Bir Ayrıntı Tarihçisinin Gözünden İstanbul’u Okumak / Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi

Külliyat araştırmalarında edebiyat tarihçiliğinin gereği olarak kronik çalışmaları önemli bir yer tutar. Bu metodu ters yüz edince tarih edebiyatçılığı diye bir kavram ortaya çıkar ki aslında var olmayan bu tanımlama İstanbul âşığı ve nevi şahsına münhasır bir ayrıntı tarihçisi olmakla maruf Reşad Ekrem Koçu’nun eserlerini işaret eder. Koçu’nun anlattığı tarih savaşların, fetihlerin, ganimetlerin tarihi değildir. Kılıç şakırtıları, süvarilerin nal sesleri ya da zafer marşları da işitilmez onun tarih yazılarında. O aleladenin, göz ardı edilenin, çoğu zaman değeri bilinmeyenin peşine düşmüş tuhaf bir İstanbul tarihçisidir.

Fetiş Bir İstanbul Tarihi
Koçu için, tarihi edebiyata yaklaştıran muharrir, ayrıntıları anlatan adam ya da ötekinin tarihçisi gibi yakıştırmalar yapılmışsa da onun tarih anlayışının membaını gösteren en doğru tanımlama “İstanbul Tarihçisi” olduğudur. Koçu’dan önce Ahmet Rasim ve Ahmet Refik gibi isimler İstanbul tarihi üzerine çalışmalar yapmışsa da ‘hüsnüniyet’ dolu bir çabadan öteye gitmeyen bu mesailer İstanbul Ansiklopedisi’nin detay işçiliğinin yanına dahi yaklaşamazlar. Ansiklopedi bir Selçuklu ya da Osmanlı mimari işçiliği titizliğinde ince detay süslemeleri ve her bir fasikülünde külli bir üslup birliği ile âdeta yekpare bir tavırla inşa edilmiştir.

‘İstanbul Ansiklopedisi, Koçu’nun hayatının eseridir.’  tanımlaması yazarın ansiklopedi için yaptığı fedakârlıklar göz önünde bulundurulduğunda içi boş bir yakıştırma olmaz. Ömrünün büyük bir bölümünü yazımına, araştırma çalışmalarına, çizim ve resimlerine hatta basımı için gerekli finansmana adadığı ansiklopedi, yazarın ömrünün vefa etmeyişi nedeniyle ‘G’ maddesinin ortalarında yarım kalmıştır.

Reşad Ekrem’in tasavvurları daha öncesine dayansa da fiili olarak 1944 yılının Kasım ayında başlayan İstanbul Ansiklopedisi macerası 1973’e kadar sürecektir. Konu üzerine çalışan araştırmacıların işaret ettiğine göre 1951’den sonra yedi-sekiz senelik bir boşluk oluşmuş, bu süre zarfında yeni bir fasikül çıkarılmamıştır. Bu yüzden ansiklopedi çalışmalarında 1944-1951 yılları arası birinci dönem, 1958’den sonrası ise ikinci dönem olarak sınıflandırılır.

Fethin 500. Yılına Armağan
Reşad Ekrem Koçu, eserin takdim yazısında “İstanbul Ansiklopedisi’ni beş kuşaktan beri hemşehrisi olmakla övündüğüm büyük şehrin Türkler tarafından fethinin beş yüzüncü yılına hediye etmeye ant içtim.” diyerek 1953 yılını işaret etmiş fakat bu ikbal takvimi çoğunlukla maddi çıkmazlar nedeniyle yirmi yıl kadar tehire uğramasına rağmen basımı katiyen a’dan z’ye tamamlanamamıştır. Üstadın ahir ömrü vefa etmeyince İstanbul’un kim bilir hangi latif güzelliklerini okumaktan mahrum kaldığımız ise büyük bir muamma olarak akılları kurcalar durur.

Koçu’nun, ansiklopedinin teksif edilmesi hususundaki ketum tavrı, öyle ki birtakım meslek erbabını sayfalarca uzunlukta anlatması, eserin tamamlanamamış fetiş bir kent tarihi olarak arşivlerde yer almasının en büyük nedenlerindendir. Asıl sekteyi ise finansman noktasında yaşayan Koçu, ansiklopedinin otuzuncu fasikülünün son söz yazısında okuruna bu konuda açıkça sitem ve serzenişte bulunur.

“Sonsuz takdirleriniz ve şahsıma gösterdiğiniz söz dostluğu kâfi değildir. Bana maddeten zahir olmanız lâzımdır. ‘Belediye almaz mı? Maarif yardım etmez mi? Parti el uzatmaz mı?’ diye bana akıl öğretmeye, yol göstermeye kalkmayın. 365 günde, yani koca yılda bir defacık efendim, bir defacık, kesenizi İstanbul Ansiklopedisi’ne açınız ve 1560 kuruş gibi, üç mavnacının Balıkpazarı’nda bir akşamlık rakı parasını vererek abone olunuz.”

İstanbul’un Kütüğünü Oluşturmak
Reşad Ekrem Koçu, tıpkı şairin dediği gibi “Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü bahâdır” (Bu İstanbul şehri eşsiz değerdedir, paha biçilmez) diye düşünür. Şehre hayranlığını ölümsüzleştirmek için İstanbul Ansiklopedisi’ni yazmayı çok önceleri kafaya koymuştur. Kendi tabiriyle “İstanbul’un kütüğünü” meydana getirme işine 1940’ların başında girişir. İkinci Dünya Savaşı yıllarının dünya ekonomisini allak bullak edişi genç Cumhuriyeti de fazlasıyla etkilemiştir.

Tabinin ve karinin (yayımcının ve okurun) mülahazalar ve neşriyata (düşünce ve yayın ürünlerine) ayıracağı para kısıtlıdır. Birkaç yıllık arayışın ardından Cemal Çaltı adında en az Koçu kadar çılgın bir tüccar, ansiklopedinin mali külfetine talip olur. Koçu her ay otuz iki sayfadan mürekkep fasiküller halinde tamamlamayı planladığı ansiklopediyi bu tempoda yayımlayamaz. Yine de ilk dönem çalışmaları oldukça verimli ilerler.  Koçu’nun ansiklopedi üzerinde çalıştığı yazıhane Ankara Caddesi’nde Nallı Mescit’in yakınında yer alır. Çalışma bürosu ansiklopedinin sponsoru Cemal Çaltı’nın yetişemediği mali gereksinimlere el atan edebiyatçı, tarihçi ve bilumum münevverle dolup taşar. Kısa zamanda entelektüel bir buluşma mekânına dönüşen büro İstanbul Ansiklopedisi’ne girmesi gereken maddelerin tartışıldığı, fikirlerin ve tavsiyelerin bolca dillendirildiği bir yere evrilir. “Bârika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar” sözünün gerçekliğine şahit olan Koçu bu dönemde ciddi manada fasiküllere tesir eden bir beyin takımının katkılarıyla çalışmasını ilerletir.

Beş yıllık bir çabanın ardından henüz yirminci fasiküle varılmadan Koçu-Çaltı ortaklığı bozulur, ikili dostça ayrılır ve dünya yazın tarihinde eşi benzeri olmayan bu özgün kent tarihinin müzmin yalnızlığı başlar. Reşad Ekrem Koçu’nun tutkusu ve bulabildiği nispette maddi olanakları bundan sonra eserin yayım hızını belirleyecektir.

Tamamlanamamış Bir Rüya
Reşad Ekrem’in tarih anlayış ve anlatış üslubunun bu kadar sevilmesinde ve onu çağının çok ötesine taşımasındaki en önemli husus, olayları basmakalıp bir nedensellik zincirinden sıyırarak anlatması ve gündelik hayata, basit insan hikâyelerine, şehrin nefaset ve insicamına eğilmesinden ileri gelir. Siyasi tarih Koçu’nun çok uzak durduğu bir türdür. Bu bakımdan İstanbul gibi kadim bir şehrin ansiklopedi maddelerine çoğu sıradan insan profilleri, esnaflar, satıcılar, kadınlar, çocuklar, sokaklar, camiler, bedestenler, meczuplar, nevcivânlar, hanendeler, sazendeler, çengiler, yangınlar, salgınlar, zelzeleler konu olur. Bu yüzdendir ki okur İstanbul Ansiklopedisi’ni formel bir tarih olarak görmez; İstanbul’un romanı sayar, ta içinde hisseder.

Her arşivcinin ya da bibliyofilin kütüphanesinde yer almasını arzuladığı İstanbul Ansiklopedisi Koçu’ya göre “Her şeyden evvel bu büyük beldenin üzerindeki Türk damgasını belirtmektedir. İstanbul’un 500. fetih yılına çok kalmamıştır ve bu yılda (1953) en müspet ve manalı eser İstanbul Ansiklopedisi olacaktır. Öyle ki İstanbul Ansiklopedisi; İstanbul tarihinin hazinesi, kütüphanelerin ziyneti, her İstanbullunun ve İstanbul severin satın alması gereken bir eserdir.” (İstanbul Sergisi’nde dağıtılan İstanbul Ansiklopedisi broşüründen-1949)

İstanbul mecnunu olan tarihçinin dünyada bir örneğinin daha az bulunduğu bir şehir ansiklopedisi yazma düşüncesinin müzmin bir tamamlanamayışa doğru sürüklenmesinin en önemli nedenleri, çalışmanın ilmi bir metoda göre ele alınmayışı, kaynakların ve maddelerin belirli bir önem sırasına göre değil yazarın beğeni ve ilgi seviyesine göre tasnif edilişi ve detaylara gömülmesiyle ilgili olduğu belirtilmektedir.

1970’lere gelindiğinde ansiklopedi maddelerine katkılar sunan kimi yetenekli yazarların eserden uzaklaşması zaten metotsuz ve el yordamıyla ilerleyen yazımın iyice kişisel bir forma hatta bilvasıta Reşad Ekrem otobiyografisine doğru evrilmesine neden olmuştur. 1973 yılında yayımlanan 173 sayılı fasikül dünya yazın tarihinde fetiş bir metin olarak yerini alan İstanbul Ansiklopedisi’nin son ürünü olur. ‘G’ harfinin ‘Gökçınar’ maddesinde basım çalışmaları durdurulur.

Merhum sanat tarihçisi Semavi Eyice’nin “İstanbul Ansiklopedisi Anıları” adlı çalışmasında belirttiği serzenişleri her koleksiyoncunun canıgönülden ‘keşke’ dediği cinstendir. “Reşad Ekrem Koçu, kendisine maddi destek sağlayanlardan ayrılmasa, ansiklopediyi lüzumsuz uzatan maddelere yer vermekten sakınsa, her şeyin üstünde düzenli bir yaşama sahip olsa ve bazı öncüleri gibi içkiye düşkün olmasa, daha bir süre ansiklopedisinin yayınını sürdürebilirdi.”

NOTLAR

İstanbul Mecnunu Bir Tarihçi: Reşad Ekrem Koçu Kimdir?
Tarihi konularda yazdığı fıkra, roman, hikâye ve araştırmalarıyla bilinen fakat adı en önemli eseri olan İstanbul Ansiklopedisi’yle anılan Reşad Ekrem, 1905’te İstanbul’da doğmuş, Konya ve Bursa’da öğrenimine devam etmiştir. Cumhuriyet, Yeni Sabah, Milliyet, Hergün, Yeni Tanin ve Tercüman gibi gazetelerle Hayat Tarih Mecmuası, Resimli Tarih Mecmuası, Tarih Dünyası, Hayat, Yeşilay, Büyük Doğu, Hafta, Türk Folklor Araştırmaları, İstanbul Enstitüsü Mecmuası vb. dergilerde makaleler yazarak geçimini sağlamıştır. 6 Temmuz 1975 tarihinde vefat etmiş ve Sahrayıcedid Mezarlığı’na defnedilmiştir.

İstanbul Ansiklopedisi
1973’ten itibaren Reşad Ekrem’in İstanbul Ansiklopedisi’ni tamamlayamadığı biliniyordu fakat ‘G’ harfinden sonrası için çalışmalar yaptığı 2010 yılında Koçu’nun vârislerinin tüm vesikaları üçüncü şahıslara devretmesiyle ortaya çıktı. Varaka incelendiğinde merhumun fasikül maddelerini ‘Z’ harfine kadar götürdüğü görüldü.

İstanbul Ansiklopedisi’nin Her Cildinin Başında Yer Alan Konu Başlıkları
“İstanbul’un: Cami, Mescid, Medrese, Mekteb, Kütübhâne, Tekke, Türbe, Kilise, Ayazma, Çeşme, Sebil, Saray, Yalı, Konak, Köşk, Han, Hamam, Tiyatro, Kahvehane, Meyhâne.. Bütün Yapıları… Devlet Adamı, Âlim, Şâir, Sanatkâr, İş Adamı, Hekim, Muallim, Hoca, Derviş, Papaz, Keşiş, Meczub, Nevcivan, Nigâr, Hanende, Sazende, Çengi, Köçek, Ayyaş, Derbeder, Pehlivan, Tulumbacı, Kabadayı, Kumarbaz, Hırsız, Serseri, Dilenci, Kaatil.. Bütün Şöhretleri. Dağı, Bayırı, Suyu, Havası, Mesire Yerleri, Bahçeleri, Bostanları ve İlâh. Bütün Tabiat Güzellikleri ve Coğrafyası… Sokakları, Mahalleleri, Semtleri… Yangınları, Salgınları, Zelzeleleri, İhtilâlleri, Cinayetleri ve Dillere Destan Olan Aşk Maceraları… İstanbul’a Ait Resimler, Şiirler, Kitaplar, Romanlar, Seyahatnameler… İstanbul’a Gelmiş Yabancı Şöhretler…”  (Koçu’nun Yazdığı Şekliyle)

İnsanlara Dair Tarihin İzleri
“Reşad Ekrem Koçu, siyasi tarihten pek söz etmez. Onun satırlarında hep gündelik yaşama, insan profiline, şehir belleğine, giyim kuşama, cinsi ayrımların getirdiği tuhaflıklara yani sözleşmelere, antlaşmalara, sınırlara dair değil, insanlara dair tarihin izleri takip edilir. Gelgelelim bu hâl, zaman zaman onun tarihçiliğini, aktardığı bilgilerin sağlığını tartışma konusuna çevirmiştir.”

Murat Belge’nin Reşad Ekrem Koçu hakkındaki değerlendirmesi…

Gündelik Hayatın Tutanakları
“Öncelikle metinlerinin taşıdığı Türkçe lezzeti için okurum onu. Osmanlıca sözcükleri şimdi olduğu gibi öyle ulu orta kullanan insanların değil, belli bir dil duygusu, zevki ve zarafetiyle kullanan insanların döneminin yazarıdır o. Reşad Ekrem Koçu’nun bir diğer önemi, birçok tarihçi yazarın atladığı, önem vermediği, oysa dönem ruhunu ve atmosferini yansıtmada çok önemli olan nesnelere, eşyalara, ayrıntılara, âdetlere dikkat çekmesi, bir çeşit gündelik hayatın tutanaklarını sergilemesidir.”

“Murathan Mungan’ın Kendi Başına Olarak Bir Tarih: Reşad Ekrem Koçu” yazısından…

Yazan: Necati Bulut
*Bu yazı Marmara Life 2019 / Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın