Zamanın Belleğinden Mekânın Büyüsüne Dünyanın Metro İstasyonları

Metrolar, Metropoller ve ‘Yer Altından’ Notlar
İnsanlık tarihi göçebe yaşam stillerinden tarım, üretim ve endüstri gibi aşamalar kaydederek yerleşik yaşama adapte olmuştur. Merkezlerde kökleşip katmanlaşan toplumsal düzen, çeşitli konfor alanlarına dönüşen sosyokültürel bir ilerleme sağlar. Metropol kavramı bu bir arada yaşamak mecburiyetinden doğan demografik bir obezite alanı olarak tarif edilir. Sanayi Devrimi, nüfus bakımından şişmanlayan kentlerin temel sebebi olarak düşünülürken modernleşme sürecine de bir o kadar hız katmıştır. Yerüstünde konforlu kentler oluşturmak akabinde teknolojik ilerlemelerle uzay çalışmalarına odaklanmak modern zaman çabaları olarak değerlendirilebilir. Hâlbuki ayağımızı bastığımız yeryüzünün bir de altı olduğu düşüncesi; dünyamızın güvenlik ve ulaşım rahatlığı açısından korunaklı bir konumu olan yerin derinliklerine inme fikri hayata geçirilebilirdi.

Bu düşüncenin sağlamasını yaparken ulaşım ihtiyacından bağımsız olarak hâlihazırda yer altına inme çabalarının insanlık tarihi kadar eski olduğunun da hakkını vermek gerekir. İlk olarak yer altına inme çalışmalarının barınma ve korunma amaçlı ortaya çıktığı görülmekte. Bireysel yerleşim alanlarından komün hayatına, lokal yer altı depolama faaliyetlerinden devasa yer altı şehirlerine kadar insanlık tarihinin arkaik süreçlerinden itibaren ‘arzın merkezine’ ilerleme çabalarının her daim var olduğunu görmekteyiz.

Günümüze gelindiğinde yer altı ulaşımının kilit noktaları olan metro istasyonlarının birer kamusal merkez olmalarına, insan sirkülasyonu bakımından kalabalık noktalara evrilmelerine, yapılarını soğuk ve tekinsiz atmosferlerden modern ve eğlenceli birer merkeze dönüştürmelerine şahit olmaktayız. Kimi tarihi bakımdan zengin olan, kimi modern olanaklar açısından kıymetli bulunan dünyanın dört bir köşesinden metro istasyonlarını derlediğimiz yolculuğumuza başlayalım.

Işık, Gölge ve Renk: Toledo Metro İstasyonu
Işık illüzyonları, sanatın büyüsü ve gündelik hayatla bütünleşme… Napoli kenti Metro Sanat İstasyonları’ndan biri olan Toledo İstasyonu’nu en iyi anlatan ifadeler bunlar olsa gerek. Kent yönetimi, şehri saran yer altı arterlerini belirli bir bütünlük esasına göre tasarlama fikriyle yola çıktığında bu projenin tutkalı elbette sanat olmuş.  Yeryüzü, ışık, su ve gökyüzü sembolleri etrafında tasarlanan istasyon, metro kullanıcılarının gündelik hayatlarının tekdüzeliği ile tezat oluşturacak biçimde spiritüel vurgularıyla baş döndürüyor. Avrupa’nın en derin metro istasyonlarından olan Toledo (50 m.) bu imkandan yararlanarak üç derinlik seviyesine göre dizayn edilmiş. Bin yıl önce Avrupa’da kurulmuş olan Aragon Krallığı’na ait duvar kalıntıları istasyonun yer altı temasını süslüyor. Yeryüzünü temsil eden bir üst katmanda ise Akdeniz güneşinin parlak sarı renkleri hâkim. Cam seramik üzerindeki ışık illüzyonları ve duvarlardaki dalga motifleri ile yaratılmış deniz manzarası formu ise mavi tonlarının büyüleyici efektleri sayesinde deniz seviyesini oluşturuyor.

Rus Tarihine Göndermeler: Kievskaya Metro İstasyonu
Şehir planlaması ve mimarisi denince akla ilk gelen ekollerden olan Rus kent tasarımının yansıdığı ve en az Kızıl Meydan veya Kremlin Sarayı kadar şehrin simgelerinden sayılan istasyon, ülkenin en popüler yer altı ulaşım noktalarından biri. Dünyanın en estetik metro istasyonları listelerinde her daim kendine üst sıralarda yer bulan Kievskaya’nın bulunduğu metro ağının yapımı 1914-1918 arasını kapsıyor. Mimari tasarımın sahibi olan Vladimir Shukhov ve İvan Rerberg, Rus saraylarının mimari aurasını metro istasyonuna taşımayı başarmış. Kompozisyon vitraylar, mozaikler, mermer ve avizeler ile parlak zeminlerin ışığı yayması, yer altı mekânın izbe ve loş atmosferinden uzaklaşması esasına göre dizayn edilmiş. Heykeller, duvar resimleri ve rölyefleri ise bir sanat galerisi ya da müze etkisi yaratıyor.

Rus tarihinin sanat, felsefe, edebiyat, bilim ve siyaset çerçevesinde önemli ekollerden biri olduğu, Moskova Metrosu’nun her bir istasyonuna Sovyet döneminin önemli isimlerinin verilmesinden anlaşılmakta. Chekhovskaya, Dostoevskaya, Mayakovskaya, Pushkinskaya, Leninskaya tıpkı Kievskaya gibi bu arteri her gün kullanmak zorunda olan yerli halka ve şehri ziyarete gelen turistlere kısa bir Rus sanat ve siyaset tarihi sunumu yapıyor.

Sovyet Rusya’nın yakın tarihinde önemli bir periyot olan Soğuk Savaş yıllarında olası bir nükleer taarruza karşı güvenli bir yer altı sığınağı olabilecek biçimde çok amaçlı tasarlanan istasyon, bugün artık militarist paranoyadan uzak, gerçek bir sanat galerisi ambiyansına kavuşmuş durumda. Modernizmin moda ve dekorasyona sızmış hali olan art deco formunun hâkim olduğu Kievskaya empire, gotik ve Rus halk desenleri sayesinde geleneksel ile modernin birlikteliğini sergiliyor.

Gizemli ve Egzotik: Pyongyang Metro Sistemi
Kapalı bir yönetim şekli olan Kuzey Kore’nin her alanda olduğu gibi esrarengiz yapılarından biri olan Pyongyang Metrosu, yaklaşık elli yıllık bir kullanım mazisine sahip. Bugünkü liderleri Kim Jong-Un’un büyükbabası tarafından başlatılan metro faaliyetleri dönemin (aslında hâlen geçerli) güvenlik paranoyalarından hareketle 110 metreden fazla bir derinliğe indirilmiş. Sosyalist yönetimlerin pek çoğunda görülen propaganda-sanat anlayışı Pyongyang Metrosu’nda en bariz uygulamalarını hayata geçirmiş. İstasyonda bulunan geleneksel resimler ve heykeller, mozaik bezemeleri göreceli bir süs ve ahenk yakalasa da modernizmden uzak ve arkaik formlarıyla kapalı siyasi atmosferin tipik yansıması şeklinde yorumlanmakta. Sovyet sosyalist gerçekçi sanat ekolünün ruhuna sahip tasarımlar tıpkı istasyonu kullanan Kuzey Koreliler gibi dünyaya monoton bir pencereden bakıyor. Dörder ton ağırlığında olduğu rivayet edilen gösterişli aydınlatma armatürleri ise istasyonun tasarım yeknesaklığını ters yüz etme çabası olarak göreceli bir hareket sunuyor.

İmgenin Cama Yansıması: Formosa Bulvarı İstasyonu
Tayvan’ın Kaohsiung şehri dünyanın en ilginç tasarımlı metro istasyonlarından birine sahip. Formosa İstasyonu şehrin iki metro arterinin kesişim noktasında, insan aksiyonunun bir an duraksamadığı oldukça hareketli bir konumda. Onu diğer metro istasyonlarından ayıran özelliği ise bu yolcu trafiği değil. Çeşitli büyüklüklerde vitraylarla tasarlanmış “Işık Kubbesi” ismi verilen devasa tavanı… İtalyan sanatçı Narcissus Quagliata imzalı tasarım 4500 cam panelin yaklaşık 2180 metrekarelik bir alanı kapatacak şekilde birbirine eklemlenmesiyle oluşuyor. Yer altında dolayısıyla güneşten mahrum bir mimari tasarımın vitraylı tavana sahip olması fikri başlı başına ironik iken bir de buna sembolik anlamlar yüklemek tasarımcının işini bir kat daha zorlaştırmış. Tavan, tarih boyunca insanoğlunun sürdürdüğü yaşam macerasını imgeliyor. Toprak, su, ışık ve ateşin vitraylara metaforik bir anlatımla yansıması metro istasyonunu ışık illüzyonlarıyla donatıyor.

Kuzeyli ve Estetik: Stockholm Metrosu
Kuzey Avrupa ülkeleri sakinliği, kaos ve keşmekeşten uzak kent yapıları ile meşhurdurlar. Güneşin yılın belli dönemleri haricinde ketum davrandığı bu coğrafyanın insanları, hayatı kolay yaşama alışkanlığıyla abartısız ve minimal olanın tercih edildiği gündelik alışkanlıklara sahiptirler. Ulaşım bir Stockholmlü için ya bisiklet ya da metro kullanmak demektir. Hâl böyle olunca İsveç’in en büyük şehri aynı zamanda başkenti olan Stockholm’ün zengin bir metro ağına sahip olması kaçınılmaz olmuş. Kenti baştan sona dolaşan üç ayrı metro hattı (mavi, yeşil ve kırmızı olarak adlandırılmış) toplam 105 istasyonuyla günlük bir buçuk milyona yakın yolcuyu şehrin bir köşesinden diğerine taşımakla meşgul. Refah seviyesinin yüksekliği, yerel halkın gündem bakımından sanata yatkın bir aktüel hayatı tercih etmesine vesile olmuş. Bu durumun yansımalarını ise metro istasyonlarına bakarak kolayca görebilmek mümkün.

1950’lilerden itibaren yerel sanatçılar, özellikle Vera Nilsson ve Siri Derkert tarafından başlatılan metro istasyonlarının sanat eserleriyle donatılması akımı, bugün Stockholm Metrosu’nu sıradan birer istasyon yapısından kurtarıp modern sanat galerilerine dönüştürmüş. 70’lerden sonra ise bu akım daha sistemli hatta çeşitli sanat tasarımcısı ve küratörler tarafından organize edilen bir formata yönelip kent ve sanat ilişkisinin iç içe geçtiği Stockholm’ü dünyanın en iyi kamusal alan dönüşüm örneklerinden biri haline getirmiştir.

Terk Edilmiş Bir Tasarım Harikası: Cıty Hall Metro İstasyonu
Metro ağları ve kentleşme arasındaki doğrusal bağın en bariz görüldüğü metropollerden biri kuşkusuz New York. City Hall Metro İstasyonu, yapımı yüzyıllık bir maziye dayansa da aktif kullanım bakımından talihsiz bir durak. Yapıldığı dönemin ilerisinde gusto sahibi bir tasarımı olan City Hall İstasyonu seramik kemerleri, pirinç armatürleri ve kıvrımlı formuyla uzun yıllar toprak altına gömülü bir hazine misali güzelliğini insanlardan esirgemiş.

İstasyonun kötü kaderi yetkililerin onu tekrar insanlarla buluşturma fikriyle değişecekken 11 Eylül karmaşası buna engel olmuş. İlginç kemerleri ve tavan pencereleriyle Hollywood setlerini aratmayan ‘değişik’ atmosferi sayesinde bir grup New Yorklu sanatçının ilgisini çeken istasyon, The Underbelly Project ile yeniden gündeme gelmiş. New Yorklu grafitti sanatçılarından oluşan PAC and Workhorse oluşumu, metronun duvarlarını yüzlerce resimle donatırken diğer sokak sanatçılarını da bu çılgın enstalasyona davet etmekte.

Göz Alıcı ve Zengin: Burjuman Metro İstasyonu
Bir turizm destinasyonu olarak son yıllarda özellikle Batılı zenginlerin ilgisini çeken Dubai’nin modern kent tasarımı çizgilerine uyumlu metro istasyonu olan BurJuman’ın yaklaşık on yıllık bir geçmişi var. Dubai’nin en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan BurJuman Center’a gelmek isteyenlerin kullandığı istasyon en az Dubaili turizm merkezleri kadar gösterişli bir tasarıma sahip. Mavi renklerin hâkim olduğu ambiyansı, devasa avizeleri ve hiçbir lüksten kaçınılmadan uygulanmış tasarım objeleriyle bir metro istasyonundan çok, bol yıldızlı bir otel lobisini andıran BurJuman, ülkenin genel ‘zenginliğinin’ görünür kılındığı mekânlardan biri olarak göz alıyor. Her ne kadar alışveriş merkezi odak alınarak yolcu sirkülasyonu planlanmışsa da Dubai Müzesi’ne oldukça yakın lokasyonu sayesinde sadece lüks bir tatile gelmeyip ülkenin tarih ve kültürüne de göz atmak isteyen ziyaretçilerin ulaşımını üstleniyor. Kamusal mekân kavramının turizm ve ekonomi odaklı bir yan anlama dönüştüğü metro istasyonu bu bakımdan ülkenin genel ekonomik vizyonunun da bariz bir yansıması konumunda.

Galata’dan Pera’ya Zamanda Yolculuk: Tünel Metrosu
Bulunduğu meydana adını da veren Tünel Metrosu, hizmet tarihinin hiçbir döneminde sadece nostaljik bir işlevde kalmamış, savaş ya da teknik sorunlar haricinde ulaşım fonksiyonunu her daim yerine getirmiştir. Karaköy’e deniz yoluyla ulaşan oradan da Beyoğlu’na (Pera’ya) gitmek isteyen yolcuları düşünerek tasarlanmış. Bu iki kadim İstanbul semtini birleştiren tarihi metro hattı, toplu taşıma tasarımcılığı ve teknikleri açısından ‘entegre toplu ulaşımın’ ilk örneklerinden biri olarak biliniyor. 1863’te Londra’da hayata geçirilen metro taşımacılığından sonra dünyanın en eski ikinci toplu taşıma sistemi olarak anılmakta.

İstanbul’a turistik bir gezi için gelen Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın Galata ile dönemin en önemli cemiyet mekânı olan Pera’yı birbirine demir yolu ile bağlama fikriyle projelendirilmiştir. Sultan Abdülaziz Han’a sunulan çalışma derhal hayata geçirilmiş, işletme süresi 42 yıl olarak tasarlanan Tünel metro sistemi süre tamamlandığında kamu malı olmak şartı ile 1875 yılında çalışmaya başlamıştır. Aynı yılın 17 Ocak günü yapılan açılış töreninde işletme şirketi müdürü Albert’in yaptığı konuşmada İstanbul’un coğrafik yazgısından kaynaklanan Doğulu ile Batılı unsurları birleştirmek görevinin işlevsel yansımasının bu metro hattı üzerinde hayat bulacağı vurgulanmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sürecinde teknik olanaksızlıklar ve malzeme eksikliği gibi nedenlerden bir süre hizmet veremeyen metro, konvansiyonel işlerliğini 1971 yılında elektrik gücüne bırakmıştır.  Böylece Karaköy-Beyoğlu arasındaki 573 metrelik mesafe elektrik gücüyle bir buçuk dakikada kat edilirken günde ortalama iki yüz sefer üzerinden yaklaşık 12 bin yolcu taşıyan önemli bir toplu ulaşım aracına dönüşmüştür. Yine aynı süreçte Fransız bir firmaya verilen görevle tamamen yenilenip orijinalliği korunarak çağa adapte edilmiştir.

Yaşamın Hızından Mekânın Büyüsüne Metro İstasyonları
Modern kentleşme tarihi ‘kamusal alan’ tanımını da süreç içinde çoğu kez revize etmiştir. Ekonomik ve siyasi gelişmelerin organik bir değişim refleksiyle derhal müdahale ettiği temel konuların başında gelen sosyokültürel meselelerin kamusal alanları da modernize ettiğini görüyoruz. Metro istasyonları da bahsi geçen modern zaman kentlilerini müzmin bir sıklıkla bir araya getiren kamusal mekânlar olarak değerlendiriliyor. Gündelik yaşamın hızı her geçen gün artarken rutin pratiklerin buna ayak uydurmaması elbette düşünülemez. Kentlilerin dünyanın hangi köşesinde olursa olsun benzerlikler gösteren ‘aceleci yaşam alışkanlıkları’ kamusal alanlar ile sosyalleşme mekânlarının iç içe geçmesine neden olmakta. Ortalama bir metropolde bulunan metro istasyonları günde yüz binlerce kentlinin kendini oraya ait hissetmesini ve kalabalıkların oluşturduğu göreceli ‘güven duygusunu’ tetikliyor olsa gerek. Dünyanın çeşitli metropollerinden metro istasyonlarının tarihi, sahip oldukları kamusal değerleri, estetik tasarımları, sanat eserleri, ışık, renk ve süslemeleriyle ele aldık. Bu aceleci ulaşım araçlarının bekleme mekânlarını yazarken akılda hep var olan iki temel konuyu son söze saklamak yerinde oldu. Zamanın hızlı akışı ve mekânın büyüsü ilişkisi… Tıpkı Fransız filozof Gaston Bachelard’ın Mekânın Poetikası eserinde yaptığı tespit gibi. Hızla geçip gitmek isteyen varlığın geçmişte yitirilen zamanın peşine düştüğü; önünde bir ırmak gibi kıvrılan aceleci zamanı her an durdurmak istediği aşikâr.  Mekân, hafızamızın peteklerinde zamanı sıkıştırılmış olarak tutar. Mekân, yaşanmışlıkların hafıza depolarıdır.

NOTLAR

İlk Metro Çalışması: Thames Tüneli
Dünyanın ilk tüneli olan Thames Tüneli, aynı adlı nehrin altında inşa edilerek yaya ulaşımı ve yük taşımacılığı hizmeti amacıyla tasarlandığında yıl 1843’tü. Bu aynı zamanda ulaşım mimarisinin en önemli türü olan metro tarihinin de başlangıcı kabul ediliyor. Konvansiyonelden moderniteye evriliş, 1860 yılından itibaren kıta Avrupasında ulaşım ihtiyacı çerçevesinde kendini belli eder. Kaya matkabını kullanan Almanlar ve yer altı metro ağlarını dinamit yardımıyla açmaya başlayan İngilizler, Batılı metropollerde art arda yer altı ulaşım ağlarını kurmayı başarırlar.

Napoli’nin Yer Altındaki Güneşi
Napoli kent tarihinin önemli figürlerinden biri olan istasyon, İspanyol mimar Oscar Tusquets Blanca’nın tasarımıyla elden geçirilip yenilenen görselliğiyle beğeni topluyor. Nopali’nin insan sirkülasyonunun yoğun olduğu caddelerinden biri olan Via Toledo’nun hemen yanında yer alan istasyonun görsel havası yer altını olduğu kadar üstünü de etkilemiş durumda.

Sembolizmden Mimariye
Rus ve Ukrayna halkları arasındaki asırları aşan dostluğu ve iyi niyeti göstermek adına sembolik değerler yüklenen istasyon, dairesel olarak tasarlanmış olan Moskova metro ağının bir parçasını oluşturmakta. Bir müze ya da modern sanat galerisini andıran Kievskaya kristal aydınlatmaları, estetik ve renkli sanatsal objeleriyle Moskova’nın kent belleğinde önemli bir yer tutmakta.

Pyongyang Metro Müzesi
Metro sisteminin çalışmalarının, inşaat faaliyetlerinin, araç gereç ve dokümanların hatta çalışmalar boyu fotoğraflanan arşivlik kayıtların ve teknik planların sergilendiği müze, âdeta bir yapı-bellek özelliğinde. Halkına çalışmayı ve üretmeyi örnek göstermek isteyen Kuzey Kore yönetimi, böylesine önemli bir mimari yapının nasıl ortaya çıkarıldığını Pyongyang Metro Müzesi uygulamasıyla her an hatırlatmakta.

Işık Kubbesi
Antropolojik bir pencereden insanlık tarihine bakan tasarımcı, âdemin yeryüzünde ihtiyaç duyduğu temel maddelerin yaşam için önemini vurguladığı “Işık Kubbesi”  Tayvan metro ağının en ilgi çekici noktasını oluşturuyor.

Kungsträdgården Metro İstasyonu
“Kral Bahçesi” anlamına gelen Kungsträdgården, beton bir yer altı mağarasına benzeyen mimari formuyla dikkat çekiyor. Bu tasarım 1970’lerden sonra inşa edilen Stockholm Metrosu’nun birçok istasyonunun ortak özelliği. 17. yüzyılda banliyönün bugünkü konumunda bulunan ancak sonradan yaşanan yangın nedeniyle yok olan Malakös Sarayı’nın andacı özelliğinde.

Bir Unutuluş Hikâyesi
New York’un kaderine terk edilmiş metro istasyonu City Hall bugün sokak sanatçılarının uğrak mekânı olmuş durumda. Uzun yıllar görsel zarafetinden mahrum kalan New Yorklular da artık adı konulmasa da bir sanat galerisine dönüşmüş istasyonu doyasıya keşfedebilmekte.

Osmanlı ve Cumhuriyet Arasında Bir ‘Tünel’
Tünel Metrosu ile Karaköy’den Pera’ya ulaşanlar için bu güzergâh tarih içinde bir yolculuk demektir. İstasyonun duvarlarını süsleyen çiniler insanı bir eski zaman hikâyesinin kahramanı gibi hissettirir. Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar İstanbul severlerin her gün yakından tanık olduğu, yaşayan bir tarih olan Tünel Metrosu nostaljik görünümünün yanı sıra işlevini de hâlen sürdürmekte.

Yazan: Necati Bulut
*Bu yazı Marmara Life 2019 / Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın