Hayat Planlarla Değil Sürprizlerle Güzel

“TÜRK KADINLARINA ÇOK BÜYÜK SAYGI DUYUYORUM. ÇALIŞKANLIKLARINA, VEFAKÂRLIKLARINA AİLELERİNE KARŞI SEVGİ DOLU YAKLAŞIMLARINA ÇOK AMA ÇOK İMRENİYORUM.”

Merhaba benim adım Diana Lindenbauer Güven. 1968 yılında Avusturya’da doğdum. Heykel ve resim üzerine bir eğitim aldım. Ancak 1989 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra çocukluk hayalim olan tekstil tasarımcılığına başladım. Şimdilerde Ankara’da “Diana’s Backhaus” adıyla tanınan ve çok sevilen bir markayı oluşturdum. Evliyim, iki çocuklu güzel bir ailem var ve çok mutluyum.

Mekân ve zaman harika bir ikili! Onları o kadar doğru seçmişim ki, öyle güzel bir zamanlamayla İstanbul’a gelmişim ki otuz sene sonra bile hâlâ iyi ki bu gelişi gerçekleştirdim diye düşünüyorum. İstanbul’a gelince belki birçok Batılı gibi ben de büyülendim ve Avusturya’da okulumu bitirdikten sonra bir müddet İstanbul’da kalmaya karar verdim. Bir müddet dediğim, aklımda en fazla bir iki sene vardı. Sonra ne mi oldu? On altı sene İstanbul’da, ardından on dört sene de Ankara’da kaldım. Neler yaşadım bu süre içinde, neler…

Küçük Tesadüfler, Büyük Mutluluklar
Komşularıma sorarsanız ben Türk olan eşimden daha fazla Türkleşmişim. Türkleşirken bu toprakların insanlarını sevmek, bence şart. Sevgisiz bir aidiyet kurmak imkânsız. Türkler nasıl insanlar diye sorulduğunda samimi olarak hissettiklerimi anlatırım. Türkler sevgi dolu ve merhametli insanlar. Ukala olmadıkları gibi bir yabancının öğrendiği her Türkçe kelimeyle sevinip ondan çok mutlu olan, naif insanlar. Dile yatkınlığımdan dolayı Türkçeyi öğrenmem çok çabuk oldu ve dil bilgisi cepte olunca adaptasyon gücüm de bir parça hızlı oldu diyebilirim. Çok kültürlülük daha doğrusu kültürel bir mozaik içinde olmak bazen insana zenginlik katıyor bazen de çatışma durumu yaratabiliyor. Bence bir ülkede yaşayıp sadece o ülkenin dilini bilmek ve orada çalışmak ülkenin kültürünü anlamak anlamına gelmiyor.

Gelelim Yemeklere
Dünyaca bilinir, Türk mutfağı gastronomi bakımından çok özel bir mutfaktır hatta bana kalırsa bir numara derim çıkarım işin içinden. Türk aile yapısında ev kültürü çok önemli. Ortamları yumuşatan, insanları kaynaştırıp sevgi bağlarını kuvvetlendiren güzel ziyafetler veriliyor. Hayatta ne yaşanıyorsa acı da olsa tatlı da olsa yemeklerle birleşip paylaşılıyor. Yemek yemek çok güzel bir âdete dönüşmüş burada. Bunu çözdüğüm günden itibaren sanırım kendimi ‘Türk gibi’ hissetmeye başladım. En zor sınavı geçmiştim sanki! Ne işimdeki başarı, ne dil bilgisi yeteneğim, ne din anlayışını kavramam, ne bir Türkle evli olmam ve kültür farkını yakından görebilmem, ne de iki kültürlü çocuklar yetiştirebilmem… Hayır hiçbiri değil. Sihirli kapıları Türk mutfağını ve yemek kültürünü anlamak açtı. İnanılır gibi değil!

Çalışkan Türk Kadınları
Türkiye’de evli, çocuk sahibi ve çalışan bir kadın olmak gerçekten çok büyük bir iş demek. Evin tüm sorumluluğu kadının omuzlarında. En başta da yemek yükü… Ne kadar çalışırsanız çalışın, iş başarınız olsun, akademik bir kariyeriniz de olabilir, sektörel yükünüz ağırdır belki de… Bunların ortalama bir Türk evinde hiçbir etkisi olmayabiliyor. Türk erkekleri ailede egemen. En basitinden evlendiği kadının yaptığı yemeği beklemesi dikkat çekici ve buraya özgü bir davranış. Türkiye’de iş hayatında çok önemli adımlar atan kadınlardan başlayıp belki eşi işsiz olduğu için zor koşullarda çalışmak zorunda olan, ailesini geçindirme derdine düşmüş kadınlara kadar herkes akşam olunca bir de yemek sorumluluğunu üstlenmek zorunda. Bizim evde de yemek yapmamı bekleyen üç Türk erkeği var o yüzden “Neden buradasın?” diye soranlara “Yemek yapmalıyım hiçbir yere gidemem!” diyebilirim.

NOTLAR

Farklı Olanın Ahengini Görmek
Çok kültürlülük bazen perspektifinizi genişletip dünyaya daha büyük bir vizörden bakmanızı sağlarken bazen de umulmadık bir kültürel çatışma oluşturabiliyor. Otuz yıl bu topraklarda yaşamak buranın kültüründen beslenmek ve burada evlatlar yetiştirmek bazı zorlukların üstesinden gelebilecek yetenekler veriyor insana. Ama sonunda farklı olandan beslenebilmek, başka kültürlerle empati yapabilmek her şeyi kolaya çeviriyor.

Yazan: Diana Lindenbauer Güven / Fotoğraf: Guille Álvarez

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın