Mainin Enginliğinden, Gönlün Zenginliğine Bir Yol: Sedefkâr Fatma Ayran

SEDEFİN DENİZLERİN DERİNLİĞİNDEN USTALARIN HÜNERLİ ELLERİNE UZANAN YOLCULUĞU…

Sedef, Türk-İslam kültüründe edindiği yer, manevi değerinin yüksekliği ve estetik güzelliği ile asırlardır sevilen ve kullanılan bir malzeme olmuştur. Geleneksel kültürümüzde bir süsleme formu olarak tarih boyunca rağbet görmüş, ustalık gerektiren bir zanaat değil estet bir fikir ve maneviyat işi olarak anılmıştır. Osmanlı’dan günümüze kadar birçok mimari yapının özellikle de camilerin kapı, pencere, kürsü, minber ve rahlelerinde sedef işçiliği kullanılmıştır. Saraylarda dekoratif fonksiyonlarından çok, bir sanat eseri özelliği taşıyan eşyalarda, sultanların kılıçlarında, tahtlarında, masa ve sehpalarında, ayna ve takunyalarında sedefkârların el emeği göz nuru vardır. Günümüzde fonksiyonel olmaktan ziyade görsel bir süsleme sanatına evrilen ve mobilyalarda, levhalarda, çatal-bıçak takımlarında, takılarda, kalemlerde, hat sanatkârların maktalarında, ahşap kutularda görebildiğimiz sedef sanatının genç ustalarından sedefkâr Fatma Ayran ile sedefin denizlerin derinliğinden ustaların hünerli ellerine uzanan yolculuğunu konuştuk.

Aşk, Sanatkârın Kalbine  Çocukken Düşer
İçinden inci çıkan istiridye kabuğu olarak bilinen sedef, bunun dışında midye ve deniz salyangozu gibi yumuşakçaların dışından da elde edilen parlak, sert maddeye verilen isim. Kur’an’da denizden çıkan inci ve mercandan Allah’ın lütfu olarak söz edilir. Maneviyat boyutu, alegorik bir anlatımı olan halk hikâyelerinde ve mitos ögesi olarak yüzyıllardır kullanılan bir malzeme. Sedefkâr Fatma Ayran bu sanatı icra etmenin Allah tarafından sedefkâra verilen bir lütuf olduğunu düşünüyor. Sevgi ve muhabbetle çocukluğunda tanıştığı ve titizlikle icra ettiği sedef sanatı, geleceğini de şekillendirmiş ve onu bu işin maneviyat âlemine çekmiş.

“Çocuktum. Küçük Ayasofya Camii çevresinde el sanatları atölyeleri vardı. Klasik el sanatlarının hayat bulduğu bir çevredir burası. Böyle bir mahallede büyümek geleceğimi şekillendiren en önemli etken olsa gerek. Çocukken boş zamanlarımda bu atölyelerin camlarından sanatçıları izlerdim, hayal kurardım, imrenirdim onlara. O zamanlar sedefkâr olma gibi bir düşüncem yoktu. Çok sonraları yolum bir şekilde tezhip sanatkârı Hatice Aksu ile kesişti. Önce yazının bu büyülü ahengini izledim uzun zaman. Sonra öğrencisi olma şansına eriştim. Bu süreçte çeşitli fuar ve atölye çalışmalarında sedefkârlarla tanıştım. Onları çalışırken izlemek bu sanatın manevi âlemini hissetmeme vesile oldu. İlk kez bir sedefi elime alıp kesme şansını yakaladığım anı unutamam. Onun güzelliği, ışıltısı, verdiği huzur beni mest etmişti. İlk ustam Ahmet Sezen’in yanına gidip “Çırak lazım mı?” diye sorduğum an her şeyin başlangıcı oldu.”

Gelenekten Geleceğe Sedefkâri
Sedefkârlık farklı disiplinleri içinde barındıran girift bir sanat. Sabırlı ve titiz çalışma alışkanlıkları işin olmazsa olmazı. Sedef sanatının her aşamasında sedefkârın başka bir beceresi öne çıkıyor. Ahşap ustalığı, marangozluk, takı sanatları, cevahir-kuyum işleri ve el becerisi hayal gücü ile harmanlanıyor. Ortaya sedefkârın ustalığı çıkıyor. Bu uzun ve zahmetli yolu usta-çırak öğretisi ile katetmiş olan sedefkâr Fatma Ayran sedefin ince işçiliğine değiniyor.

“Kısa bir süre bu sanatın üstatlarından olan Salih Balakbabalar’dan eğitim aldım. Kendisi idolümdü. Onun çalışma disiplini, çalışırken işine olan dikkati, incelikli ve detaylı üslubu çalışma düzenimde bir hayli etkili oldu. Yaptıklarımı beğendirmek çok zordu. Kendisi bu sanatta en iyisi olduğu için benim de daha dikkatli, ince ve disiplinli çalışmama vesile oldu. Daha sonra atölyede yaptığım işlerin beğenilip satın alınması çok çalışıp ustalaşma şevki verdi. Ustam da kendimi geliştirdiğimi görünce bana daha büyük işler vermeye başladı. Birlikte birçok müzik enstrümanı işlerdik ve yoğun mesailer harcardık. Bu sanatta çok hızlı ilerleme imkânım oldu. Sürekli çalışır, boş zamanlarımda atölyede küçük şeyler süslerdim. Birçok sanatı birleştiren sedef sanatı sürekli bana yeni şeyler öğretti. Öğrenmenin sonu olmadığı gibi sanata duyduğum muhabbet de bunca yıldır hep taze kaldı.”

Kadın Elinin Sedefdeki Zarafeti
Geleneksel sanatların pek çoğunda olduğu gibi sedefkârlık da daha çok erkeklerin ilgi duyduğu ya da Osmanlı-İslam alışkanlıkları icabı kadınların icra etmekten çok, görselliğini beğenmeyi tercih ettiği bir sanat. İşin geleneğinde usta sedefkâr kadınların sayısı bir hayli az. Genç ve usta sedefkâr Fatma Ayran, bir sedef sanatçısı olarak bu işe gönül verip mesafe katetmesini doğru insanlarla karşılaşmasına bağlıyor.

“Bu sanatı öğrenmeme ve icra etmeme vesile olan hocalarımın tamamına minnettarım. Kadın olduğum için beni bu işe ekseri gibi layık görmeseydiler bugün bu sanata dair fikirlerimi paylaşabilecek seviyeye gelemezdim. Kadınların sedefkâr olarak bilinmemesinin nedenlerinden en önemlisi bu sanatın beden gücüne ihtiyaç duyması. Bence bu görüş bizim bu sanatı icra etmemize engel değil. Kadınların ve erkeklerin yaradılış üzere farklı olmaları eserlerine de yansımakta. Allah kadınları zarif ve ince ruhlu yaratmış. Ortaya çıkan eserlerin ilgi görmesi, kadının sedef icrasına getirdiği yorumun ilgi görmesi ile doğru orantılı. Son yıllarda insanlar kadın bir sedefkâr ile tanıştıklarında hem sanata hem de sanatkâra daha çok dikkat kesiliyorlar. Bunu görebilmek benim açımdan çok değerli.”

Sedef, Sedefkârın Gönlünde İşlenir
Sedef sanatı sıkı bir disiplin, sabır ve gönül işi olması nedeniyle ustalığına talip olanlara uzun yıllar ve zorlu mücadeleler ile kapılarını ancak aralıyor.  Sedefkâr Fatma Ayran’a göre sedefkârlık safi bu işi icra etmekle kâfi değil. Bu kadim geleneğe sahip çıkmak, sonraki nesillere aktarmak gibi üzerine yük olan sorumlulukları da söz konusu.

“Bu sanatı tanımak isteyenler yanımda çırak olarak başlar, sonrasında birçoğu bırakırdı. Çok azı devam edebildi. Sedef sanatının malzemelerinin çok pahalı olması yeni nesillerce ilgi görmemesine neden olabilir. Bu işin sanatçısı olarak kişiye özel tasımlar yapıp insanların ilgisini çekmeye çalışıyorum. Çeşitli alım güçlerine ve zevklerine göre yaptığım bu eserler sanatın daha çok kişiye ulaşmasını sağlıyor. İleride çocuklarına bir hatıra bırakmak adına gelenler oluyor. Sevdiklerine hat yazısı, tezhip desenleri ile özel takılar yaptırmak isteyenler atölyeme geldiklerinde sedef sanatı ile de tanışma fırsatı buluyorlar. Belki bu sanat, bir ustalık talibinin gönlüne yer edinir diye umuyorum. Naçizane bu sanata gönül vermek isteyen adayların öncelikle sedefkârlık hakkında bilgi edinmesini, araştırmasını tavsiye ediyorum. Atalarımızdan bize yadigâr olan bu sanatın çok emek istediğini, severek yapılması gerektiğini hatırlatmak çok önemli. Disiplin, sabır, sebat ve en önemlisi gönül bağlamak sedefkârlığın zeminini oluşturur. Sonrasında büyüttüğünüz beslediğiniz muhabbetiniz size yol gösterecektir.”

Geleneksel sanatlar arasında en parlak üsluplardan, albenisi en yüksek, sabır ve tekamüle en çok ihtiyaç duyulan alanlardan birisi sedef sanatı. Sade el ustalığı değil zengin bir tahayyüle sahip olma, güzelliğin ahengine meftun olma işi. Sedefkâr Fatma Ayran da bu sanatın ustası bir kadın sedefkâr olarak el hünerini ve necip gönlünü bu sanata adamış.

NOTLAR

Sedefkâr Fatma Ayran Kimdir?
1991’de Mersin’de doğdu. Sedefkârlığı usta-çırak ilişkisiyle öğrendi. 2002-2006 yılları arasında Hatice Aksu’dan tezhip, 2006-2009 yılları arasında Ahmet Sezen ve Salih Balakbabalar’dan sedefkârlık eğitimi aldı. Münevver Üçer’den de tezhip dersleri alan Ayran, 2010 yılında kendi atölyesini açtı. 2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ‘Sedef Kakma Sedefkar Belgesi’ni alan, çeşitli sergilere katılan sanatçı çalışmalarına klasikten modern tasarımlarla, sedef sanatını yan disiplinlerle birleştirerek Küçük Ayasofya Camii yakınlarındaki atölyesinde devam etmekte.

Sedef, Sedefkâri, Sedefkârlık Nedir?
Midye, istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan pırıltılı, beyaz, sert madde sedef diye bilinir. Ahşap bir tasarıma açılan uygun oymalara sedefin yerleştirilmesine sedef kakma sanatı denir. Sedef kakma; sedefçilik, sedef işleme veya sedefkâri olarak bilinen çeşitli tanımları vardır. Sedef süslemesi yapan ustaya da sedefkâr denilmektedir.

Sabır, Emek, Sevgi
“Sevgi her şeyin başı, çünkü sevdiğiniz bir iş ile uğraştığınızda sabrı ve emek vermeyi de öğreniyorsunuz. Bazen kestiğim parçaların bitmemesi için yavaş yavaş çalışırım çünkü sedef ile daha çok vakit geçirmek ve haşır neşir olmak isterim.  Bitirdiğim işleri ise doya doya izler sonra teslim ederim.”

Muhabbeti Yakalamak İçin Niyetini Tartmak
“Sedef işine başlarken niyetiniz onu niçin öğrenmek istediğiniz çok önemli. Şan, şöhret, para, pul için mi, yoksa sizi daha çok Allah’a yaklaştırdığı için mi? Veyahut insanlara gönül güzelliğinizi yansıtmak için mi? Muhabbeti yakalamak istiyorsanız, niyetinizi tartmalısınız. Eğer niyetiniz salih ise sanat size sırrını açar ve muhabbet halinde olur.”

Yazan: Özge Öztürk

*Bu yazı Marmara Life 2019 / Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın