napoli halkına, “364 gün İtalya’yı destekleyebilirsiniz ama yarı finalde beni ve Arjantin’i destekleyin.” çağrısında bulunmuştu. Bu açıklama tüm İtalya’yı karıştırırken, Napoli halkı Diego’nun çağrısına kayıtsız kalmamıştı. O gün San Paolo’daki tribünler ikiye ayrılmış, stadın yarısı İtalya’yı yarısı ise Maradona’yı desteklemiş, Arjantin o gün İtalya’yı mağlup edip adını finale yazdırmıştı. Maçtan sonra gazetecilere konuşan İtalya millî takım oyuncusu Paolo Maldini ise “Bu maç Napoli’de oynanmasaydı finale biz çıkardık.” diyerek Napoli halkına sistem etmişti.

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir
Elbette Maradona tutkusunu yalnızca futbolla açıklamak mümkün değildi. O yıllarda İtalya’nın kuzeyiyle güneyi arasında hem sosyal hem ekonomik anlamda ciddi farklar vardı. Ülkede yatırımların çoğu kuzey bölgesine yapılıyordu; moda, turizm gibi cazibe merkezleri de yine kuzeyde yer almaktaydı. Kişi başına düşen millî gelirde bile ülkenin her iki kesimi arasında ciddi bir uçurum vardı. Bu ekonomik standart farkı hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da kendini göstermekteydi. Kuzey İtalya’nın Inter, Milan, Juventus gibi büyük takımları çok uzun yıllardır İtalya Ligi Serie A’yı domine ediyorlardı. Kuzey iyi kazanan, lüks içinde yaşayan, zengin, mutlu insanları temsil ederken; güney tam tersine zorluklar içerisinde kıt kanaat geçinen, fakir ve öfkeli insanların bölgesiydi.

Bu konjonktürde Napoli şehri de âdeta güneyin simgesi gibiydi. 1980’li yılların ortasına kadar Napoli, mafyanın hâkim olduğu bir şehir konumundaydı. Kentin güçlü aileleri arasında yaşanan çatışmalar, kanlı infazlar Napoli için sıradan hâle gelmişti. Tam da bu sebeplerden dolayı, Diego Maradona kocaman bir şehrin makûs talihini değiştiren adam olmuştu. Artık Napoli mafya hesaplaşmalarıyla, cinayetlerle, kavgalarla değil, futboldaki başarılarıyla, çılgın kutlamalarıyla İtalya’nın gündemindeydi. Maradona, ülkenin güneyde de güzel bir hayat olduğunu, burada da mutlu olunabileceğini tüm İtalya’ya göstermişti. Teknolojinin yaşantımızın bu kadar içine girdiği, futbolun tamamen para odaklı bir oyun hâline geldiği günümüz ortamında, böyle bir senaryo yaşanmasının ne yazık ki imkânı yok. Dijital hayat ne böyle bir aidiyete ne de bu tarz bir romantik hikâyeye müsaade ediyor. İşte bu yüzden Napoli ile Maradona arasında yaşanan birliktelik ilk ve son olma özelliğiyle, dünya döndükçe konuşulmaya devam edilecek.

NOTLAR

Futbolun Altın Çocuğu: Dıego Armando Maradona
30 Ekim 1960 tarihinde Buenos Aires’de dünyaya geldi. 1976’da 16 yaşındayken Argentinos Juniors takımı ile profesyonel oldu. 1981 sezonuna kadar bu takımın formasını giydi. 1982’de FC Barcelona takımına transfer oldu. 1984 senesinde Serie A takımlarından Napoli’ye geçti. Napoli’nin İtalya lig şampiyonluklarında (1986-1987, 1989-1990); 1987’de kazandığı İtalya Lig Kupası’nda, 1989’daki UEFA Kupası şampiyonluğunda ve 1990 senesindeki İtalya Süper Kupası zaferinde başrol yine 10’undu. Maradona’nın Napoli’deki başarıları şerefine giydiği 10 numaralı forma, kulüp tarihinde emekliye ayrıldı. 1993 senesinde Newell’s Old Boys’a, 1995’de eski takımı Boca Juniors’a transfer oldu. 30 Ekim 1997’de 37 yaşına bastığı gün futbolu bıraktığını açıkladı.

“Ne Kaçırdıklarını Bilmiyorlar”
1987 yılında Maradona, Napoli’yi tarihinde ilk kez Serie A (İtalyan Futbol Ligi) şampiyonluğuna taşıdı. Şehirde o gün resmî tatil ilan edilmişti. Ertesi sabah kutlamalar nedeniyle tek bir açık dükkân yoktu. Napoli halkı, şampiyonluğu çılgınca kutlarken şehir mezarlığına “Ne kaçırdıklarını bilmiyorlar.” pankartı asılıyordu.

Bir Futbolcu Değil Bir Halk Kahramanı
Sıradan bir Napoli gününde, ana caddelerde Maradona formalı İtalyanlara rastlamak çok normal. Barlarda, restoranlarda mutlaka Arjantinlinin eski ama mekânın en güzel yerine konmuş fotoğrafını görebilirsiniz. Hâlâ San Paolo Stadı’nda her maç Maradona posteri açılıyor. Ve hâlâ Napoli’de doğan çocuklara en çok Diego ismi koyuluyor.

Yazan:Fırat Günayer

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Eylül-Ekim sayısında yayımlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın