KENT BİR ELBİSEDİR

Şehir estetiği üzerine yürüttüğü çalışmalarla yerel yönetimlerle işbirliği içinde olan Sanat İstanbul, kentin bir elbise olduğu imgesinden yola çıkarak popüler kültür unsurlarının peşinden gitmektense, evrensel bütünlüğün temin edildiği özgün bir karaktere sahip şehir görüntüsünün peşine düşüyor. Sanat İstanbul Başkanı İlyas Ertemur, söyleşimizde köklerdeki değerlerin geliştirilmesi ve parlatılmasıyla evrenselden yerele inen değil, yerelden evrensele açılan bir bakışın profilini çiziyor.

İlyas Ertemur’u tanıyalım. Ne zamandır bu işi yapıyorsunuz? 

Ankara İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunuyum. Şimdiye kadar pek çok yerde görev yaptım. Bana yaptığım işle alakalı sorular soruyorlar: “İlyas Bey mimar mısınız, mühendis misiniz?” Ben onlara diyorum ki; ne mimarım ne mühendisim. Sadece gözlerim ve kulaklarım mimar gibi bakıyor, mimar gibi duyuyor. İnsan şehre mimar gibi, mühendis gibi bakınca pek çok alan, mekân onun kulağına zaten fısıldıyor. Diyor ki: “Benim kaldırımlarım çok yüksek. Lütfen bunu düzeltir misin?” Herhalde ben o fısıltıları duyar oldum. Ondan dolayı bana ne iş yaptığımı soranlara diyorum ki; ben ne mimarım ne mühendisim. Yalnızca şehrin fısıltılarına kulak veren biriyim ve hayatımı böyle idame ettiriyorum. 

Nedir Sanat İstanbul? 

Sanat İstanbul; kendini şehir estetiği üzerine konumlandırmış, şehrin sesine kulak veren ve ihtiyacına yönelik özgün projeler hazırlayan, bu projelerin bütün detaylarını çözümleyen, üreten ve belediyelere tanıtım desteği veren bir firma. Yani biz bir projenin, hikâyesini, felsefesini oluştururken sadece tek boyutlu düşünmüyoruz. İhtiyaçları göz önüne alıyoruz; insanın ihtiyaçlarını, şehrin ihtiyaçlarını… Sonra bu ihtiyaçları estetik bir hazla kendi kültürümüzle harmanlayıp gerçekleştiriyoruz. Bir ayağımız buradayken diğer ayağımızla dünyayı turlamaya çalışıyoruz. Bizim de bir ayağımız kendi kültürümüzde, o mimari arzın üzerine çağdaş versiyonlar ekleyerek yeni bir tat, yeni bir hikâye oluşturuyoruz. Bu yaptıklarımızı da şehirle buluşturuyoruz. 

Belediyelerle iş diyaloğunuz nasıl?

Daha çok fuarlar aracılığı ile iş diyaloğu kuruyoruz. Ürünlerimizi gören belediyeler, beğendikleri ürünleri kendi şehirlerine göre uyarlamamızı talep ediyor, biz de ne istiyorlarsa gerçekleştiriyoruz. 

İNSANA YAKIN ŞEHİRLER TALEP EDİLECEK

Fuarlara sıkça katılım gösteriyoruz dediniz. Peki, Marmara Belediyeler Birliği’nin organizasyonlarında bulunma şansı elde ettiniz mi?

Evet, çalışıyoruz. Hatta Marmara Belediyeler Birliği bizim partnerimiz. Organizasyonlarına katılıyoruz. Çünkü bire bir başkanlarla temas etme şansını elde ediyoruz. Takdir edersiniz ki birebir temas etmeden etkin olmak mümkün değil. Marmara Belediyeler Birliği bu hususta bize kaynak teşkil ediyor. Projelerimizin beğenildiğini aldığımız olumlu tepkilerden ölçebiliyoruz. Bu sebeple Marmara Belediyeler Birliği’nin yaptığı pek çok organizasyona katılım gösteriyoruz.

Marmara Belediyeler Birliği, geçtiğimiz yıl MARUF etkinliğiyle Türkiye’nin en büyük şehircilik organizasyonunu gerçekleştirmiş oldu. Sizce ekim ayında düzenlenecek olan MARUF21’de şehirlerimizin geleceği açısından ele alınması gereken konular neler?

Eskiden şehre gitmek kavramı vardı yeni dönemde koronavirüsle beraber, şehirden gitmek kavramı daha yaygın olmaya başladı. Dolayısıyla yeni gelecekte şehirlerde yaşayan insanlar daha yeşil daha rahat ulaşımlı daha az kalabalık şehirler isteyecekler ve bu şehirlere özlem duyacaklar. Bundan dolayı bu özelliklere sahip şehirler yani insana yakın insanımsı şehirler daha çok talep gören şehirler içerisinde yer alacak. Çok katlı binalarla şekillendirilmiş, akıllı şehir sistemleri yapılırken veya yeni şehirler kurulurken daha çok yeşile daha az kata daha geniş yollara daha geniş yürüme alanlarına çok ihtiyaç olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Kısaca insan özüne dönmeye başlayacak. Daha sade bir hayat tarzı daha sade ama samimi içten yaşam alanları ve bu mantıkla kurulmuş veya bu mantığa evirilmiş şehirler dönemi başladı. Özetle MARUF21’de “İnsani kentler nasıl olmalı?” ve “Teknoloji insani kentlere nasıl hizmet eder?” sorularının cevabı aranmalı.

DEĞERLER SİLSİLESİ ŞEHRE KİMLİK KATAR

Şehir mobilyacılığı dünyada küresel bir modayla mı ilerliyor? 

Elbette. Dünyanın her yerinde şehir mobilyaları var. Her şey ihtiyaçlarla ilintili. Herkes kendi anlayışına göre proje üretiyor. Her şeyi değerler oluşturur. Bizim medeniyetimizde eskiden kapılara iki tokmak koyarlarmış. Eve erkek gelince birinci tokmağa, kadın gelince ikinci tokmağa tıklarmış. Yani bu medeniyet ahlakla oluşmuş. O ahlak silsilesi, kapısının iki kapı, penceresinin cumbalı olmasına vesile olmuş. Yani değerler silsilesi şehre bir kimlik katar. Değerleri ve erdemleri varsa, o erdemleri şehre yansıtır. O erdemlerle yaşayan bir insan, kaldırımları yüksek yapabilir mi? Yapamaz. Çünkü der ki; ben varım fakat benim yanımda engelli vatandaşım da var. Medeniyetler şehirleri oluşturur. Eğer bir insan medeniyetten yoksun ise başkalarının rüzgârlarıyla yelken açar. Bir bakarsın İspanya rüzgârıyla, bir bakarsın Almanya rüzgârıyla, bir bakarsın İtalyan rüzgârıyla… Ama kendi medeniyet değerlerini bulduğunda, erdemleri bulduğunda, hem İspanya’ya, hem İtalya’ya hem Almanya’ya bakar, sonra kendi medeniyetiyle, o baktıklarını özümser. Ortaya kendinden olan ama evrensel değerleri kuşatan bir iş çıkar.

KENT BİR ELBİSEDİR

Tek düze, betonlarla çevrili bir şehre, bir takım farklılıklar getirmek, şehre mutlu yaşam açısından bir artı değer sağlar mı? 

Kenti bir elbise gibi düşünelim. Çok iyi bir tasarımcının elinden çıkmış çok güzel bir kent… Şehir mobilyası bu elbisenin, tabiri caizse yakasındaki bir gül, bir mendil, kravatındaki bir desen, ayakkabısının, gömleğinin uyumu, gömleğine taktığı bir rozet gibidir. İnsanlara kent mobilyası içinde oturma alanları yapmasan bile, sana çok fazla itiraz etmez. Ancak, yaparsan eğer, rahatlığı yaşarlar. Sadece evleri, oturma mekânı olmaz. Evleri, insanların rahat ettikleri huzur duydukları mekândır. Dışarısını da, büyük ev olarak görelim. Yani, benim evim burası ancak benim daha büyük evim yaşadığım bütün alandır. Yaşadığı bütün alanı içselleştirebilmesi için de kent mobilyalarına ihtiyaç var. Burası benim saat kulem, burası benim parkım diyebilmek önemli… Benim parkımın şöyle bir özelliği var; oturunca beni dinlendiriyor, hatta arzu ettiğim zaman bana şiir bile okuyor diyebilmeli… Benim çeşmem, bana sadece su vermiyor; bana ihtiyaç duyduğum zaman ikramlar sunuyor diyebilmeli… İşte benim taksi durağım! İşte benim oturma bahçem! İnsan şehri içselleştirir. Hikâyesini yazar. İşte bizim yaptığımız şey de hikâyeleri yazmak. Yaptığımız her işin felsefi bir değeri var. Biz bankı yaparken, önce ona bir felsefe, bir hikâye üretiyoruz. Eğer hikâyesi olmayan bir ürün yapmışsak, o ürün kendini kabul ettirmiyor. 

PROJELERİMİZ PAHADA HAFİF, DEĞERDE YÜKSEK

Peki, aldığınız geri dönüşler nasıl? 

Bir gün Antalya’dan bir hanımefendi geldi. Kendisi mozaik sanatçısı. Bana dedi ki; “İlyas Bey ben mozaik sanatçısıyım. Sizinle çalışmak istiyorum. Sizin projelerinizde yer almak istiyorum.” Bir öneri sundu. “Antalya’da bir proje gördüm. Tam size göre bir proje. Banklar yerleştirmişler. Üstüne oturunca şiir okuyor. Böyle projeler yapmalısınız,” dedi. O projeyi bizim yaptığımızı söyledim. Bu ve buna benzer, bize zaman zaman görüşler geliyor. Konuşan banklarla ilgili Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aradılar. “İlyas Bey, biz milyon dolarlık proje yapıyoruz. Kimse dönüp bakmıyor. Altı tane bank koyduk. Konuşmayan kimse kalmadı.” Belki onun parasal değerini küçük gördüler ancak o bankların anlamı, fonksiyonları, değeri öyle yüksek ki, milyon dolarlık harcama yaptıkları projeden daha yüksek ses getiriyor. Biz pahada hafif olabilir ama değerde çok yüksek ürünler üretiyoruz. 

Kaç belediyeyle çalışıyorsunuz? 

Türkiye çapında herhalde 100 -150 belediyeyle çalışmışızdır. Bazıları hala aktif. 

Ağırlıklı olarak hangi şehirler? 

Türkiye’nin pek çok noktasında bizim bir ürünümüz vardır. Mesela bizden önce konuşan bank alan, sonra kitap kafe de alıyor, sonra ikram çeşmesi alıyor, sonra büfe alayım ben diyor. O nedenle örnek vermem yanlış olur. 

Projeleriniz evrensel mi, yoksa her mekâna ayrı uygulamalar mı yapıyorsunuz?

 Benim ürettiğim projelerin tamamı evrensel. Mesela bir Selçuklu eseri bizim ülkemizde her yere gider. Ama aynı zamanda Balkanlar’a da, Afrika’ya da gider. 

Marmara Life Maruf Özel Eki için tıklayınız

Bir Cevap Yazın