MARUF, DÖNÜŞÜMÜ İZLEYEBİLECEĞİMİZ BİR ARENA

Sanayileşmeyle birlikte giderek artan nüfusu, yoğun göç dalgası ve üretim potansiyeli, tarihi dokusu ve geçmişiyle kadim bir şehir olan Bursa’yı giderek daha turistik, büyük ve ilgi odağı bir şehir haline getiriyor. Tüm bunlar altyapı tabanlı çözümler gerektiren yeni sorunları da beraberinde getirebiliyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, sanayileşmenin grileştirmeye başladığı şehirlere inat tarımsal faaliyetlerle ve nitelikli rekreasyon alanlarıyla üretken, farkındalığı yüksek, sağlıklı, güven içinde yaşayan bir toplumun inşası için titizlikle yürüttükleri çalışmaları anlatırken, ortak aklın varlığıyla işe başlamanın, herkesi daha güvenilir sonuçlara ulaştıracağının altını çiziyor.

Bize tarım çalışmalarınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Toplumumuzda, sanayileşen toplumlar tarımdan uzaklaşırlar gibi bir algı var. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak bunun böyle olmadığını ispatlamak adına; Türkiye’nin ihracatta ikinci en büyük kentiyken, 18 adet organize sanayi bölgemizde ve tesisimizde başta otomotiv olmak üzere tekstil ve ahşap sanayilerinde çok önemli bir üretim potansiyeline sahipken, tarımla ilgili de çok güzel işlere imza atıyoruz. Bu süreci sürdürülebilir kılmak için destekleyici altyapı çalışmalarımız var. Bursa, iklimi, lokasyonu ve toprak yapısı itibariyle zaten tarım açısından iyi bir altyapıya sahip. Dolayısıyla bu bizim itici unsurumuz. Tarım A.Ş. diye bir şirketimiz var, belediyemizin 8 iştirakinden biri. Tarım A.Ş. piyasayı regüle etmemiz ve ihracat için iyi bir araç. Tabii tüm bu süreçler il tarım müdürlüğü, ziraat odaları, ziraat fakültesi gibi paydaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz istişareler sonucu yürütülüyor. Özellikle Tarım A.Ş. ile birlikte, dünya pazarına açılma konusunda öncülük ediyoruz. Ahudududan yabanmersinine, devece armudundan çileğine, şeftaliden siyah incirine kadar çoğu üründe önemli bir üretim potansiyelimiz var.

Ne gibi faaliyetlerle yürütülüyor bu üretim?

Üzüm benzeri meyveler başta olmak üzere fidan dağıtıyoruz. %50’si hibeyle, %50’si de bir-iki yıl destekle veriliyor. Fidanlar, toprak arazisinin uygunluğuna, verimliliğine yönelik yapılan analizler sonucu veriliyor ve takibi yapılıyor. Alım garantili satışlarımız var. Polka ve tulamin cinsi fidanlarla, üç yıl önce böyle bir süreci başlattık ve önemli başarılar elde ediyoruz. Ürünün tamamına yakını ihraç ediliyor. Yine AB projeleri uyguluyoruz. Şu an 7 projemiz var; hasat sonrası yaşanan kayıpların azaltılması, genç fırıncıların yetiştirilmesi gibi konularda ayrı ayrı projeler bunlar. Örneğin, “tarımı engellerimizle aşıyoruz” sloganıyla yürüttüğümüz bir projemiz var. Bu projede, engelli yurttaşlarımızı tarım çalışmalarına dahil ediyoruz. Hürriyet Mahallesi’nde tarım lisemiz var. Bu lisedeki seralarımızda da dezavantajlı gruplarla çalışmalar yapıyoruz. Zeytinimizi ve siyah incirimizi Hong Kong’da, İngiltere’de marketlerde görmek mümkün. Bunları Tarım A.Ş. marifetiyle, uzak doğudaki fuarlar yoluyla sağladık. Tarım A.Ş., Marmara bölgesinin en büyük halinin işletmeciliğini de yapıyor. 110 civarı çalışanı var. Buradan elde ettiği gelirle ihracat yaparak da piyasayı regüle ediyor. Yakında toprak, su, yaprak analiz laboratuvarımız da hizmet vermeye başlayacak. Yani; 10.800 metrekarelik Bursa topraklarında, revaçtaki ürün neyse onu üretmek yerine, toprağa uygun olan ve sürdürülebilir şekilde verim alabileceğimiz ürünleri üretmek yönünde çalışıyoruz. Sanayisi yoğun bir şehir olduğumuz için de elimizdeki toprağı en verimli şekilde kullanmamız gerekiyor. Özellikle Orhaneli ilçemizin bazı mahallelerinde uyguladığımız sıcak sudan sera projemiz var. Süs bitkileri ve fidancılığı konusunda da ciddi bir üretim potansiyelimiz var. Bu alanda da tarım kooperatiflerini örgütleyerek Tarım A.Ş. marifetiyle sözleşmeli üretimler yaptırıyoruz. Oldukça büyük bir ekmek üretim potansiyelimiz var, günde 250.000 hatta yoğun zamanlarda 300.000 ekmek üretiliyor ve pahalı olmasına rağmen siyez buğdayından yapılan ekmeğe rağbet çok büyük. BESAŞ ile birlikte, alım garantili siyez buğdayı üretiyoruz. Üreticiyle organik bir bağımız var, sadece alışverişimiz yok. Üretimden ambalaja kadar bütün süreçleri takip ederek sistemi geliştirmeye çalışıyoruz. Bu da tarımla ilgili üretimin sonuçlarına olumlu yansıyor. Türkiye’de yabanmersini üretimi 4 bin ton. Bunun %30 kadarı Bursa’da üretiliyor. Kilosu kapıdan 60-65 liraya, büyük marketlerde 130 liraya satılıyor. Normalde gramla alınır zaten ve daha ziyade ilaç sanayiinde kullanılır. Ahududu üretimi de Türkiye’de 6 bin ton, %95’i Bursa’da üretiliyor. Bu arada Türkiye 30 bin ton ahududu ithal ediyor. Bizim de hedefimiz, 2023 yılına kadar üretimi 30 bin tona çıkararak ahududu ithalatını sonlandırmak. Pazarlama programı olmayan bir ürün; kapıdan satışta kilosu 15 lira, ihracata gittiği için müşterisi hazır.

Ahududu sadece ihraç mı ediliyor?

Bu tür meyveler çabuk bozulduğu ve toplandıktan sonra bir hafta içinde tüketilmesi gerektiği için soğuk hava depoları yapmamız gerekiyor. TKDK destekleriyle şimdi bu soğuk hava depolarını da yapmaya hazırlanıyoruz. Şimdilik ağırlıklı olarak ihraç ediliyor ama iç piyasaya da veriliyor tabii. Bu işe başlarken güvendiğimiz, bu işe gönül vermiş üreticileri Bosna Hersek’e götürdük. Bosna Hersek ve Sırbistan bu işin en iyi yapıldığı yerler. Oradaki ürün yelpazesi içinden, Bursa topraklarına uygun olan iki çeşit belirledik. Köyden kente göçü tersine çevirip, kentten köye göçü zorluyoruz. İki dönüm yabanmersini tarlasından yılda 80 bin TL kazanabiliyor üretici. Yani ayda 7 bin TL kazancı var. Fabrika çalışanı, üst düzey yönetici değilse bu kadar maaş almaz.

Siz teknolojik çalışmaları da destekliyorsunuz. Bursa’da bu alanda çalışan pek çok firma var. Bu alanlarda neler yapıyorsunuz?

Sayın Cumhurbaşkanımız son yıllarda milli birlik ve beraberliğin yerli malı üretimine yansımalarının öneminden daha çok bahsediyor. Bu konuda bir seferberlik var. Bursa’da büyük bir altyapı var ama fasonculuktan ve alt teknolojideki ürünleri üretmenin dışında yüksek teknolojiye geçmemiz lazım. Bunun için de altyapıyı oluşturacak hamleler yapmak gerekiyor. İlk bilim merkezi, önceki başkanımız döneminde, 2012’de Bursa’da oluşturuldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Yurt dışından getirilen 100 deney düzeneğiyle oluşturulan bu merkezden sonra oluşturulan bilim merkezlerinde de deney düzeneklerinin tamamı yurt dışından getirildi. Biz iştirakimiz Kültür A.Ş. ile birlikte, bilim merkezimizdeki yerli ürünlerin oranını %40’lara ulaştırdık. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde oluşturulan bilim merkezinin deney düzeneklerini de biz yaptık. Kendi ürettiklerimiz de var, fason ürettirdiklerimiz de var ama yerli ürünlerimizle ilgili muhatap tamamen biziz belediye olarak. Son birkaç yıl içerisinde Düzce, Trabzon ve Mersin başta olmak üzere 8 farklı şehirdeki bilim merkezlerinde bizim deney düzeneklerimiz kullanılmaya başladı. TÜBİTAK aracılığıyla satışlarını da gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki süreçte 200 deney düzeneğinin %80’inin üretir hale geleceğiz. Bu alanda, Avrupa’daki en iyi beş kuruluştan biri olmak ve ihracat yapmak istiyoruz.  Şu an Türkiye’nin en popüler organizasyonlarından biri olan TEKNO-FEST’ten önce 9 yıl boyunca düzenlediğimiz ve bu yıl Pandemi nedeniyle gerçekleştiremediğimiz, THY’nin ve TÜBİTAK’ın sponsor olduğu SCIENCE EXPO organizasyonumuz vardı. Burada binlerce gencimizi, çocuğumuzu ağırladık. Dolayısıyla Bursa’da zaten böyle bir altyapı da var. Kısa bir süre önce de sanayi bakanımızın katılımıyla Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi’ni (GUHEM) açtık. Uçuşun tarihçesini aşama aşama gördüğünüz, farklı deney düzeneklerini kullandığınız bir merkez ve Bursa’da astronotların, uzay adamlarının yetişeceğini iddia ediyoruz. İnsansız hava araçlarını üretmeye başladığımız bu süreçte, Bursa’daki teknolojik çalışmaları ileri düzeye taşımada bu merkezin iyi bir araç olacağını düşünüyorum.

Bursa yoğun göç alan aynı zamanda deprem bölgesinde yer alan bir şehir. Afet  yönetimi ile ilgili ne gibi planlarınız var?

Yakın zamanda yaşadığımız İzmir depremi, her an gerçekleşebilecek bir afete hazır olmamız gerektiğini yeniden hatırlattı. Bursa gibi, tüm Türkiye deprem kuşağında. Bursa’da en son deprem 1855 yılında olmuş ve o günkü mevcut nüfustan 2 bin civarı insan hayatını kaybetmiş. Üstelik o dönemin binaları genellikle tek, en fazla üç katlı. Aslında deprem değil, bina öldürüyor. Bu konuda mevcut envanterimiz nedir, önümüzdeki süreçte neler yapmalıyız, bunları iyi sorgulamamız lazım. İzmir depreminden üç gün sonra 13 ilçe belediye başkanımızla toplandık ve acil eylem planı çıkardık. Zemin etütlerimiz tamam Bu konuda İstanbul, Kocaeli ve Bursa olarak ilk üç büyükşehir belediyesiyiz. Bazı ilçe belediyelerimizin envanterleri eksikti ve acilen tamamlanması için çalışmaya başladık. Kentsel dönüşüm konusunda da, bunun rantsal dönüşüm olmasına izin vermeden ve tarihiyle meşhur Bursa’nın yatay mimari manzarasını koruyarak bir acil eylem planı oluşturmamız gerekiyor. Belediye olarak 2010 yılında TÜBİTAK ve MARKA (Marmara Kalkınma Ajansı) ile bir protokol imzalamışız. Bursa sismik tehlike değerlendirmesi zemin sınıflandırmasının ilk etabı zaten tamamlanmış önceki başkanımız tarafından.  Tabii sonra 15 istasyonda ayrı ayrı segmentlerde 9 fay tespit edilerek oluşturabilecekleri azami deprem büyüklüklerinin saptandı. Jeofizik ve sondaj çalışmaları sonucu üç boyutlu ana derinlik haritası 1/100 ve 1/25.000 ölçekli jeolojik ve sismik haritaları hazırlandı. Şu an 70 bin civarında riskli binamız var. 20 bin binayı kapsayan planlamamızı yaptık. Başlayan ve başlamak üzere olan projeler var. Bu noktada vatandaşımızın da üzerine düşen büyük sorumluluklar olduğunu ifade etmek isterim. “Daireme daire ver” sıkıntısı yaşıyoruz. 30 yıllık dairenin karşılığında, aynı metrekarede sıfır daire ne yazık ki veremiyoruz. Biz aradaki farkın ödenmesiyle ilgili olarak da kolaylaştırıcı taraf olmaya çalışıyoruz. Akpınar diye bir bölgemiz var. 430 dönümlük alanda 2290 daire, 35-40 yıllık sıkıntılı binalar var. Dönüşümü Emlak Konut marifetiyle devletimiz yapacak. Bölgeden dernek başkanı ve ikamet eden yedi aile, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la görüştü. Bakanımız metrekareye metrekare ev verecek, şu an 200 bin TL olan evlerini verip bir buçuk yıl sonra 650 bin TL değerindeki evlerine kavuşacaklar ve bu süreçte kira desteği de alacaklar. Aradaki fiyat farkını 12 yıl vadeyle ödeyecekler. Görüşme bu şekilde yapıldı ve bir hafta sonra, “Hayır, biz para vermek istemiyoruz.” cevabı geldi. Nasıl sağlığımıza dikkat etmek zorundaysak, güvenli bir binada oturmak zorundayız aslında. Biz belediye olarak bu durumu kesinlikle rant kapısı olarak görmüyoruz. Binalarımızın yenilenmesi konusunda her vatandaşımızdan gerekli duyarlılığı göstermesini istiyorum. Aradaki farkı ödemek için de devletin tanıdığı pek çok farklı kredi seçeneği var. Hem biz güvenli binalarda oturalım hem de çocuklarımıza sağlam miraslar bırakalım.

Bursa, yeşilliğiyle meşhur bir şehir. Çevre çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Aslında Bursa, her şehre yakışan yeşilin en çok yakıştığı şehir ama son yıllarda artan çevresel sorunların etkisiyle grileşmeye başladı. Hep sanayiye yoğunlaşmak, yeşili, haliyle Bursa’yı bitirmek demektir. İlçe belediyelerimiz 200-500 metrekarelik parklar yapmaya çalışıyor ama daha ziyade nitelikli rekreasyon alanlarına ihtiyacımız var. Biz de dönem başında 1,5 milyon metrekarelik yeşil alan kazandırmayı vaat ettik. Bu alanların yerlerini de tek tek tanımladık. Eski stadyumun olduğu yerde 48 dönümlük araziye 12 dönüm daha tanımladık ve 60 dönümlük millet bahçesi projesi oluşturduk. 225 dönümlük Gökdere Millet Bahçesi için ihale süreci tamamlandı, yakında yapımına başlanacak. 17 dönümlük Kırcalı Millet Bahçesi, 500 dönümlük Ürünlü Millet Bahçesi, 85 dönümlük Çeltik Park, eski su kayağı tesisinin olduğu yerde de 92 dönümlük bir bahçe belediyemiz ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı işbirliğiyle hayata geçirilecek. 250 dönümlük bir parkı yeni açtık, harika bir yaşam alanı. Yeşil Bursa’yı geri kazanabilmemiz için gerçek, nitelikli yeşil alana ihtiyacımız var. Küçümsemek için söylemiyorum ama mahallelerdeki küçücük parklarla yeşile bezenemez Bursa. Güneyde Uludağ var ve yeşil alan sıkıntısı pek yok ama biz projelerimizi doğu, batı, kuzey, güney, Bursa’nın tamamına yayılacak şekilde yaptık. Nihayetinde 3 milyon nüfusu olan ve her yıl 60-70 bin göç alan bir şehiriz ve herkesin yeşil alandan istifade etmesini sağlamamız gerekiyor.

2019 yılında MBB’nin MARUF organizasyonunda konuşmacılar arasındaydınız. Aslında organizasyonun ev sahiplerinden de birisiniz. MARUF’la ilgili neler söylemek istersiniz?

MARUF, iki yılda bir düzenlenmek üzere tasarlandı. Kamu, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, yerel yönetimler, şehir yönetimiyle ilgili pek çok paydaşın bir araya gelip en iyi uygulama örneklerini incelediği bir organizasyon. Gelişmekte olan şehirlerimizi AB standartlarında, sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde revize edebilmek adına önemli bir arena MARUF. Şehirlerimizin yeni gündemlerinin ve gelişen şehirlere ayak uydurulmasının temin edilmesi adına her belediyemizin, başkanımızın, her paydaşın istifade edebileceğini düşünüyorum. Nihayetinde şehirlerimizde değişim ve dönüşüm hızlı bir şekilde devam ediyor. Sağlıklı kent, akıllı kent, erişilebilir kent, güvenli kent, planlı kent, yaşanabilir kent, sürdürülebilirlik kavramları artık çok önemli.  Şehir, 7/24 yaşayan bir organizma.

Özel sektörün kamu alanındaki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben özelleştirmeden yana biriyim. Belediyeye ait tesisleri de özel sektörle paylaşmaya başladığımızdan beri, hem nitelikli hizmet veriyoruz hem de ekonomimize katkısı oluyor. Belediyeler olarak biz, bütün bunlara sahip olmak zorunda değiliz. Denetlemek, takip etmek, tanıtımını sağlamak, altyapıyı ve planlamayı muhafaza etmek zorundayız. İnegöl Belediye Başkanıyken uçak kiralayıp mobilyacıları İtalya’daki fuarlara götürdüm. Mobilya müzesi, mobilya organize sanayi bölgesi yaptık. 2004 yılında 20 milyon dolar ihracat yapan İnegöl, 2017 yılında 500 milyon dolar ihracat yaptı. 25 katına çıktı ihracat. Bu vesileyle sadece Marmara’nın değil; Avrupa’nın, Uzak Doğu’nun bizim pazarımız olduğunu görmüş olduk.

2021 yılı için özel sektöre MARUF’a katılımları konusunda neler söylemek istersiniz?

MARUF’a katılanlar, şehirlerin yönetimine yön verenler. Belediyeler bu işin planlama ayağında. Biz işin revizyonunda, denetlenmesinde varız. Ayrı alanlardan aynı amaç için toplanan akademisyenlerin, yerel yöneticilerin olduğu bir yerde özel sektör için yeni bir sürü kapı var. Şehirlerdeki değişimi ve dönüşümü takip edebilmeleri adına MARUF’ta olmalarını tavsiye ederim.

Marmara Life Maruf Özel Eki için tıklayınız

Bir Cevap Yazın